FİKRET BAŞKAYA

RÖPORTAJ | Mustafa ŞAHİN

Paradigmanın İflası’nda resmi ideolojiyi tartışıyorsunuz. Resmi ideoloji üzerine şu günlerde de epeyce tartışma var. Bir şeyler değişmedi mi Türkiye’de?

Şimdi Türkiye’de 1920’lerin sonundan 1930’larınortalarından beri geçerli olan bir resmi ideoloji var ve bir resmi tarih versiyonu var. Resmi ideoloji yalana dayanan bir ideolojidir. Bu özelliklerinden dolayı inandırıcılığı olamıyor. Sahte gerekçelere dayanıyor. Egemen sınıf açıklarını başka yöntemlerle kapatmaya çalışıyor. Fransa’da doktora öğrencisi olduğum yıllarda sık sık karşılaşırdım. Metroda sokakta adam De Gaulle’e bağırıyor, çağırıyor belki küfrediyor ama, kimse bu adam yüzünden Fransa yıkılacak gibi bir korkuya kapılmıyor. Kendi ideolojilerinden emin olmadıkları için haklı bir şüpheye kapılıyorlar. Bak benim gibi düşünmezsen seni cezalandırırım diyor. Yani ideolojisinin yapması gerekeni jandarması, polisi, savcısı vasıtasıyla düşünceyi baskı altına alıyor. Bilgiyi kendi süzgecinden geçirmiş olarak kitlelere ulaştırmak istiyor.

Bunlar kendilerini ne olarak görüyor?

Bu adamlar kendilerini memleketin sahibi olarak görüyorlar. Biz, bu memleketin insanları için neyin iyi, neyin kötü, neyin zararlı neyin yararlı olduğunu biliriz diyorlar. Bizim dışımızdakiler tümden ahmaktır, geri zekalıdır diyorlar. Bu son derece köklü bir zihniyet. Böyle bir zihniyetin olanaklı olduğu bir toplumun ne demokratiklik ne uygarlık iddiasında bulunması mümkün değildir.

Kitabınızın yasaklanmasından sonra bir resmi ideoloji kampanyası açılmasını nasıl görüyorsunuz? Denk düştü galiba?

Kitabımızın yasaklanması veya cezalandırılması bu kitapta ileri sürülen tezlerin bunlar tarafından doğru bulunmasıdır.devlet beni cezalandırarak kitabımda ileri sürdüğüm fikirleri onaylamış oldu. Son olaylar da ortaya koyuyor ki, başta söylediğim durumdan büyük bir sapma yok.

Türkiye’nin bir kitaptan, bir adamdan, bir düşünceden korkması çok üzücü. Korkuları yeniden depreşiyor galiba.

Hangi dönemde neyi kendisine tehlikeli görüyorsa onun üzerine fazla gitmiştir. Başlangıçta dini kendisine büyük tehlike gibi göstermiştir. Halbuki fiiliyatta böyle bir şey yoktu. Sonra komünizm tehlikesi. Şimdi yeni korkular. Her dönemde bu resmi ideolojinin oluşmuş ayakları var.

Biride laiklik bu ayakların. Bu ayak son günlerde hareket halinde.

Evet, bir tanesi laiklik yalanıdır. Laik falan değil Türkiye. Diyaneti olan ülke, 80 bin imamına maaş veren bir diyanet bürokrasisi olan Türkiye laik değildir. Din, resmi ideolojinin ayaklarından birisi olarak görülüyor.

Ama bir yandan da din bir tehlike olarak sunuluyor, onun adına korkular yaratılıyor.

Resmi ideolojinin olduğu bir yerde, bir toplumda hayali ve gerçek düşmanlara ihtiyaç vardır. Bir korku salar, dehşet varmış gibi davranarak kamuoyunu etkiler. Bir fırıncı ekmek yapar, bense bilim adamıyım, kitap yazıyorum. Hangi hakla benim kitabımı yargılıyorlar. Derlerse ki, kitap yaz ama, benim istediğim gibi yaz. İşte bunu derlerse o zaman haysiyetsiz ve şerefsiz olunmaz mı?..

Onların istedikleri gibi çok kitap yazıldı Türkiye’de.

Evet, çok yazıldı. Oysa bilim adamının iki özelliği vardır. Biri bilim haysiyeti, diğeri entellektüel dürüstlüktür. Bu ikisi olmazsa orada üniversite de, bilim adamı da, üniversal yapılarda olamaz. Öyle kitaplar çok yazıldığı için nitekim bizde yok. Yönetenler böyle düşünüyor, benimde öyle düşünmem lazım diye düşünmek bilime ihanettir.

Birde karşılıklı bir sağırlık var. Aydın çevrelerin sağırlığı çok daha büyük boyutlarda. Birileri toplumu tehdit ediyor da aydının kılı kıpırdamıyor. Siz bir kitabınızdan dolayı yargılanıyorsunuz, başkası inancından, giyiminden, kafasının içindeki düşüncelerden dolayı yargılanıyor. Gerçekte bir aydın dalgası varsa onlardan bu tutuma tepki göstermeleri beklenir.

Bu, karşılıklı sağırlığı neye bağlıyorsunuz?

Bu son derece saçma. Benim özgürlüğüm değil ki, söz konusu olan. Her kesin özgürlüğü. Senin, benim, ötekinin özgürlüğü…

Bir de devlet aydını var, kitabınızda çokça üzerinde durduğunuz?

Memurla devlet bütünleşir ama, aydınla devlet bütünleşmez. Toplumumuz gerçek anlamda aydın üretemez duruma gelmiştir. Bilimsel faaliyeti dumura uğramış bir gelenekten geliyoruz. Adam resmi ideolojiye karşı gelmesi gerekirken, onu deşifre etmesi, ipliğini pazara çıkarması gerekirken resmi ideolojiyi yeniden üretiyor, ona uyum sağlıyor, bunun için beyinsiz bir yaratık haline dönüşüyor. Bu tür bir toplum bugünü ve geleceği tasarlama yeteneğini yitiren bir toplumdur. Ben şimdi emperyalizme karşı çıkmadan bu az gelişmiş ülkenin aydını olabilir miyim? Kültür emperyalizmine karşı duyarlı olmadan, Batı yaşama tarzını sana empoze ediyor. Bugün dünyada tüketilen sinir haplarının yarısı Amerika’da tüketiliyor. Böyle bir toplumun ben nesini taklit edeceğim. Bir sömürge aydını tipidir bu aydın. Sömürge aydınının bilinci esir alınmıştır. Kim tarafından? Sömürgeciler tarafından. Batıdan gelen her şeyi mutlak doğru olarak görüyor. Nasıl bir dünya ve toplumda yaşadığını açıkça ifade edip ona karşı tepki gösterecek yetenek ortaya koyamıyor bu aydın. Bu aydın solcuda olsa fark etmiyor. Zaten Türkiye’deki sol iki resmi ideolojinin çakıştığı bir yerde ortaya çıktı. Biri sömürge ideolojisi, diğeri Kemalist resmi ideoloji. Aydın ezilen, sömürülen saf sınıfın yanında yer alır. Karşı tarafın aydını olmaz bu anlamda. Türkiye’de ne oluyor? Devletin adamı oluyor. Devletin arkasında kim var? Demek ki yalan üretilen cephede yer alıyor bunlar. Ama kendileri böyle görmüyorlar. Bizde ikili yabancılaşma içinde olan bir aydın tipi var. Birincisi sömürge aydı tipi İkincisi üretilen resmi ideolojinin aydın tipi. Her halükârda yalan cephesinde yer alıyor

Kemalizm etrafında koparılan son kasırgalar ne anlama geliyor?

Resmi ideoloji çöküyor. Çöktüğünü görüyorlar. Son bir çırpınış, son bir hamle ile ömrünü uzatmak gayretinden ibarettir son zamanlarda yapılanlar. Ateş en çok dumanı, sönerken çıkarırmış. Son olarak ne kopartabilirizin gayretindeler.

Hep muhalefet etme görevi verilen sol’a niçin böyle bir görev veriyorlar? Aydınıyla, siyasetçisiyle böyle bir görevi niçin alıyor sol?

Bir insan kendine marangozum demekle marangoz olmaz. Adamın kendini nasıl tanımladığı değildir önemli olan, ne olduğudur. Düzen partileri bunlar. Biri diyor ki “bu atta iş yok” değiştirip ötekine biniyor. Birisine diyor ki, sen ortanın sağındasın, ötekine sen ortanın solunda kal diyor. Asıl misyonlarının kitleyi oyalamak, sömürü ve yağma düzenini sürdürmek olduğunu açıkça ifade etmek lazım teşhir etmek lazım

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
açık
26.8 ° C
26.8 °
26.5 °
25%
0.9m/s
0%
Çar
22 °
Per
29 °
Cum
31 °
Cts
31 °
Paz
34 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet