FERYATNÂME*
*Endülüs’ün Düşüşünden Sonra Endülüslülerin Sultan II. Bayezid’e Gönderdikleri Mektuptur (1505)
(1) Efendimiz Halifemize dâim kerîm selam olsun!
(2) Kâfirleri alaşağı eden şerefli yüce efendimize selam olsun!
(3) Her yerde Allah’ın yardımıyla zaferler ve mülkler kazanana selam olsun!
(4) Şehirlerin en kıymetlisi İstanbul’a yerleşen efendimize selam olsun!
(5) Allah’ın ordu ve Türkler’le süslediği ülkenize selam olsun!
(6) Allah sizi bütün milletlere hakîm ve şerefli kıldı, size selam olsun!
(7) Kadıya ve onun gibi değerli âlimlere selam olsun!
(8) Din ve takvâ ehline ve meşverette söz sahibi olanlara selam olsun!
(9) Batı’da, Endülüs’te – dâru’l-gurbet’te kalan kölelerden size selam olsun!
(10) Karanlık ve büyük Rum denizinin ortasında kalanlardan selam olsun!
(11) Büyük bir musibete uğrayan kölelerden size selam olsun!
(12) Şerefli bir hayattan sonra sakalları yolunan dedelerden size selam olsun!
(13) Sokaklarda örtüleri çekilip yüzleri açılan kadınlardan size selam olsun!
(14) Zorbalıkla sürüklenip götürülen, tecavüz edilen tazelerden size selam olsun!
(15) Domuz eti ve murdar et yemeye zorlanan ninelerden size selam olsun!
(16) Cümlemiz eşiğinizi öper, her zaman size hayır dualar ederiz.
(17) Allah size musibetlere karşı âfiyet versin, ömrünüz uzun devletiniz dâim olsun!
(18) Kıymetli ülkenizde Allah hâkimiyet ve saltanatınızı dâim kılsın!
(19) Başımıza gelen büyük felaket ve hâl-i perişânımızı efendimize arz ederiz!
(20) Zulme ve nice çirkinliklere maruz bırakıldık, Hristiyanlaştırıldık, dinimiz değiştirildi!
(21) Nerde o Muhammed’in dini uğrunda haçlılara karşı cihad ettiğimiz günler!
(22) Onca yıl ölüm, esaret, açlık ve kıtlıkta cihad ettik…
(23) Fakat Hristiyanlar her gün taşan bir sel gibi üstümüze geldiler.
(24) Güçlü ordularıyla bir çekirge sürüsü gibi hırsla üstümüze abandılar.
(25) Uzun yıllar boyu onlara karşı koyduk, bölük bölük askerlerini de yendik.
(26) Fakat onların süvarileri gitgide artıyor, bizimkiler ise azalıyordu.
(27) Ne zaman ki biz zayıf duruma düştük, onlar da şehirlerimizi bir bir zapt ettiler…
(28) Şehirlerimizin kalın surlarını yıkan ağır toplarıyla geldiler.
(29) Günlerce ve aylarca bizi kuşatma altına aldılar.
(30) Kardeşlerimizden yardım gelmeyince atlarımız ve adamlarımız yorgun düştü.
(31) Erzak ve cephane de tükendi, daha büyük felaketlerden korktuk, çaresiz teslim olduk!
(32) Çocuklarımız, kızlarımız esir edilir, işkenceyle öldürülürler diye korktuk!
(33) Şu şartla ki, düşen önceki Endülüs şehirlerinde Müdeccen kalan atalarımız gibi,
(34) Ezanımız ve namazımıza sahip oluruz ve şeriatın hiçbir emrini terk etmeyiz.
(35) İstediğimiz kadar malı da alarak denizden Mağrib’e göç edebilmeliyiz.
(36) Tam elli beş şart ve daha nice vaatler…
(37) Onların kralları ve önderleri bize dediler ki, “her türlü şartınızı fazlasıyla kabul ediyoruz!
(38) Hiçbir baskı olmadan eskisi gibi mallarınıza ve beldelerinize sahip olacaksınız!”
(39) Ancak, onların eline düştükten sonra, antlaşmanın bütün şartları unutuldu ve zulüm dönemi başladı!
(40) Verdikleri sözden döndüler ve bizi zorla Hristiyanlaştırdılar!
(41) Kuran-ı Kerimleri yaktılar, çöpe ve pisliğe karıştırdılar!
(42) Dinimizle ilgili bütün kitapları alaycılıkla ve hakaretle ateşe attılar!
(43) Müslümanlara okuyup avunacak bir kitap, bir Mushaf bile bırakmadılar!
(44) Oruç tutup namaz kılan bir Müslümanı yakaladıklarında hemen ateşe atıyorlar!
(45) Kendilerinin küfür mekânı tapınakları kiliseye gitmeyenleri feci şekilde cezalandırıyorlar!
(46) Suratlarını tokatlıyor, mallarına el koyup en berbat zindanlara atıyorlar!
(47) Ramazan ayında her gün zorla yedirip içirerek orucumuzu bozuyorlar!
(48) Peygamber Efendimize küfretmeye zorluyorlar! Düğünde ve matemde O’nun adını bile anamıyoruz!
(49) İlahi söyleyerek Muhammed adını ananları yakalayıp işkence ediyorlar!
(50) İdareciler, bu insanları dövüyor, ağır vergiler alıyor, zindanlara atıyorlar!
(51) Müslüman âdetlerine göre ölülerimizi defnedemiyoruz!
(52) Ölülerimizin naaşlarını bir hayvan leşi gibi çöplüğe atıyorlar!
(53) Daha nice namussuz ve alçakça davranışlara maruz kalıyoruz!
(54) Bize sorulmadan baskıyla isimlerimiz değiştirildi!
(55) Ne kötü ki Muhammed’in dini yeryüzünün en kötüsü Hristiyan köpeklerin diniyle değiştirildi!
(56) Ne kötü ki isimlerimiz aptal Hristiyan adlarıyla değiştirildi!
(57) Ne kötü ki oğullarımız ve kızlarımızı her sabah zorla kiliseye götürülüyorlar!
(58) Ne kötü ki masum çocuklarımıza kiliselerde küfür, yalan, günah öğretiyorlar!
(59) Ne kötü ki tertemiz camilerimiz kâfirlerin elinde çöplük haline geldi!
(60) Ne kötü ki minarelerimize çanlar asıldı, artık ezan yerine çanlar çalınıyor!
(61) Ne kötü ki o güzel şehirlerimiz kâfirler yüzünden derin karanlıklara gömüldü!
(62) Müslüman saldırısına karşı onları birer haçlı kalesi haline getirdiler!
(63) Hristiyanlar bizi köleleştiriyorlar! Kelime-i şehadet bile getiremiyoruz!
(64) Ne hale düştüğümüzü görseniz gözlerinizden sel akarcasına ağlardınız!
(65) Ah ah, ne aşağılık durumlara düştük! Başımıza ne felâketler geldi!
(66) Rabbimiz Allah ve yaratılmışların en hayırlısı Mustafa adına siz efendimizden yardım dileniyoruz.
(67) Peygamberimizin Ehl-i Beyti ve Sahâbîleri adına,
(68) O’nun amcası Abbas adına ve şerefli beyaz sakalı hürmetine
(69) Ve bütün ulemâ adına, sâlih ve şerefli kişiler adına!
(70) Eğer bize yardımcı olursanız umulur ki Allah bize merhamet eder.
(71) Eğer bir emriniz olursa süratle yerine getirilecektir!
(72) Hristiyanlığın merkezi sizin hâkimiyetinizdedir ve dünyaya o merkezden yayılmıştır.
(73) Allah adına efendimiz bize bir kelâm edin, bir yol gösterin!
(74) Şerefli faziletli yüce efendimiz, siz Allah’ın mazlum ve mağdur kullarına yardım edersiniz.
(75) Roma’da oturan Papa’ya sorun, bize verilen sözlerden ve tanınan haklardan nasıl caydılar!
(76) Bize yapılan bu zulme sebep ne? Ne kötülük etmiş ne günah işlemişiz?
(77) İslâm hükümdarları hiçbir zaman Hristiyanlara verdikleri sözlerden ve tanıdıkları haklardan dönmediler.
(78) Hiç kimseyi dininden ve yurdundan çıkarıp zulmetmediler, kimsenin namusuna dokunmadılar.
(79) Söz verip de ahde vefasızlık etmek her millete suçtur, yasaktır!
(80) Bir de bu çirkin suçu krallar işliyorsa hiçbir zaman affedilmez!
(81) Mektubunuz onlara ulaştı ama bir kelimesine bile itibar etmediler!
(82) Aksine, bize yapılan baskı ve işkenceyi daha da artırdılar!
(83) Onlara Mısır’dan da elçiler ulaştı ama ne fayda!
(84) Elçilere Hristiyanlığı zorlama olmadan kabul ettiğimizi söylediler!
(85) Onlara itaat ettiğimize dair sahte vesikalar gösterdiler! Ama vallahi biz bunu kabul etmiyoruz!
(86) Bu söz ve davranışlarıyla hakkımızda büyük yalan söylediler!
(87) Öldürülme ve yakılma korkusuyla onların söylediklerini yapmak zorunda kaldık!
(88) Oysa biz her şeye rağmen Peygamber Efendimizin dini ve Allah’ın tevhidi üzere yaşıyoruz!
(89) Vallahi asla dinimizin değişmesine razı olmayız, Hristiyanlığı asla kabul etmeyiz!
(90) Hatta hiç baskı yapmadan Hristiyanlığı kabul ettiğimizi söyleseler bile!
(91) Huejar halkına sorun nasıl vahşice katledilip köleleştirildiler!
(92) Belfika halkına da sorun, işkenceden sonra nasıl kılıçla parçalandılar!
(93) Munyafa’dakilere ve Büşşerât’takilere bakın, nasıl kılıçtan geçirildiler!
(94) Ve Endereş halkı nasıl camilerinde yakılarak kömüre çevrildiler!
(95) Ah efendimiz, işte durumumuz ve şikâyetimiz! Hristiyanların elinde gördüğümüz işte budur!
(96) Biz istiyoruz ki, anlaşmayı bozmadan önce söz verdikleri gibi dinimize ve namazımıza dokunmasınlar!
(97) Bu da olmazsa, artık bu topraklardan Mağrib’teki sevdiklerimizin yanına göçmemize izin versinler.
(98) Hicret etmemiz, burada kimliksiz kâfir olarak kalmamızdan daha iyidir!
(99) İşte şerefli makamınızdan ümidimiz budur, dertlerimize siz çare olabilirsiniz!
(100) Diliyoruz, derdimize deva olun ki çilemiz sona ersin!
(101) Allah’a şükür ki, siz bizim için en hayırlı padişahsınız. Sizin güç ve şerefiniz herkesten üstündür.
(102) Allah’a dua ederiz ki âfiyet içinde saltanatınızla şerefinizle hayatınız dâim olsun!
(103) Ülkenizde dirlik-düzenlik dâim, askeriniz ve malınız bol olsun. Allah sizi düşmanlara karşı muzaffer eylesin!
(104) Son sözde Allah’ın selamı ve rahmeti her zaman üzerinize olsun.
*Lütfi Şeyban- Zirvenin ihtişamı ve düşüşün çığlığı: Endülüs’ten bir güzellik şiiri bir de feryatnâme”makalesinden derlenmiştir.
Hazırlayan: Yılmaz Türker Demirbaş











