KİM BİLİR “İLK”İ
İlk mevcud diğer mevcudlann sebebidir. O bütün eksiklerden münezzehtir. Ondan başkasımn bir veya birden fazla eksiği bulunur; halbuki onun hiç eksiği yoktur. Onun varlığı, varlıklann en üstünü ve ilkidir; varlığından üstün ve daha önce bir varlığın bulunmasına imkân yoktur. O, varlık faziletinin en yüksek nahiyesinde ve varlık mükemmeliyetinin en yüksek mertebesindedir. Dolayısiyle varlığında ve cevherinde ademin aslâ yeri yoktur. Adem ve zıd ancak kamer felekinin altında bulunurlar. Adem, varolması lâzım gelen şeyin yokolmasıdır. İlk mevcud ne bilkuvve ne başka tarzda varolmuştur. Onun herhangi bir vecihle mevcut bulunmamasına da imkân yoktur. Bu yüzden o ezelîdir. Cevher ve zatı ile daima var olduğundan, ezelî olması için, başkası na yardım edecek hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Onun cevheri, bakası ile varlığının devamı için, kâfidir. Onun varlığı gibi bir varlığın aslâ, bulunmasına imkân yoktur. Varlığı mertebesinde, kendisi gibi veya kendinden aşkın olan başka bir varlığın bulun masına da imkân yoktur. O öyle bir mevcuddurki onun varolması için, ne “onunla oldu” ne “ondan oldu” ne “onun için oldu” denecek hiç bir sebep bulunamaz. O, ne maddedir, ne de madde ve mevzu ile kaimdir. Onun varlığı her maddenin ve her mevzuun dışındadır. Onun sureti de yoktur. Çünkü maddesiz suret olmaz. Onun sureti olsa idi zâtının madde ve suretten teşekkül etmesi lâzımdı. Öyle olunca da kendisini teşkil eden bu iki cüzüle kaim olması lâzım gelecekti ve varolması için bir sebep bulunmuş olacaktı. Zira bu cüzlerden her biri onun toplu bir halde bulunmasına sebep olacaktı. Halbuki biz onun ilk sebep olduğunu kabul etmiş bulunuyoruz. Onun varolması için hiç bir maksad ve hiç bir gaye yoktur ki o gaye ve maksad için varolsun. Öyle bir şey olsa idi, bunlar onun varolması için birer sebep teşkil ederlerdi, bu yüzden o da ilk sebep olmazdı. O, aynı zamanda varlığı kendinden eski bir şeye borçlu olmadığı gibi kendi dûnunda bir şeye borçlu olmaktan da uzaktır.
*FARABİ (Medinet’ül Fazıla’dan)











