RÖPORTAJ | Metin ACIPAYAM
Çocuk Edebiyatı türünde yazmak hep özeldir.
Ölümsüzlüğe kapı aralar Çocuk yazarları bir bakıma. ‘Hayal’ ile yoğrulan minik yüreklere seslenmek; rüzgârlı şiirler,duygulu metinler yazmakla mümkündür aslında…
İnsanoğlunun dünyaya gelmesiyle başlayan öğrenme-öğretme / olgusu hayat boyunca devam etmektedir. Çocukluktan başlayan insan hayat serüveni gençlik, yetişkinlik, ihtiyarlık gibi çeşitli evrelerden geçerek vadesini doldurmakta.
Edebiyat-özelde çocuk edebiyatı-insanın hayat evrelerini manalandırıp tanımlar. Mustafa Ruhi Şirin’e göre “çocuk edebiyatı” ‘önce edebiyattır. Edebiyat yönü ile edebiyatın içinde en incelikli yazarlık biçimidir. Her yaştan okurun alakasını çekebilen, okunabilen, dili, anlatımı ve biçimi ile edebiyatın içinde yeni bir türdür.’
Şirin’in çocuk edebiyatı yazarlığı için söylediği ‘incelikli yazarlık biçimi’ni Gökhan Akçiçek üslubunda görmenin hazzı beni ziyadesiyle mutlu etmiştir. Akçiçek, şiirleri ve hikâye metinleriyle çocuğu ‘çocuk görmemek suretiyle’ onu küçültmeden büyütmenin yolunu / üslubunu yakalamış, kimi zaman kıvrak, kimi zaman ince, kimi zaman narin ve nâzenin… Bütün bu anlatım çeşitliklerini eserlerinde verebilmeyi başaran bir isim; Gökhan Akçiçek…
Harflerin kelimelere, kelimelerin mısraya ve tabii olarak şiire gebe olduğunu ‘her harfin bir şiiri var’ kitabında görmekteyiz adeta.
Şiir sanatların en soylusudur, soylu çocuğa soylu şiirler yazmak… Çocuk Edebiyatı yazı üslubunun soylu tavrıdır… Sözü damıtmakla başlıyor Akçiçek her şiirine, kelimeleri presliyor önce, sonra ustalıkla onları işliyor ve şiir olarak çocuklara emanet ediyor… Sözü sağarak kelimeleri estetik süzgeçten geçirmesi okuyucuyu bir başka sürüklüyor hayal iklimine… Gizemli Şiir’de ruhî dünyasını çocuklaştırıp çocuğu ‘bir çocuk üslubuyla’ konuşturarak tanımlama yoluna giriyor;
“Şairlere sorsanız beni
İç ine dönük bir
Karakter derler.
Ressamlarsa benden
Gizemli bir renk diye
Bahseder.
Ne ötekiyim aslında
Ne beriki
Bir mevsimin
İlk günüyüm belki.”
Çocuğu bir mevsimin ilk günü gibi tatlı, heyecan verici ve şaşırtıcı görüyor Akçiçek… “Bana tutunup da / Öyle büyür / Bezelyeler ve / Yağmurlar” söyleyişiyle çocuğu; hayatın merkezine; yani edebiyatının ‘öznesi’ konumuna alıyor.
Akçiçek ’in çocuk telakkisi bunlarla sınırlı değil, her bir sayfada, her bir yapıtında çocuk ayrı bir boyuta evriliyor. “Uçurmaya özenen” şiirinde çocuk bir “uğur böceği” olarak tasvir ediliyor, böylece çocuğun ‘uğurlu’ ‘uğur getirici’ vasfı vurgulanıyor.
Gökhan Akçiçek ’in renkoloji sahasında çalıştığı da şiirlerinden anlaşılıyor. “Renklerin Şiir Dili” çalışmasında 7 renk etrafında 7 ayrı şiir yazışı bir tesadüfi olmamakla beraber çocukların alakasını renkler üzerine çekiyor, renk ve çocuk ilişkisini bu şiirlerde ayan beyân gösteriyor. Bu bölümde ele aldığı 7 renk; “BeyazKahverengi-Sarı-Kırmızı-Siyah-Yeşil-Mavi” hayatın kuşatıcı ve tahakküm edici tarafları bu renklerle sunuluyor, böylece saf dimağlara ‘r enkli birer dünya’ armağan ediyor.
Pastoral şiir izlerini sıklıkla görüyoruz Akçiçek şiirlerinde, sanki hayal ufkunda; çocukları ‘kırlarda, sokaklarda” yağmurla bütünleşmiş, sevgiyle örülmüş, ‘Porsuk Çayında’ nilüfer ko-kularıyla bezenmiş görmek istiyor.
Deniz bir sonsuzluktur, denizin sonsuzluk olduğu gerçeğini “okyanus gönüllü” insanlar anlar, kavrar ve yakalar. Bu tema etrafında örülü şiirlerin bulunduğu “Denizlere Söylenen Şarkı ”da Akçiçek, okyanus gönüllü çocuklar inşâ etme idealini benimsemiş gözüküyor.
“Bir gelincik düştü suya
Annemin ellerinden
Sular denizlere karıştı
Ve o denizin kıyısında
Şiir başladı.”
Sözleriyle açılıyor perde…
“Denizlere Söylenen Şarkı” kitabının genel tematik unsurları; çiçek, dağ, gül, bulut, hayvan, deniz, anne sevgisi” gibi hayatın temel sütunlarından oluşuyor. Şu enfes satırlarla nihayete eriyor bu kitap; “Sen hep gül yavrum / Hep gül / Güvercinler uçacak gökyüzünde/ Ceylanlar suya inecek/ Ben yüreğimi serdim kirpiklerinin ucuna / Sen hep gül yavrum / Hep gül / Ay girecek sevgi burcuna”
Bu mısraları okuyan her okuyucu, müellifinin ne kadar sevgi yüklü olduğunu hemen anlayacaktır. Sevgiyi aşkla, aşkı hayatla buluşturan şair prototipi; Gökhan Akçiçek…
Pastoral şiir esintilerinin hayli fazla olduğu bir diğer şiir yapıtı ise “Alfabesiz Kuşlar”
Kuş gibi minik yüreklerin ‘Alfabesiz’ oluşlarının karşısında mustariptir Akçiçek. Bu kitapla ‘Alfabesiz’ olan her bir şeyi anlamlandırmak suretiyle alfabelendirmiş, böylece her bir şey tanımlanabilir hale gelmiştir. Çocuğu bir ‘kuş’ nev’inde alan Akçiçek, bu eserle çocuğa sınırsız hayal yüklemiş, böylece O’na ‘haydi uç’ ve ‘karış gökyüzüne’ demiştir.
Kitap “Üç ağaç” şiiriyle tamamlanıyor, şöyle diyor Akçiçek;
“Üç ağaç tanıdım ömrümde
Biri zeytin biri zerdali biri nar
Boyumu işaretliyor çaktırmadan
Dalına salıncak kurduğum çınar.”
Ve Patiska… Güz Sonatı karşılıyor hemen ilk sahifesinde:
“Hükmü yok nazlarımın
Devrik sesli cümlesi
Bir bakır tasa günü sağan yüzün
Dolaşıyor yine kırlentleri
Ve menevişli odalarını
Ömrümüzün.”
Gökhan Akçiçek hemen hemen her şiir kitabında “alfabe” vurgusu yapıyor, çocuklarımıza ve ebeveynlere “Türkçe, alfabe, dil” şuuru vermek O’nun biricik kaygısı. “Nasıl da yakışırdı sesine / Şırıltılı ahengiyle o sakin Türkçe” sözlerinden hareketle üslup ölçütü koyuyor bir bakıma, Çocuk Edebiyatı çalışmalarında “narin, berrak, sade” dil ve üslup tarzını benimseyip savunduğunu gösteriyor bizlere…
“Türkçenin Kesip Attığı Tırnak” şiirinde ise “Issız kelimelerin toplandığı lügat / Bir parça beyaz sabun banyo aralığında / Martı kanadına sığınan güvercinim sanki / Islak çakıl taşıyım gemi mezarlığında” ne hoş bir söyleyiş ve dil unsurları okuyucuya…
Yaban İncirleri “yemiş” tadında.
Tadımlık, kalıcı tatlar bırakan öykülerden oluşuyor…
Kendi tabiri ile “çocukluk günlerinin 16 gerçek öyküsünü” sayfalarında barındırıyor Yaban İncirleri…
“Anne Kokusu” diyor Akçiçek ilk öyküsünde, anne kokusu; “yumuşak bir ten ve o koku.”
Anne kokusunun izini sürdükten sonra şöyle diyor; “Yalnız süt değildi ondan emdiklerim: Düşlerini de emdim onun, gençliğini ve sevinçlerini…”
Gerçek hayat hikâyesinden çeşitli kesitler, hatıralar ve mâzinin dayanılmaz sıcaklığı…
Kozmik zaman unsuruyla çocukluk dünyasına sürüklüyor bizi yazar bu hikâyelerle, hem kendi çocukluğundan bahsediyor, hem de hepimize ‘ç ocuk kadar saf ve berrak’ olmamız gerçeğini…
Sunay Akın ne kadar da doğru söylüyor; “Çocuklar, dedim: Bir onların elleri kaldı kirlenmeyen.”
Gökhan Akçiçek’i kutluyorum…
Heyecanla, aşkla, sevgiyle, tutkuyla ve her şeyden öte çocuk sıcaklığıyla…
Kalemin… Mürekkebin… Sözlerin…
Hiç tükenmesin… Şair Akçiçek…
GÖKHAN AKÇİÇEK SOHBETİNDEN AKLIMIZDA KALANLAR
ÇOCUĞU şiir ile kandıramazsınız. O da en az büyükler kadar estetik beğeni düzeyine sahip. Şaşmaz bir değer eşikleri var çocukların. İçtenliği de, ikiyüzlülüğü de fark edecek algıları oluşmuş. Şiirde de bu hassasiyetleri edinmişler. Bunu nasıl başardıklarını bilmiyorum lakin nesnenin boyutlarını ölçebiliyorlar. Düz bir bakışları yok. Sorgulayan, şaşırtan ve ele geçiren bir yönleri var. Bunun için edebiyatçı olmanıza gerek yok. Çocuk ile temas kuran her canlı bu durumu gözlemleyebiliyor. Günümüz anne ve babaları bariz bir gerçeğin en yakın şahitleridir. Çocukları avutmak, kandırmak, ya da ayıplı bir metayı onlara sunmak artık eskisi kadar kolay değil.
ŞİİR, en azından çocuklara, güzelliğin mümkün olabileceğini hatırlatıyor. Şiir bir ilaç, bir pansuman malzemesi olmamalı. Hüzünler, acılar ve haksızlıklar elbette sürecek. Ama çocuğun kendini ifade etme yeteneğine, şiir dili, masum ve dolaysız bir tat katabilir. Küçük yaşlarda dilimize yerleşen o kekreliği, kibire kayan o aymazlığı şiir bir nebze olsun erteleyebilir. Hatta unutturabilir de. Dilini seven çocuk, ülkesini de sever sanıyorum.
İMZA günlerim birinde, bir çocuk ‘sizin şiirlerimizi okuyunca kendimi iyi hissettim, moralim düzeldi’, dedi. Şiirin bir faydası varsa burada aranmalı. Telkin eden, taraftar toplayan şiiri hiç sevmedim. Bir sözcükten neşeye ve iyimserliği de gidilebileceğini şiirle gösterebiliriz ancak.
İNSAN , şiire yaslanıp ayakta durmayı da seçebilir. Edebiyatın sahici bir alan olduğunu, insana iyi gelen bir yanı olduğu çocukluğumda hissettim. İlkokul yıllarımda okuduğum öyküler, dinlediğim türküler ve şarkılar içimde, bir yerlerde kendine yer buldu. Onları en az oyuncaklarım, giysilerim, sözcüklerim kadar benimsedim. Kaba gerçeğin ruhumuza yüklediği karamsarlık duygusundan kurtulmanın bir yolunun da edebiyattan ve müzikten geçtiğini çocuk denecek yaşlarda öğrendim sayılır.
ÇOCUKLAR için edebiyat olur mu olmaz mı tartışmalarını çok gerilerde bıraktık. Tanıdığım birçok isim yapmış şair arkadaşlarım da artık çocuklar için şiir dosyaları hazırlamaya koyuldular. Bu konuda bana da – haddim olmayarak- danışıyorlar. Bundan büyük bir mutluluk duyuyorum. Şiir sanatı, insan var olduğu sürece önemini koruyacaktır. Hatta insan olmasa bile şiirin kendi varlığını sürdürecek gücü bulunuyor. Modern hayat büyüğün dünyasından şiiri kovmaya yelteniyor. Şiirin yüzyıllardır biriktirdiği hassasiyetleri unutmaya ve göz ardı etmeye razı olan bir insan tipi oluşuyor artık. Bu tipleri uzaklarda aramayalım lütfen. Hepsini tanıyoruz, biliyoruz. Bizim mahallede oturuyorlar, hatta en yakınlarımız onlar. Çocukları, bu tablonun dışına çıkmaya daha meyilli görüyorum.
TÜRKÇE’NİN çocuklarımız dilinde daha da ballandığını, kıvamına erdiğini unutmamalıyız. ‘Çocukları için edebiyatı’ olmayan bir millet, yarınlarını sağlıklı kuramaz diye düşünüyorum. Şiirin eksikliğini duyumsadığımızda bütün harflerimiz tedirgin olur. Rüzgar ritmini unutur. Çiçekler terini silecek yapraklardan uzağa düşebilir.
Şiir, güvercinin boynundaki renkleri çocuklara ezberletsin kafi. Penguenin beyaz gövdesindeki sarı tanecikleri, turna kuşunun tepesindeki kırmızılığı, şiir, pekala çocuklara fark ettirebilir.
*KİMDİR!
15 Mart 1961’de Ordu’da doğdu. Aslen Alucra’nın Karaağaç Mahallesi’ndendir. Yazı ve Şiirleri; Dergâh, Hece, Uzak, Türk Edebiyatı, Şiir Ülkesi, Kırkayak, Ünlem, Mavi Kuş, Kültür Dünyası, Kertenkele, Kum Yazıları, Ada, Kırağı, Yitik Düşler, Yolcu, Mor Taka, Mühür gibi dergilerde yayımlandı. 1992 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Çocuk Kitapları Şiir Ödülü’nü ve 1995 Yılı Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü aldı. Şiirleri ders kitaplarına seçildi. Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Kitapları Danışma Kurulu Üyeliğinde bulundu. Ulusal ve Uluslararası birçok etkinliğe yazar ve şair olarak davet edildi.
Kitapları: Şiir: Bulutlar Örtmese Güneşi 1995, Bülbül Deresi Şiirleri 1996, Çocuklara Ölüm Yakışmaz 2001, İnce Hüzünler Senfonisi 2005, Denizlere Söylenen Şarkı -Seçme Şiirler- 2007, Yakamıza İlişen Rüzgâr 2010, Her Harfin Bir Şiiri Var 2012, Patiska 2016, Alfabesiz Kuşlar 2017, Kuş Resimli Kazak 2017. Anı/Öykü: Yaban İncirleri (2007). Antoloji: Anne Bu Şiirler Sana 2008, Ordu Şairleri Antolojisi 2008, Deneme: Kırık Sesler Sokağı 2010, Şiire Benzese Sesim 2015. Armağan: İhsan Gürdal Kitabı 2008, Azer Yaran Kitabı 2015, Edebiyatımızda Alucra 2017.
















