NURETTİN DURMAN

RÖPORTAJ | Selçuk KÜPÇÜK

Çok şiir yazılıyor az şiir okunuyor

“Nihayet 15 Temmuz 2016 gecesinde: Ey gecenin mehtabına konmuş, Jetlerin helikopterlerin yaylım ateşine, karışan salâlar eşliğinde darbeye karşı çıkan bir halk olarak, tankların silahların karşısında duranların kahramanlık şiirleridir. Toplumcu, toparlayıcı, halkın hissiyatına tercüman olan şiirler toplamıdır: Özgürlük İçin Bir Şarkı”

“ÖZGÜRLÜK İÇİN BİR ŞARKI” VE BAŞKA ŞEYLER ÜZERİNE…
Nurettin Durman ile bir dönem çıkarmış olduğu Düşçınarı dergisi üzerinden tanıştım. İş yerinin karşısındaki çınar ağacına gönderme yapan bir dergi ismi Düşçınarı. Ben de o yıllarda yeni yeni şiirler yayınlamaya başlamışım. Düşçınarı’na gönderdiğim şiirimi hemen değerlendirdi Nurettin abi. Çok mutlu oldum. Ancak daha sonra yolladığım şiirim bir türlü çıkmıyor dergide. Epey bekledikten sonra sitem dolu bir mektup kaleme aldım. O yıllarda İs tanbul’da yaşayan sevgili kayıp şairim Cengiz Coşkun’a göstermiş mektubumu. Gençlik işte, bir an evvel göreyim istiyorsun şiirini. Cengiz Coşkun -sanırım telefon görüşmesi ile- durumu bana anlattı. Bir hata yaptığımı farkettim o vakit. Çok aceleci davranmış ve yüz yüze henüz hiç görüşmediğim Nurettin Durman’ı üzmüştüm. Sonra bir yerde karşılaştığımız zaman kendisinden özür diledim. O da bilge bir adam zaten. Hiç alınganlık göstermedi sağolsun. Böylece genç bir şairin gönlünde varolan yeri daha da büyüdü.

Hayallerimden birisi hususen gidip O’nun meşhur berber dükkanında kendisine traş olmaktı. İstanbul’un karmaşası içerisinde bir ziyaretime denk getirerek çınarın gölgesindeki dükkanını buldum. Küçük, mütevazi bir dükkan. Sanki İstanbul’a ait değil de Anadolu’nun bir kasabasından kopup gelmiş gibi abartısız bir işyeri. İs tanbul’a sırf direnmek için orada duruyor adeta. Büyük aynaların, berber koltuklarının, havluların, fırçaların, güzel kokuların arasında küçük sehpaların üzerinde okunmayı bekleyen bir sürü edebiyat dergisini görmek ise beni hiç şaşırtmadı o gün. Arkama büyük Türk şiirini alarak saçlarımı ve sakallarımı şair Nurettin Durman ellerine bıraktım. Huzur içinde şiir söyleyebilirdim artık (S.K).

Ben son birkaç yıldır şiirinizde müthiş bir yoğunluk ve derinlik okuyorum. Siz ne dersiniz?

Yazdıkça kendini daha çok yazdırıyor ve doğal bir hak olarak da kendini göstermek, ortaya çıkarmak istiyor şiir. Şiiri büyük bir arzuyla arzuluyorsanız sizi kırmıyor karşılık veriyor daha iyi daha derin daha güzel bir şekilde görünmek istiyor. Hep aynı kalmak aynı düzeyde aynı ritimde kalmak istemiyor tabii. Değişim, gelişim, görüşüm hallerini kendinde toplayarak, biriktirerek bir an halinde bir oluşum ve baskılama halinde kendini esaretten kurtarıyor. Bu iç donanım bir molekülken çokça kıvılcımlar saçarak parlıyor, yayılıyor dışarı doğru içinizden. Zihnin birikmiş ağırlığını da hafifletiyor böylece. Yılların birikimini de katmadan olmaz tabii bu gelişmeye. Hayata bakmak, algılamak, hissetmek, sorumlu olmak da var tabii bu yoğunluğun içinde. Tefekkür ederek, güzel kalıcı şeyler olsun diyerek yazmak var niyetimizde.

1990’ların toplanma merkezlerinden birisi olarak Kardelen dergisi süreci içerisinde yer aldınız. Sonra Düşçınarı dergisini çıkardınız. Lamure dergisi var bir de. Aynı zamanda bir dergici olarak, dergiler şiirinizin şekillenmesinde nasıl rol aldı?

İlk şiir yazıyorum dediğim zamandan sonra dergiler ile içli dışlı oldum. Gençlik yıllarım, Çemberlitaş, Divan Yolu, Cağaloğlu, kitapçılar. Şiiri dergilerden öğrendim diyebilirim. Her ay sabırsızlıkla bekler çıkacak olan edebiyat dergilerini büyük bir iştiyakla alır okur ve sonra da yazdığım şiirleri dergilere gönderirdim. Dergilere çok şiir gönderdim ve çok şiirim yayınlanmadı o dönemlerde. Bu şiir işi de bir kısmet işidir. Yayınlanmayan şiirler yayınlanan şiirler derken bir kısmet çıkıyor önünüze ve kendinizi bir derginin kurucuları arasında buluyorsunuz. Kardelen dergisine kadar Yaşar Kaplan’ın çıkardığı Aylık Edebiyat dergisinde dergi kapanıncaya kadar şiirlerim yayınlandı. Kardelen dergisinde yazanlar şiir yayınlayanlar bir seviye tutturmuş arkadaşlardık. Bu genç edebiyatçıların oluşturduğu (benim dışımda hepsi genç olan arkadaşlar) Kardelen Dergisi şiirimize bir hareket getirdi, bir öz güven, bir kendini ilerletme halini gösterdi bize. Yeni yazmaya başlayan genç istidatların şiirlerini yayınladık. Kitaplarımızı çıkarmaya başladık. Düşçınarı biraz daha olgunlaşmış şairlerin, artık kitapları da olan şairlerin daha iyi olmak yolundaki bir girişimi oldu. Daha iyiye varma daha kendi olma ve var olduğunu edebiyat âlemine duyurma imkânı verdi diyebilirim Düşçınarı Dergisi. Daha şiir olan şiirler yayınlandı bu dergimizde. Yazarak, yayınlayarak birbirini okuyarak daha iyiye doğru adımlar atılmış oldu. Şiir daha çok hayata dâhil olmaya başladı. Bir de kendiniz bir derginin içinde iseniz yazdıklarınıza yayınladıklarınıza daha çok itina gösteriyor ve en iyiyi bulmaya çabalıyorsunuz. Bu içten gelen bir eğilim oluyor. Kendinizi öyle bir hal içinde buluyorsunuz ister istemez.

“Özgürlük İçin Bir Şarkı” kitabınızda “Bağdat” isimli bir şiiriniz bulunuyor. Kerbela’dan günümüze uzanan bir acılı tarihi anlatıyorsunuz aslında. Türk şiiri bugün Türkiye’nin güneyinde yaşananlar hakkında ne düşünüyor, ne söylüyor sizce?

Acılı coğrafyaların acılı bölgelerin şiirini yazmak şairin de acısı olmalı. Bunu nasıl dile getirecek nasıl sözcüklerle gün yüzüne çıkaracak bu önemli elbet. Bunu yıllar önce “Yalnız Kalmış Bir Oğul” şiirimde ve başka şiirlerimde dile getirdim. Bir şey var ki sizin çok önemli gördüğünüzü başkaları ya önemli bulmuyor, anlamıyor, önemsemiyor veya üstünü kapatmaya, görmezden gelmeye başlıyor. İçimizde bir ikilem var. Biraz da taraflardan bir taraf mı yoksa bütüncül olmak bütüncül bakmak mı meselesi var. Bir de zaman içinde olaya bakış açısı değişebiliyor, bazı şeyler anında yazılmayabiliniyor, daha sonraya kalabiliyor. Türk şiiri şimdilik ne düşündüğünün ötesinde daha bir şey dediği yok sessiz gibi duruyor ama Türkçe baktığını söyleyebiliriz.

“Özgürlük İçin Bir Şarkı” kitabınızın tematik bir bütünlük taşıdığını düşünüyorum. Savaş karşıtı, mazlumdan yana, çatışmaların yaşandığı coğrafyalardaki insan hallerini anlatan şiirler var. Dolayısı ile bir anlamı olmalı bu tematik bütünlüğün. Okura bu bütünlük ne söylüyor?

Şair çağının tanığı olmalı diye düşünüyorum. En yakınındaki olumsuzluklardan en uzaktaki olumsuzluğa kadar bakmalı dünyaya. Malum günümüzde teknolojik gelişmelerin yardımıyla olayları duymak, görüntü olarak görmek mümkün oluyor. Bu kadar haksızlık, zulüm, yıkım varken şair nasıl rahat etsin nasıl bu yıkımlara karşı sesini çıkarmasın. Bunu dünyaya bakış olarak almak lazım diye düşünüyorum. Mazlum insanların yanında yer almak lazım diye düşünüyorum ve öyle kabul ediyor öyle inanıyorum. Biz kendi dar alanımızda kalıp bunalımlarımızın şiirini mi yazacağız yoksa bir haksızlık olmuşsa bir vahşet yaşanmışsa ona mı bakışlarımızı çevireceğiz müstebitleri lanetleyeceğiz? Özgürlük İçin Bir Şarkı’daki şiirler yaşanmış olan trajik acı olayların büyük bir hissiyatla yoğrulmuş düşünceler eşliğinde şiir olarak meydana çıkmıştır. Bu şiirler yaşanılan acı zamanlar içinde yazılmıştır. Bosna’nın, Çeçenistan’ın, Filistin’in, Uyandırılmamış Afrikalının, Mahzun bakışlı zenci insanın zincirlerini koparmasını haykıran, hatırlatan, cesaretlendiren şiirlerdir. Müslüman halkın, ümmetin çığlığını duyurma şiirleridir. Kudüs, Ramallah, Cenin! Seslenişidir. Afganistanlının mücadelesidir.

AFGANİ
Hindikuş’ta uçan kuşlar
Boing çelik bir kuş mudur?

Bomba falan atacaklar
Gökyüzü çok yokuş mudur?

Böyle bir tarih düşümüdür. Vaktaki unutulmaya bir zaman gele hesabı sorula inşallah diyedir. Hey ağlama güzel kız diyerek Beyazıt’taki, Cerrahpaşa’daki başörtülü kızların direniş şiiridir. Gecenin bir vaktinde Amerikan uçakları Bağdat’ı bombalarken ve müezzinler salalarla yardım isterken ve televizyonlar gecenin o vaktinde bütün dünyaya canlı yayın yaparken ki hüznün, acının çaresizliğin şiiridir Bağdat şiiri:

BAĞDAT
Gökyüzünden ateş düştü efendim
Yaktı kavurdu yüreğimi efendim.
Bir susadım bir susadım efendim
Bir ağacın kökleriymiş efendim
Nergisler Çiğdemlermiş efendim
Bir şey var ki susamak bile artık
Kaçıp gider uzaklara efendim
B 52 bombardıman uçakları insafsız
Hücumlarıyla dolunaylı gecede
Bombalar, bombalar yağarken efendim.

Aklımızı başımıza alamadık efendim
Duramadık yârin kapısında merhaba.

Artık üşümeye başladım ki efendim
Gözyaşım bitecek biterse geldi bana
Böyle kalakaldım yapayalnız ortada
Birdenbire bu koskoca dünyada
Hâlbuki ne güzel ölüyorum sırayla
Toprağa düşüyorum kardeş kardeş sırayla
Bakınca sağa sola bakınca dört tarafa
Ne kadar da kalabalık ölüyorum efendim.
Şurada upuzun yatmak gibi
Bir lüksüm de kalmadı efendim.

Şöyle Bağdat’a doğru şöyle eski bir hayal
Kerbela’dan geçsem üstüm başım kan revan
Hüseynin başı için ne yapsam ah ne yapsam
Müslüman kanı mı toplasam hokkayla
Kudüs’e bir ah kadar yakın mı olsam
Mescidi Aksaya gözyaşı döksem
Sabah olsa efendim ah bir sabah olsa
Ben ölsem, ben ölsem; dünya kurtulsa

Birden başladı yağmur çizgi çizgi çatılar
Pencereden baktım yağmur altında çatılar.

Velhasıl bizi biz olmaktan türlü çeşitli kandırmalarla, hilelerle, uzaklaştırmaya çalışan şer güçlerin yaptıklarına, yapmak istediklerine sözcüklerin o büyük kalıcı gücüyle, onların oyunlarını bozmaya, ifşa etmeye ve tabii ki esaslı bir kendine gelme şuuruna ve dahi hamlesine ışık olmaya, insanlık onurunun vazgeçilmezliğine ve özgürlüğün insanın doğal hakkı olduğunun vurgusuna işarettir. Nihayet 15 Temmuz 2016 gecesinde: Ey gecenin mehtabına konmuş, Jetlerin helikopterlerin yaylım ateşine, karışan salâlar eşliğinde darbeye karşı çıkan bir halk olarak, tankların silahların karşısında duranların kahramanlık şiirleridir. Toplumcu, toparlayıcı, halkın hissiyatına tercüman olan şiirler toplamıdır Özgürlük İçin Bir Şarkı…

Kitaptaki “Mutlaka Birgün” şiirinizde bir gelecek tahayyülünüz söz konusu ama daha geniş anlamda ele alırsak sürekli savaşın, mezhep ve etnik kıyımların yaşandığı Ortadoğu’da şiir bir özeleştiri yapmayacak mı hiç?

Bu şiirde bir öz eleştiri var zaten. Bütüncül bir eleştiri var. Zaten eleştirel bir şiirdir. Şiiri yoruma,incelemeye açmak lazım ama bu benim işim değil tabii. Yalnızca mezhep ve etnik savaşların değil daha başka savaşların eleştirisini de yapmak lazım gelir. Totaliter,buyurgan, baskıcı rejimlerin himayesinde yapılan, kıyımların, haksızlıkların, beceriksizliklerin de eleştirisini yapmak lazım. İçerden ise ne kadar biz olmuşuz, aslımızı ne kadar inkâr etmiş ne kadarı ile kendimizi avutmuşuz bu güne kadar? Neden mezhep çatışmalarının etnik kışkırtmaların önünü almak için adil, doğru, insani,İslami tedbirler almaya yönelmiyoruz da bir türlü rahat yüzü göremiyoruz Müslümanlar olarak? Bu toptan bir Müslümanlar meselesidir diye bakıyorum olaya. Konusu itibariyle bu şiirimi çok önemli buluyorum, bu hayati meseleler ilim irfan mahfillerinde, toplayıcı, toparlayıcı, kuşatıcı, iyi niyetli ehil insanlar tarafından bıkmadan usanmadan gündeme gelse, anlatılsa, uygulansa ne kadar iyi olurdu diyorum neticede…

Dergiler çıkarmış ve birbirini takip eden genç kuşakların şiirlerini yayınlamış bir şair olarak günümüz Türk şiirinin fotoğrafında neler görüyorsunuz?

Şiir vadisinin kapıları açık duruyor. Şiiri kendine çeken şiiri içinde barındıran çilekeş insan teki ne yapıp edip o kapıdan içeri girmek istiyor. Bir tutku hâlidir bırakmıyor başını, bağrını, aklını, fikrini ille de o kapıdan girecek o vadide sözcüklerin gönlünü alıp serazat bir nida koparacak. Bu ateşli bu yangınlı hâllerin arasından kendine bir şiir âlemi kuracak. Orada oturacak oradan ses verecek. Seslerin birbirlerine ulanıp semaya uçma vaktini terennüm edecek. Bir söz bir söze bir mısra bir mısraa eşlik edecek ve meydana atacak kendini böylece şiir.Şiirin kendini ortaya koyuşunu şiir vadisine doğru yol alışını biz edebiyat dergilerinde izlemiş oluyoruz. Yeni bir isim yeni bir ses yeni bir duruş sergileyen göze görünmüş oluyor böylece, kendini bu vesileyle ele vermiş oluyor.Günümüz Türk şiiri kendini açığa vurmaya kıskanıyor gibi. Çok şiir yazılıyor az şiir okunuyor. Çok seçmeli bir gözle dergilerde yayınlanan şiirlere baktığımızda çok şairin az şiirini okuyabiliriz. Dergilerin sayfaları arasındaokumaya çalıştığımız şiirler arasından iyi şiir kendini hemen öne çıkarıyor ve okutuyor. Bir diğer husus ise söz kalabalığı içinde kendini var saymaya çabalıyor çoğu şiir yazanı, lakin kim kalır yarına kim dökülür ortalığa geleceğin şiir tarihi buna müdahil olabilir ancak. Şimdilik kesin yargı yok iyi şiirleri beklemek var. Dünya fani ölüm hak şiir bir zarurettir vesselam

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
açık
24 ° C
24.5 °
24 °
29%
3.6m/s
0%
Pts
24 °
Sal
24 °
Çar
27 °
Per
29 °
Cum
31 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet