Yaşadığımız insan krizidir. Umudun ve aşkın kollarını budayan, insan duyuşunu ve duruşunu kendine tehdit gören köhne ve hantal bir mekanizmanın ele geçirdiği sistem, hastalıktan başka bir şey üretemez. Varoluşunu kamplaşmalara ve çatışmalara endeksleyen, bu uğurda hiçbir etik değeri önemsemeyen bir sürecin ülke insanına sunacağı tek şey kaostur. Bu oligarşik zihin, takıntıları uğruna savaş psikozuyla yarınımızı kirletmeye devam ediyor. Böylesi bir refleksin ekonomik alandaki yansıması yine mazlum halkta kendini gösteriyor. Aslolan ise ruhlarda oluşan çökertmedir ki sonuçlarını yıllar sonra göreceğiz. Her şeyin bayağılaştığı ve aşağılık birer nesne haline getirildiği bir ortam, globalizm sunağına kurbanlar taşımaktan başka bir anlam içermemekte. Tüm bu çirkefi, sahiplerinin suratına çarpacak irade ancak ilahi dengenin gölgesinde bekleyen iradedir. Biz buna iman ediyoruz. Ve biliyoruz ki onların anlayamayacağı ve tanımlayamayacağı tek dil bizlerin yüreklerinden yükselen çığlıktır.
Kuşkunun gözleri yüzyılların deneyimi olan bir ülkeyi derin karanlığa doğru itiyor. Yalanlarla inşa edilmeye çalışılan sistem, kuru- yoz avuntular ve nutuklarla kitleleri hizaya sokmanın peşinde. Metalaştırılan ve yozlaştırılan her değer bumerang gibi dönüp toplumun atardamarlarını parçalıyor. Geriye kalan soysuz bir İnadın çevirdiği kirli çarklara direnmeye çalışan ve tehlikeli ilan edilip, tehdit olarak görünen bir avuç erdemli insan. Bir avuç gökyüzü… Şimdi yeniden, yeni baştan inşa etmeli kendimizden başlayarak her şeyi. Zamanı taze başlangıçlara kurmalı ki neyi kaybettiğimiz hatırlanmalı. Şimdi derin bir sonsuzluk çekin ciğerlerinize; düştüğünüz yerden kalkın ve yola koyulun.
Saygıdeğer Okur!
Yüzümüzü döndüğümüzde kalbimize akacak olan sonsuzluk serinliği… Bunu sizde fark ediyoruz dostlar. Siz de biliyorsunuz ki Yolcu, salt edebiyat dergisi olarak tasarlanmıyor. Kelimelerin ve cümlelerin dehlizlerinde kaybolup gitmek değil amacımız. Bir sevdayı, bu sevdayı dillendirdiğimizde “sözü dinleyip, en güzeline tabi olmak” gibi kadim bir sancıyı taşıyoruz. Tek bir yürek halinde bir ülkeyi tarıyor gözlerimiz. Dinlediğimiz ağıtlar senfonisi en onulmaz noktalarımıza kadar çarpıp çığlığa dönüşüyor. Bu çığlığı duyumsayan, paylaşan, bu çığlıkla dertlenen bakışların dergahını kuruyoruz sizlerle. Ses verdiğimizde, karşılığının sizlerin elleriyle çoğaltıldığını biliyoruz. Bunu bilmek dahası sıcaklığınıza ortak olmak bu zorluk günlerinde ne kadar dingin durmamız gerektiğini hatırlatıyor bize.
Bu sayımızla birlikte üçüncü yayın dönemini de bitirmiş olacağız. Yeni dönemde daha güzeli yakalamanın, sizlerin aklığınızda paklanmanın heyecanını devam ettireceğiz. Biliyoruz ki yayın periyodumuz yani sayılar arasındaki uzun boşlukta hasretinizi demliyorsunuz.’)1 Buradan söyleyelim ki özlenmek istiyoruz,’ biraz da bundan kaynaklanıyor bu durum. Yarın için güzel tasarılarımız var. Hayata geçirdiğimizde siz de seveceksiniz. Sizden tek isteğimiz yanımızdaki onurlu duruşunuzu devam ettirmenizdir. İşte bakın, şafak kızıl tenini gösterdi bile.
Ve elbette ki seherin sahibi, kalbimizin de sahibidir. Vesselam.
















