MEVLANA İDRİS ZENGİN

YürüyüşSorunca SöylenenMEVLANA İDRİS ZENGİN

Aralarında bir yaş fark var, biri yedi diğeri sekiz yaşında. Hadi baba ne olur bizi kitapçıya götür diye yalvarıyorlar. Tamam, çocuklar kitap fuarı var oraya gidiyoruz, hazırlanın diyorum. Havaya fırlıyor önden üç dişi eksik büyük kız. Elimden tutup çekiştiriyorlar fuarda. Küçüğü bağırıyor; ”Baba bu kitaplar bizde de var, ben buna baktım ablamda şunu okudu ”diyor. Dizilmiş kitapların arkasındaki yazarı fark etmiyorlar bile. Selamlaşı- yoruz yazarla. Çocuklar kitapları toplamışlar kucaklarına; Mavi kuş(Çocuk dergisi 15 sayı çıktı),Çınçınlı Masal Sokağı, Hayâl Dükkânı, Kirpiler Şapka Giymez, Vay Canına, Kuş Renkli Çocukluğum, Tehlikeli bir Kipat, Sufi ile Pufi, çocuklara bir şeyler yazıp parmak basıyor yazının altına. Yazarın Parmak izi çok sevindiriyor çocukları. Yıllar sonra Andırın’a gittik. İşte diyorum kitaplarınızda parmak izi olan amcanızın 1966 yılında doğduğu yer. Sonra ki yıllarda bütün kitaplarını severek okudular. İkindi yazıları, Diriliş, Dergâh, Albatros, Geniş Zamanlar ve Gerçek Hayat gibi birçok dergi ve gazetede, şiir, hikâye ve denemeleri yayımlandı. Ayrıca, çocuk edebiyatı dalında birçok kitap* kaleme aldı. Bazı kitapları Farsça, Almanca, Arapça, Urduca, Macarca dillerine çevrilmiş ve yayınlanmıştır. Bence ona verilen en iyi ödül; “En Başarılı Çocuk Yazarı” ödülüdür. Geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu 7 Haziran 2022 tarihinde erken yaşta hayatını kaybeden şair ve yazar dost ve güzel insana Allahtan rahmet diliyorum. Çocukların başı sağ olsun.

Büyük bir medeniyetin insanları olarak galiba çocukları “adam” yerine koyan bir edebiyat var. Çocuğu “çocuk” yerine koyan bir edebiyattan söz edilebilir miyiz bu gün?

Herkes “adam olacak çocuktan” bahseder ve fakat “çocuk olacak adam” nedense kimsenin dönüp baktığı, üzerinde durmaya değer bulduğu bir alan değildir. Ama şu anda adam dediğimiz ya da kendilerini adam yerine koyanlara durup bakalım, sonra da çocuklara bakalım ve bir şey söyleyelim. Bunu hayatın her alanında olduğu gibi, edebiyatta da yapalım. Yapmayalım mı yoksa? Ne hâlimiz varsa görelim mi hâlsiz düşünceye kadar? “Emaneti ehline veriniz” buyruluyor. Şimdi kardeşim, ben elimde duran şeye bakıyorum, bir şiire, bir masala… Bunu neden her şeyi ama her şeyi sınırsız bir talan duygusuyla yok eden büyüklere vereyim ki. Reva mı yani. Çocuklara veriyorum, araya büyükler de sızıyor. Sızsınlar bakalım.

Modernizmin kaypaklaştırdığı ilişkiler içerisinde yüzen insanlarımızın “ çocukça” diyerek burun kıvırdıkları bir alanda yazıyorsunuz. Çok da ciddi ve zor bir iş yapıyorsunuz, haksız mıyım?

Evet haksızsın! desem ne olur, kızar mısın? Modernizm kaypaklaştırıyor öyle mi? Ama kaypaklaştıramadığını bildiğim insanlar da tanı- yorum. Suç yalnızca modernizmde mi? Hırsızın hiç mi suçu yok. Bizim içimizde kaypaklaşmaya eğilimli bölgeler her zaman vardır, ama bunun tersi bölgeler de vardır. Bir nevi zıtların insicamı üzre bakar, görür, yaşarız. Ölünce geçer bunlar, sakin olun. Büyükler burun mu kıvırıyormuş… Vay vay. Demek ki bir burunları var. Burun dediğiniz şey de boşlukta müteharrik bir nesne değildir. Demek ki bir kafalarıda var bu burun kıvırdığını iddia ettiğinizin insanların. Büyüklerin yaptığı şeylere pek şaşırmam ben. Burun da kıvırırlar, başka şeyler de. Siz, bu burun kıvırma ameliyesini reddettiğinize göre, işte bakın görüyorsunuz ki burun kıvırmayanlar da var, değil mi efendim. İkiye ayıralım bu büyükleri. Bacağından… Şaka şaka… Yahu büyüklerin her yaptığını ciddiye alacak olursak ooo…

Dışardan bakıldığında edebiyatı ciddi bir tavır olarak değerlendiren mantıkla, bırakın çocuğu, büyüklerin bile anlamlandıramadığı şeylerin yazıldığı bir zamanda neden çocuğu seçtiniz?

Neden dışarıdan bakılıyor ki. Buyurun salona geçin, orada daha etraflı izah edebiliriz bazı şeyleri. Kurabiye ve çay da ikram ederiz. Ama kurabiyeleri yerlere dökmesek iyi olur. Çünkü eğilip bu kurabiye kırıntılarını almak için bakınca görürüz ki, orada döktüğümüz çok şey var, çok. Şaşarız kendimize, şaşacak kadar bir şeyler kaldıysa içimizde. Çok şey döktük, çok şey kaybettik. Bunların bir kısmını görürüz kurabiye kırıntılarının yanında. Üzülürüz, elimizden çay bardağını da düşürürüz. Kırıklar birbirine karışır. Ayıramayız. Çocuk, seçilen şeylerden bir şeyse neden seçilmesin? Çocuk bir yanıyla seçkinliği doğal bir şekilde çocukluğuna bağlı olarak iç- kinleştirmiş bir varlıktır. Yani şu büyüklerin kaybedip de bir türlü ele geçiremediği algıda saflık seçkinliğini. Seçkin olanı seçmek çocukluk değildir. Seçkin olanı seçmemek de belirttiğimiz nedenle çocukluk olamaz. Olsa olsa büyüklüktür. Şimdi bakınız 2002 erken Seçimleri yaklaşıyor. Kim, kimi, neye göre seçecek. Dağıtmayalım konuyu, neyse.

Çocuktan yola çıkarak, masallar, denemeler ve şiirler yazdı- nız. Diğerlerini anladım ama şiir ve çocuk nasıl olur?

Güzel olur. Şiir ve çocuk bir bakıma şiir ve şiir ya da çocuk ve çocuk gibidir. Bu çocuktan yola çıkma işi de şey gibi oldu, tümdengelim, tümevarım gibi. Çocuktan gelmek, çocuğa gitmek. Bakınız, riyaziye her yerde riyaziye, mantık her yerde mantık.

Çocuklar sürekli büyükler tarafından tanımlanır. “Çocuk” ifadesinde küçültme ve alay var sanki. “ İşte yarının büyükleri… Büyüyünce anlayacaksın!” vs… Tabi bunun iki anlamı var. Büyüğün dünyasının dayatılması, o mantığın giydirilmesi, eğitim vs… İkincisi çocuğu çocuk olarak kabul etmeme… Bilgisizce yükleme mi yoksa hatırlatma mı dır? Günümüzde çocuğu kobay olarak kullanma söz konusu. İyiliğimizi isteyenler var ya?

Hep söylerim ben. İyiliğimizi isteyenlere, vermeyelim. İyiliğimiz bize lazım diyelim. Biz iyiliksiz kalmaya dayanamayız diyelim. Zaten bu dünyaya da zor dayanıyoruz diyelim. Bu dünyadan bazen bir aşkın uçurumuna, bazen bir çocuğun gözlerine, bazen bir şarkının esrikliğine iltica ediyoruz diyelim. Bir de sizinle uğraşmayalım canım insanlar diyelim. Alın şu dünyaya egemen olan kötülüğü izale etmek bir yana, mevcut işleyiş biçimiyle destekleyen bilgilerinizi, münasip bir yerde muhafaza ediniz diyelim. Demeyelim mi yani? 24 saatte 24 bin insanın sadece açlıktan öldüğü bir dünyada yine 24 saatte üretilen onlarca ciltlik bilgiye ne diyelim, nereye bakalım, ne konuşalım? Kelime mi kaldı? Belki de sadece kelimeler kaldı. O zaman kelimelerimize sahip çıkalım, yanımızdan ayırmayalım, dilimizden düşürmeyelim. Aslında biliyor musunuz her şey şok bir değişimle değişecek gibi geliyor bana. Belki de sadece bana böyle geliyor, bilemiyorum. Yani zulüm bu kadar ve göstere göstere devam edemez. Etmemeli, etmeyecek. Belki de her şey bir şok ile değişiyor zaten ama olayları algılama hızımızda bir problem olabilir. Belki yıkılmıştır her şey ama zihinlerimizin algılama biçimleri dumura uğratıldığı için, biz bazı şeylerin devam ediyor olması gibi bir yanılgı içinde olabiliriz. Burada tabii hemen ve içtenlikle “umarım yanılıyoruzdur” cümlesini söylemek geliyor içimden. Çok yoruldum ve uzun uzun susmak istiyorum bu dünyada. Susmak.

Hiçbir yargıda bulunmadan şunu sorayım; televizyonu kıskanıyor musunuz? Çocuklarımızı çaldığı için kitap ve televizyon karşı karşıya mı sizce?

Yargıda bulunun, beni rahatsız etmez bu. Her yargı bir yargıdır sonuçta. Kendiniz yürüyüp, zihninizi ve vicdanınızı yürütüp bir yargı elde etmişseniz bir şey demem ben buna. Ben masumum hâkim bey filan. Söylemem bunları. Hiç kimse hiçbir konuda yargıda bulunmasa ne olurdu, bir düşünelim bakalım. Tabii haddi aşmamaktayım yargıda. Yargılaya yargılaya yargıç olunmaz. Meğerki ilahî adalet gerçeğinden bihaber olunmaya.

Herkesin bildiği bir şey vardır, hani şu herkesin içinde bulunan vicdanın, her insanın yargıcı olması. Doğrudur bu. Ben buna çok inanıyorum. O vicdanın doğru hükümler verdiğine de. Mesele, o hükmü duyan insanın, o hükme riayet edip-etmemesi meselesi. Yani içimizde bir yargıç var ve hüküm veriyor ama işte bakıyorsunuz bir polis teşkilatı, cezaevi filan yok. Verilen cezayı veya beraatı yaşamak size kalmış biraz. Bir yönüyle somut dünya yargılarından daha keskin bir yargılama ve yargılanma biçimi. Ama bir yönüyle. Evde televizyon ve kütüphaneniz aynı odada ve birbirinin karşısında konumlanmış iseler tabii ki kitap ve televizyon karşı karşıyadır. Belki de siz odada yokken sohbet ediyorlardır. Bilemem. Kıskanmaya gelince… Yok, böyle bir şey. Yahu kala kala televizyon mu kaldı bu dünyada kıskanacağım. Evimde televizyon yok zaten. Kıskandığım şeyler var ama bunlar değil. Şimdi bir de şu var, gerçek bir kitap okuru ile kitap arasına giremez televizyon. Yani çocuklar ders kitabının arasına çizgi roman koyup okur ama televizyon koyup izlemez.

Kitaplarınız okullara tavsiyeli değil… Ama çocuklar kitaplarınızı çok seviyorlar. Duvar yazıları, hayal dükkânı, dondurmalı matematik… Büyüklerse gizli gizli okuyorlar. Kitaplarınız dört duvar arasına sığmıyor, çocukları uçuruyor okuldan… Günümüz eğitim sistemi sizce nasıl bir âlem?

Nasıl da konudan konuya atlıyorsunuz böyle. Baza beni tanıyan birisi arayıp çocuğunun ders kitabında benimdir şiirimi ve ismimi gördüğü- nü söylemiştir. Dört-beş defa oldu bu. Ama olsa ne olur, olmasa ne olur.

Niçin yazıyorum ki ben? Aman birkaç adam görsün, değerlendirsin, okullara tavsiye etsin filan diye değil herhalde. Bana ne bundan. Sahiden de bana ne. Günümüz eğitim sistemi mi. Nerede, burada mı? Yani kardeşlerimi okula almayan, daha bir yanıyla çocuklan insanların temel bir hakkını fütursuzca çiğneyen ve üniversite imtihanlarında da sekizini aşkın insanın sıfır almasını sağlayan bir donanımda yetiştiren eğitim sisteminden mi söz ediyorsunuz. Bu eğitim sistemi bu sisteme mübarek olsun.

Günümüzde çocuklar dünyaya nasıl bakıyor? Nasıl bakabilmelerini hatırlatmaya çalışıyorsunuz?

Gözleriyle bakıyor çocuklar dünyaya. Bitmeyen gözleriyle. Ve şaşı- rıyorlar. Ve biraz korkuyorlar sanırım. Yine de kalabiliyorlar çocuk olarak. Ve iyili kalabiliyorlar. Ben bir gün bütün çocuklar birdenbire büyüyecek ve dünyada hiç çocuk kalmayacak diye korkuyorum zaman zaman. Ben çocuklara bir şeyler telkin, tavsiye filan… Aman aman… Hiç sevmem böyle şeyleri. Aksine, onlara derin derin bakarım, bazı şeyleri unuttuğum anda hatırlamakiçin.

Kitaplarınızda, afacanlık, asilik, kuralları takmama ve baş- kaldırı var. İçinizdeki çocuk yapılanlara karşı intikam mı alıyor? Ya da zindana delik mi açıyorsunuz görülsün diye gökyüzü…

Gözlerimizi eğeriz ve başımızı kaldırırız. Ben karınca değilsem zindana delik açmam pek. Yıkmayı tercih ederim mümkünse

Kent ve çocuk konusunda ne dersiniz?

Bir şey demem. O kadar birbirine uzak şeyler ki… Telifi gayri kabil denen cinsten. Uğraştırmayın beni bu sıcaklarda. Daha iç açıcı şeylerden bahsedelim. Mesela soğuk karpuzdan. Mesela kalbimizi kanatarak giden birisinden düşmüş bir şarkıdaki büyük dağlardan. Bir serçe parmağından.

Bir serçe parmağının gölgesinden. İçinde uzun uzun kalıp, evimiz yaptı- ğımız bir cümleden.

Kahramanmaraş Andırın doğumlusunuz. Kültür hayatımızda Andırın’ın ayrı bir yeri var. “İkindi Yazıları ”şimdiki zamana önemli katkılarda bulunmuş bir edebiyat dergisi… Bütün bu işleri yapan Rahmetli Nedim Ali’nin kardeşi olarak İkindi Yazıları ve Nedim Ali hakkında ne söylersiniz?

İyi bir Müslüman, güzel bir insandı. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. İkindi yazıları da kendi dönemi itibariyle benzersiz bir dergi idi. Ben bu iki konuyu da fazla konuşamam.Düğümlenirim.

Çocuk masumiyetin diğer adı. 21. Yüzyılın en büyük acıları- nı ise çocuklar çekmekte. Buna tepki çocuklaşarak mı olmalı, ne yapmalı?

Öyle sorular soruyorsunuz ki, sanki bütün bunları yapan benim ve çözümün anahtarı da benim elimde imiş gibi… Herkes bir şey yapıyor zaten. Kimi kötülük yapıyor, kimi iyilik yapıyor. Kimi kendisi olmak istiyor ve bunu yaparken bütün dünya ile ihtilaflı bir hâle gelebiliyor. Ama artık bir köşeye çekilip hiçbir şeye karışmadan yaşamak isteyen bile nasibini alıyor dünyadaki Sim siyahlıktan. Ve kısık gözlerle göklere bakıp güneş arıyoruz, yok. Ay arıyoruz, yok. Bir kuş olsun arıyoruz, yok. Yok, mu sahiden? Var. Yok, mu sahibimiz? Var. Yok, mu gazabın da rahmetinde sahibi olan? Var. Belki bakışımızda, belki duruşumuzda bir yanlışlık var. Her şeyi yeniden gözden geçirmeyi, kendimizi yeniden onarmayı deneyemez miyiz? Deneyebiliriz. Bunu yalnızca biz yapabiliriz. Bu imkân yalnızca Müslümanlara bahşedilmiştir. Ama neye malik olduğumuzun farkında değiliz. Böyle bir kaygımız da yok sanki. Sızlanıyor, sızlanıyor, sızlanıyoruz. Dünyayı bazen biraz fazla büyütüyoruz. Bu anlar, aslında içimizin küçüldüğü anlar. Dünyada Müslüman olarak yaşıyor olmanın tabiatında var acı çekmek, yapayalnız kalmak. Bir başına olmak. Hangimiz Peygamber Efendimizden daha aç kaldı ve hangimiz onun kadar ilgileniyor etrafındaki yalnızlarla, dertlilerle, yoksullarla. O peygamberdi. Ama biz de onun ümmetiyiz. O bizim Peygamberimiz. Onun hayatını hırka yapabiliriz üzerimize. Hayata oradan bakabiliriz. Bir gülün kokusuyla sarhoş olabilir, bir yalnızın bakışına ekleyebiliriz bakışımızı. Aşmayı deneyebiliriz bir zulmün çelikten gibi gözüken tırişkadan engellerini. İnkılap edebiliriz buradan başka bir yere. İçimiz dışımız harabat iken bile kendimize bir vole patlatabiliriz. Gidip takılabiliriz rahmetin doksanına. Ağlarla buluşabiliriz. Orada başka türlü konuşabiliriz. Gerekenle savaşabiliriz. Gerekenle barı- şabiliriz. Gerekenle karışabiliriz birbirimize.

“Çocuklaşma” denir ya. Yaşadığımız zamanın pasından ve kirinden arınarak yeryüzüne taze bir bilinçle okumaksa çocuklaş- mak, bunun neresinde kötülük var?

Bunun hiçbir yerinde kötülük yok. Ama bir çocuğun yapmak zorunda olmadığı ve bir büyüğün yapmak zorunda olduğu şeyler vardır. Bu anlamda büyük, çocuklaşamaz. Nöbet yerinde şekerleme yapamaz. Ama bir çocuk, içinden gelirse şeker yerken bile nöbet tutabilir, kimse karışamaz buna.

Son yazın çalışmalarınız aforizmalar şeklinde. Nedir bundan muradınız?

Benim bu dünyada yapıp ettiklerimden bir muradım varmış? Bu sorunun cevabını bulamıyorum. Bazan hoşçakal diyen birisi oluyor bana. Kalamıyorum. Apaçık denizler geliyor, masmavi denizler önüme. Dalamıyorum. Başka bir yerde olmak istemedim mi bazen? Olamıyorum. .

Son olarak geleceğe ilişkin ne tür öngörüleriniz var?

Beni post modern medyumlarla karıştırmamış olmanızı ümid ederim. Yine de bir şey söyleyeyim. “Tarih Bitti” isimli bir şiir yayınlamıştım Dergâh’ta. O şiirin yayınlanmasından bir yıl kadar sonra, bugün de çok konuşulan “tarih bitti”, “tarihin sonu” tezini ortaya attı bir adam. Bunu neden söyledim, birdenbire aklıma geldiği için söyledim. Yoksa aklınıza bir şey gelsin diye söylemedim. Ben yaşadığım kendi geçmişimi bile unutuyorum zaman zaman. Uğraşamam gelecekle. Gelecek gelirse görürüz. Geleceğin geleceği varsa göreceği de vardır. Hâldir aslolan hâl. Ve hâl aşk üzre değilse kıyl-u kâldir. Allah herşeyin en iyisini bilendir. Bizi korusun ve kendi katında değer sahibi olanlardan eylesin.

*ESERLERİ:
Şiir: Kuş Renkli Çocukluğum (1987), İyi Geceler Bayım (1997), Şizofreni Risalesi (2019).

Deneme – Düşünce – Araştırma: Vay Canına (1998), Anayasa (2019), Kozmik Derkenar – Kozmik Mesele – Devlet İstihbarat Metodolojisine Giriş Üzerine Mütalaalar (Hasan Basri Yalçın, Hasan Ürkmez, Hüseyin Kocabıyık, Elif Gültekin ile 2021). Mizah – Çocuk Kitabı: Sufi ile Pufi (1992), Çınçınlı Masal Sokağı (1992), Kirpiler Şapka Giymez (1992), Tehlikeli Bir Kipat (1997), Hayal Dükkânı (1997), Korku Dükkânı (1998), Ütüsüz Ayakkabılar (1999), Sinir Dükkânı (2002), Masal Alan Adam (2004), Para Dağıtan Adam (2004), Profesör Haşır Huşur (2004), Saçları Dökülen Adam (2004), Dokuz Düğmeli Adam (2004), Televizyonları Bozulan Şehir (2004), Kuş Adam (2004), Düşünen Adam (2004)- Tersine Adam (2004), Yağmurlu Şehirdeki Adam (2004), Kardan Tavşan (2009), Dünyanın En Uğurböceği (2009), Filozof Köpek (2009), Kuyruğu Dumanlı Kedi (2009), Dondurmalı Matematik, Çınçınlı Masal Sokağı, Kirpiler Şapka Giymez, Bir Çuval Gözlük (2016), Behram Geri Dön (2016), Çocuk Kırmızı (2016), Sarı Telefon Sokağında Rüya (2016), Sessizlik Torbası (2016), (2016), Tuz Halepli Zeynep (2016), Havuç Havuç Havuç (2016), Öğrenci Eşek (Osmanlıca – Türkçe, 2019), Öğretmen Öküz (Osmanlıca – Türkçe, 2019), Mardinli Saatçi İle Madridli Zapparo (2020), Dünyayı Delen Köstebek (2021), Küçük Süpermen (2021), Mavi Çocuk (2021), Dünyayı Delen Köstebek (2021).
Ödüller: Mevlana İdris, 1987 Gökyüzü Yayınları Çocuk Edebiyatı Ödülünü, Korku Dükkânı ile 1998 TYB Çocuk Edebiyatı Ödülünü almış- tır.2011’de Birikim Eğitim Kurumu tarafından “En Başarılı Çocuk Yazarı” seçilmiştir. Hakkında Mısır-Kahire, Almanya-Berlin ve Türkiye-İstanbul, Çanakkale,Erzurum olmak üzere beş ayrı üniversitede beş ayrı bilimsel çalışma yapıldı. Mevlana İdris Frankfurt, Şam, Köln, Budapeşte, Priştine, Londra, Pekin gibi şehirlerde çocuk edebiyatıyla ilgili konferans ve değişik etkinliklere katıldı. Bazı masalları çizgi film olarak çekildi ve TV’de yayınlandı. Mevlana İdris’in Farsça, Almanca, Arapça, Urduca, Macarca dillerine bazı kitapları çevrildi ve yayınlandı.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
açık
25.1 ° C
25.1 °
21.3 °
37%
0.5m/s
0%
Pts
24 °
Sal
30 °
Çar
28 °
Per
27 °
Cum
28 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet