TANRI’YA DÖNÜŞ HAZIRLIĞI
Sizlere, çalışmanın kabalaştırdığı elin Tanrının eliyle tokalaştığını ve yeryüzünün nimetlerinin bitirilmesinde ona ortak olduğunu, yumuşak ellerden pek çoğu sadece şeytanın eliyle tokalaşırken o kaba elden utananın ancak Rabbinden utandığını söylüyorum…
Bugün insanlık kafilesinin başında yer alan Amerika Birleşik Devletleri’nde dağlar kadar buğday ve aç yığınlar var. Binlerce boş ev var orada, binlerce de sığınaksız insan. Yığınlarca kumaş var orada, ama yığınlarca da insanın paçavra elbiseleri neredeyse derilerine yapışmakta. Sayılamayacak kadar icatlar var orada ve milyonlarca insan iş arıyor ve bulamıyor…
Ve sizler ey ülkemin insanları; sizin yaptıklarınız içinde bana, batıya gözü dikmeniz, onun ilerlemiş uygarlığını taklit etmeye çalışmanız ve kendinizi ve içinizdeki bütün fıtrî zenginlikle ruhsal çıplaklığı hor görmenizden daha çok acı veren şey olamaz. Sonra sizler, ülkenizin tarihiyle son derece iftihar ediyorsunuz ve onu “peygamberlerin beşiği” diye adlandırıyorsunuz. Bugün kuşu uçup giden bir yuva haline geldikten sonra bize bu beşiğin faydası ne?
Işıkları yüreklerinizde parlamadıktan sonra peygamberlerinizin size faydası ne? Sizin onları kitaplarınızın sayfaları arasına ve tapınakların karanlıklarına gömdüğünüzü görüyorum. Keşke onları ruhlarınıza gömseydiniz!
Peygamberleriniz sizlere gerçeğin önünde çıplak olmanızı, onun katında ne soyluları ne basitleri, aksine lehlerine ve aleyhlerine olan her şeyde eşit insanları temsil etmenizi öğretmişlerdi. Oysa işte sizler aranızdan kimilerini seçiyorsunuz ve bazılarına şereflilik, bazılarına sevecenlik, diğer bazılarına da mutluluk elbisesini giydiriyorsunuz. Sanki sizden diğer kalanlar yaşamın çerçöpünden başka bir şey değil.
Yazıklar olsun ona ki, mesafeleri kısaltmak için çözümler bulur ama kendisi olduğu yerde kalır. Halbuki kendisiyle kinden sevgiye, perişanlıktan mutluluğa uçacağı iki kanat edinse, diyeceğiz ki: “Allah kanatlarını hayırlı uğurlu etsin”. Ancak o, yerde taşıdığı bütün kıskançlık, arzular, sıkıntılar ve kuruntuları gökte de taşır. İşte o zaman saatte bin mil de kat etse bir mil de kat etse bir şey fark etmez.
Çünkü kendisi hakkında bildiğiyle bilmediği arasındaki mesafe ne ise yine odur.
Özgürlük borusuna üflemiştim insanlarla birlikte ve özgür birini aramaya çıktığımda mülk sahiplerini buldum. Onların “mülkiyetimize bak, ne kadar geniş! Biz özgürüz burada, istediğimizi yapıyoruz” dediklerini duydum. Ne var ki ben, mal varlıklarının çevresinde dikenli tellerden çitler, kalplerinin de bu tellerin dikenlerine asılmış olduğunu gördüm.
Özgürlük, bana kendisini insanların çitlerinde değil, ruhumda aramamı böyle öğretti. Ve insanların en yoksulunun en fazla çite sahip olanı, en çok köle olanının başkalarını köleleştirdiğini zannedeni, memleketlerin en zayıfının en fazla ordu ve donanmaya sahip olanı, milletlerin en aşağılığının da başka bir milletin kendisinden özgürlüğü çalabileceği veya kendisine özgürlük bahşedileceği kuruntusuna kapılanı olduğunu anlattı.
Özgürleştirmek isteyenin önce özgür olması gerekir. Kendinin kölesi eten ise, insanları özgürlüğe davet etmekten salcın. Bunları kendi köleliğinden başka bir şeye götürmez çünkü.
Mihail Nuayme
Tanrıya Dönüş Azığı’ndan Babil Yayınları











