YÜCE BİLGE DER Kİ;
“Başına ne gelirse gelsin sen nefsini terbiye et;
Her gün başka biriyle savaşman gerekmez.
Her şey Allah’tan derlerse deriz ki
Nefsini kınamak, âlemi kurtarmak da Allah’tan.
Hani birisi, bir zerdali ağacına çıkmıştı.
Hem zerdali topluyordu hem yiyordu.
Bahçenin sahibi gördü de Tanrı’dan korkmuyor musun dedi. Adam, neye korkayım dedi;
Ağaç Tanrı’nın ağacı, ben de Tanrı’nın kuluyum,
Tanrı kulu, Tanrı malını yiyor. Bahçe sahibi, dur dedi, cevabını vereyim.
İp getirin, bu adamı şu ağaca bağlayın
Vurun köteği de sözünün cevabını duysun dedi. Adamı bağlayıp dövmeye başladılar.
Tanrı’dan korkmuyor musun diye bağırmaya başladı.
Bahçe sahibi, neden korkayım dedi;
Sen Tanrı kulusun, bu sopa da Tanrı sopası,
Tanrı sopasını Tanrı kuluna vuruyorum.
Sonucu şu: Dünya bir dağa benzer.
Hayır, olsun, şer olsun, ne dersen onu duyarsın dağdan. Bir güzel söz söyledim,
Dağ çirkin cevap verdi sanırsan imkân yok buna.
Bülbül dağa karşı şakısın, Çilesin de dağdan karga sesi gelsin;
Yahut insan seslensin de Dağ eşek anırışıyla yankılansın;
Mümkün değil.
Eşek anırışını duyuyorsan iyice bil ki anırmışsındır.
“Dağa geldin mi güzel sesle seslen;
Dağa karşı ne diye eşek gibi anırırsın^”
Dilerim bu gök kubbe, boyuna hoş sesli kılsın seni.
Mevtana Celaladdin-i Rumî
Fihi Ma Fih











