BİLGE KRALIMIZ SÖYLEDİ;
Hayatın anlamını kaybetmişsem ölmeliyim.
Hayatın kendinde, kendisine has bir gayesi vardır. Bu gaye, hayat gençlik, güzellik, sağlık ve özgürlük gibi tüm harici anlamlarını kaybettiğinde görünür hale gelir. O zaman hayatın güzelliğinin bu arzulanan ama geçici değerlerde değil, bizzat hayatın kendinde olduğunu görürüz.
Hiçbir kinim yok, fakat elem duyuyorum.
Tüm bu olanlara katlanmamın bir sebebi var. Bu sebep sadece bir tane ama yeterli: Katlanmak zorundayım.
Özgürlüğün üstünlüklerinin bizzat özgürlük dışında bir şeyle ispatlanması gerekmez. 0 kendi kendisinin teminatıdır.
Her yerde isyan ve kargaşa emareleri var. Bu dünyamızın tabanına, bizzat temellerine ulaşan bir karışıklıktır.
iki adam batmakta olan Titanik hakkında bahse giriyor. Onlardan biri hile yapıyor. Gerçek hayatta da bir çok insan bu ikisine benzer.
Hapiste iken insanın tek bir arzusu olur: Özgürlük. Eğer hapiste hastalanırsanız, özgürlüğü düşünmez, sağlığınızı düşünürsünüz. Dolayısıyla sağlık özgürlükten daha önemlidir.
Aşırı okuma bizi daha zeki kılmaz. Bazı insanlar kitapları basitçe “yutarlar”. Onlar bunu yaparken “sindirmek”, okunanı işlemek, hazmetmek ve anlamak için gerekli olan zorunlu düşünce fasılalarına riayet etmezler. Bu tür insanlar konuşurken Hegel, Heideggerve Marx’tan bazı parçalar işlenmemiş halde ham olarak çıkar. Bir arının poleni bala dönüştürmesinin “dahili” çalışma ve zaman gerektirmesi gibi okuma da şahsi bir katkı gerektirir.
Hayat, inanan ve salih ameller işleyenlerin dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.
İnsan aklının kendisine sorduğu en derin ve en önemli soru, şimdiye kadar sorulmuş olan en önemli soru şudur: Niçin bir şey yok olmak yerine vardır? Ya da bir şey niçin var olur? Bana göre bu, ontolojinin temel sorusudur.
Aynı şey hakkında sonsuz sayıda yalan mümkündür. Fakat onunla ilgili hakikat sadece bir tanedir.
Hayat tehlikeli bir şeydir. Güvensizlik yaşamanın bedelidir. Sadece ölenler ile asla doğmayacak olanlar mutlak anlamda güvendedirler.
İleriye gitmek imkansızdır, geriye gitmek de; gerisin geriye gidilecek hiçbir şey yoktur.
Gökkuşağından daha güzel bir şey var mıdır? Fakat içindeki insan onu göremez.
Felsefe, insanın alemi kavrama veya en azından anlamaya yönelik tabii çabasından ortaya çıkmıştır ve bu yüzden varolmayı sürdürmektedir. Bu çaba varolduğu sürece felsefe de var olacaktır.
Terbiye sadece bir güzel ahlak meselesi değildir, aynı zamanda birzevk-i selim meselesidir.
Bazı insanların ifade özgürlüğünü sürekli talep etmeleri, o hakkı elde edince de kullanmamaları da ilginçtir.
Kişinin ölümü de hayatı kadar değerlidir.
Akıllı adam nasıl konuşulacağını bilir. Hikmetli adam ise nasıl suskun kalınacağını da bilir.
Mükemmeli başaramayız. Fakat yapabileceğimiz bir şey var: Daha fazla insan olmak için, her insanın daha fazla insana benzemesi için daimî olarak gayret gösterebiliriz.
Yıldızlara ne kadar yakın iseniz, kaderinize de o kadar yakınsınız: Yalnızlık, uzaklık ve soğukluk.
Sadece soran cevap alacaktır.
Aliya İzzetbegoviç /Zindandan Notlar
(Hayat, İnsanlar ve Özgürlük üzerine)











