Meseleye Notlar XIV

YürüyüşSeyir DefteriMeseleye Notlar XIV

Saygıdeğer Okur!
 Elinde tuttuğun bu dergi, özgürlük adalet ve erdemli bir toplum oluşturma gayretlerine mütevazi bir katkı olsun amacıyla yayınlanmaktadır. Kabus ve vehim tacirlerine karşı onurdan ve vakardan yana saf tutmuş herkes için bir platform olma uğraşısında olacağız. İnanıyoruz ki geleceği ‘iki kardeşlik dünyası’ kuracaktır: Dinde ya da yaradılışta kardeşlik… Bu bağlamda yapılacak her türlü samimi ve içten katkıya açığız. Şafağın bereketi karanlığın rahminde saklıdır. Vesselam.

22 yıl önce yola çıktığımızda Seyir Defteri’ni böyle bir not ile bitirmiştik. Daha sonra bu notlara binlerce kelam eklendi. Ve şöyle denildi:

Yaşar Bedri
“Taş Çocukları, zoru başarıyor; koşu bitti, maratonu ‘Yolcu’ ile sürdürüyor.” Dedik, kifayetsiz kaldı. Kapak yazılarını pek sevemedim. Bu konularda ketumum, çok fazla konuşmaktan imtina ederim. Sevgimin de, öfkemin de şirazesini ayarlamak istemem. Şimdi burada marifete iltifat hırkasını giydirmek söz konusu oldu. Hiç şüphe olmadan; emtiasız mal zayi olmasın.

‘Kifayet etmiyor. Abi biraz daha anlat. Hep anlat. Uzun uzun anlat.’ Diye yazdı Ömer İdris. Torunlarım gelir kucağıma “Anlat dede.” Derler. Hikayemin bitmesini istemezler. Onlara ‘Kıloğlan’ masalları uyduruyorum. Küçükler, pek anlamasalar da söylediklerimi şimdilik iyi gidiyor.

Mühtedi, gezgin yaşamıyla durgun akan bir su gibiydi Ömer. Onun umursamaz gibi görünüp umursayan halini hep anladım. Belleğin bir sürü kulvarını bir arada kullanma zafiyetleri yaşasa da…

Ömer, benim rahmetli ağabeyimin ismi. Çok sevdiğim bir simge. Çölün aslanı; hurufatı ile müsemma. ‘İdris’ in imge derinliği; koşu bittikten sonrada sürenlerin cenginde. Benim dünyamda boyut değiştiriyor İdris. “İdris” üçüncü şiir kitabımın ismi. Denizci. Deniz adamı. Dalgaların, fırtınanın, yıldızların, gecenin dinginliğinin bekçisi. Birileri deniz çobanı diye adlandırıyordu.

Gelecek Dergisi’nin sanat editörlüğünü paylaştığım yıllarda, derginin yörüngesinde henüz mektepli, bizden biraz daha genç kalemler kallavi bir dergiye imza atıyor; “Taş Çocukları” ile aklı başında işler yapıyordular. O zaman tanımıştık o ekibi. İki elin yarısı kadardılar. Okuyan, sorgulayan, tartışan, üreten ateş parçası gençlerdi. Böyle bir genç kuşakla eylem sürecini paylaşmak bu fakire çok iyi geliyordu.

Mezun olup dağıldılar dünyaya.
Dünya birkaç kez güneşi etrafında döndürdükten sonra Taş Çocukları, Samsun’da, yeni yol arkadaşları bularak, çıkardıkları Yolcu Dergisi ile; yeniden ete kemiğe bürünüp, omurgalı bir iş kotarmaya başlamıştılar.

Ateş parçaları: “Ancak yolda olan iz bırakır.” Diyordu.
Ekipte yakinen tanıdığım: Ahmet Usta vardı yıllarca yedi yirmi dört âlem kazan biz kepçe sürekli kotarırdık dünyayı. Sonra sanal bir sevdaya kapıldı. Koptu gitti, gözden ıradı, 365’te 1’i kaldı. Bürokrasi hastalığı düşünen adama iyi gelmiyor, kalbi kemiriyor. Bunun için yapacak bir şey yok. ‘İdeolojisizleştirdiklerimiz’de hayat damarlarımızı kesti. Herkes herkese bigâne şimdi!

Vefasızlığımız tescillidir.
Aynı ekipte yüreğini örsün altına süren sevgili Mustafa Karaosmanoğlu en uzun soluklusu çıktı. Hep arar, uzun uzun dünyanın seyrini değiştiririz. Dergimiz Mor Taka’da yazan Cem Gençoğlu’nun kavram dünyasına girmek emek ister, lâkin girince de buğudan âlemi teoride hemen kurarsınız. Yolcu’nun atlıları özentisiz ve kendileri oldu. Zordular, köşeliydiler, ‘birey’diler. Doğaları gereği herkes onların meclisinden mutlu, barışık kalkamazdı.
Onlar güzel sevmişti dünyayı. Hani insan susuzluk çeker, suyu görünce bahtı serinler, abartısız öyleydi bu delifişekler.

Bu işin duygusal yükünü ve inancını omuzlayan Mustafa Öner ile kavga edebilecek kadar bir arada olamadık, fakat hiç kavga etmeyecek kadar ona hâl beslediğimi biliyorum. Antik acılarını bir kaçıncı boyutta hep sürdüren Nevzat Onmuş’u yine bu muhabbetin tuzu biberi olarak hatırlıyorum.

Bu vasfını tahlil etmeye çalıştığım bire bir hasletlerin tayfası olduğu ‘Yolcu’nun da özellikleri olmuştur. Yolda olmak zaten böyle bir şey.

Biraz pesimist bir yaklaşım olacak fakat, dergi manifestolarından birini tırnak içine alırsak.
“emperyalizm çekilse/ dese ki ne haliniz varsa görün özgürlüğünüz; alın/ alın ve tepe tepe kullanın/ düzelecek mi sanıyorsunuz her şey/ düzelecek mi birbirinize bakışınız/ tamahınız küçük hesaplarınız/ kınından çıkan öfkenin/ doğradığı kardeşliğiniz/ yalanlar üzerine kurulan/ salaş dünyanız/düzelecek mi?” (ÖİA)

Demir perde, duvarlar, totaliter olmaktan öteye gitmeyen sosyalizm yıkıldı. Bir şeyleri biraz daha iyi anladık. Hiç düşündüğümüz gibi, hayal ettiğimiz gibi olmadı. Diyalektiğin sonunun ne’liğini uzun süre anlayamadık, yaşayamadık.

Emperyalizm de hiçbir karşılığı olmayan dolar+nesne ütopyası. Sanal bir erk. Corona gibi, hayali düşmanlar, hayali Azrailler çoğaltıp ölümlülere gömlek giydiriyoruz.

“Kırmızı Başlıklı Kız’ın kedisi kendine bir masal arıyor!” Yaşayabilmek için. Direnebilmek için. İnsanlık masalını yitirerek. Anlayacak, üzerine not düşülecek bir tabula rasa’mız, anlatacak bir hikayemiz kalmadı. Farkında olmadan ya da bile isteye, -Başkalarının derinlikleriyle oynadılar!- Bunu en güvendiklerimiz yaptı. ‘Yıkımın yıkımı’ kavramının vahametini kırk yıl önce, fanusta biriktirirken böylesine kıyamet provaları türetebileceğini pek düşünemiyordum.

Alay edile edile aklımızdan şüphe eder olduk.
Büyük put, küçük putları kırdı. Yolcu dergisi rahat durmuyor, itiraz ediyor, sorguluyor, akledenlere ‘ayna’ olmaya çalışıyor.

Sana bakan sensin, kimsin insan?
Kendine yüz çevirmeye uğraşma. -Bizi Allah’a şikayet eden çocuk hiç mi kalbini sızlatmadı?
Eşref’i mahlukatsın insan! Kendinden utanmayacak işler yap. Hayvanları utandırma.

*Teşekkür ederim Yolcu, bağnaz değilsin, yobaz değilsin, Karun huylu, firavun meşrepli değilsin. İyi ki varsın! Araftayım!.. öfkeliyim… İtiraz edenler kendini sigaya çeksin.

İlhan Demiraslan’ını söylediği gibi söylersek. (Umarım doğru hatırlıyorum) “Boyuna bir şeyler unutuyoruz/ Yola çıkacakmışız gibi her an!”

*Remzi Ebu Rıdvan’ın fırlattığı taşlar hepimizin başını yarıyor.

Bilal Can
Yolcu Dergisi ile birlikteliğimiz 10 yılı aşkın bir zamandır devam ediyor. Fakat Yolcu’nun evveliyatı bizim birlikteliğimizden uzun. 100. Sayısını yayımlayan Yolcu, aynı minval üzere kalmanın, aynı dert ile dertlenmenin, aynı hüzün ile hüzünlenmenin adı oldu. Çizgisinden hiç sapmadı. Nerede bir yenilen varsa onun yenilgisine ortak oldu, bu yüzden de hiç kazanamadı. Bunu da zaten istemedi. Fakat yenilenlerin yanında olma başarısını hep gösterdi. Asıl zaferi de budur. Bir okul gibi çalışıp birçok yazar ve şairin yetişmesine, ilk eserlerinin yayınlanmasına vesile oldu. Yolcu hep yolcu kaldı, öyle de kalmaya devam edecek…

Mustafa Uçurum
İlk sayısından bu yana takip ettiğim ve uzun yıllardır da büyük bir gururla yazdığım bir dergi Yolcu. Düştüğü yolda, sesini ve duruşunu hiç değiştirmeden bildiği doğruları önce kapağına sonra sayfalarına taşıyan Yolcu, edebiyat tarihimizde en çok da haksızlıklara, zorbalıklara karşı verdiği onurlu mücadele ile yer edecek. 28 Şubat’ta bütün seslerin kısıldığı bir ortamda Yolcu yine sözünü sakınmadan aramızdaydı. 15 Temmuz’da da bayrak bayrak dalgalandı Yolcu’nun sesi. Yolcu’da yazmak da Yolcu’yu okumak da bir duruş meselesidir. Sadece bir edebiyat dergisi değil; aynı zamanda mazlum coğrafyalarında da gür sesidir Yolcu.

Dergiyi bir sorumluluk olarak görenlerin omuz verdiği Yolcu, çıkmış olmak için değil, bir iz bırakmak için yolculuğunu sürdürüyor. Ömer İdris Akdin, Ahmet Usta ve Yolcu’ya gönül vermiş dostlar ile 100. sayısını da gördü.

Kendi çıkardığım dergiler dışında hiçbir derginin yayın kadrosunda bulunmamıştım. Şimdi Yolcu’nun yayın kurulunda bulunuyorum, hem de büyük bir memnuniyet ile. Elbette yalnız değiliz; Selçuk Küpçük, Dursun Ali Sazkaya Mehmet Şamil, Bilal Can ve Eyyüp Akyüz de dergiye omuz veren isimlerden.

İlk sayısından bu yana değişmeyen ve şeref madalyası gibi duran şu ifade de başka bir dergiye nasip olmadı henüz;

“Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir.” Bu ifadeyi yıllar önce gören (Derginin daha ilk sayılarıydı diye hatırlıyorum.) edebiyat atölyesinden bir üniversite öğrencisi arkadaş, Yolcu’ya “Ben de garibanım.” diye bir mektup yazmıştı. Bu mektuptan sonra o delikanlıya uzun süre dergi gönderildiğini hatırlıyorum.

Ülke ve dünya gündeminin nabzını tutan, daima mazlumun yanında olan, meseleye notlar düşen, olup bitenden cümle alemi haberdar eden kuşatıcı bir yanı var Yolcu’nun. Atasoy Müftüoğlu’nu, Cahit Koytak’ı, Bünyamin Doğruer’i, Lütfi Bergen’i arayanların bulabileceği adres de hep Yolcu oldu. Orta sayfa söyleşileri, Selçuk Küpçük’ün uzun soluklu müzik ve yakın tarih yazıları da dergiye güç veren ayrıntılar arasında sayılabilir.

100. sayı bir dergi için çok büyük başarı olarak kayıtlara geçmeyi hak edecek bir değerdir. Günümüz şatlarında yazılı materyallerin savaş verdiği birçok dijital kuşatma var. Bu kuşatmayı yararak ete kemiğe bürünen her dergi büyük bir başarıyı hak etmiş demektir. Yolcu bunu başarıyor. Yola düşüyor ve yol arkadaşlarını da bu kutlu yolculuğa davet ediyor.

Behçet Gülenay
Özgürlüğün son direniş hattında insanı insana karşı savunan bir kardeşlik ezgisi. Hakkın sesine tutunan bayrağı dalgalandıran bir rüzgâr… Dağın ardında olup bitenden haber veren Yolcu, bana inananların ağrısını fısıldıyor.

Erdal Ergenç
Yıl 1998… Kardeşlerimizle aramıza kurduğumuz naif köprüler sayesinde, dünyanın bahçelerine gül tohumları taşıyorduk… Çok güzel Gül tohumlarımız vardı… Ata tohumları, renk renk, boy boy… Kutsal kitaplardan devşirdiğimiz kelimeler ile işlenmez olmuş toprakları, işlenir hale getirmeye, mümbit ovalara dönüştürmeye azmetmiştik.

Yarın, bu günden daha güzel olacak, dünya gül bahçesine dönüşecekti. İnsanlar mutlu huzurlu ve hiçbir korku duymaksızın yaşayacaklardı.

Yöneticilerimiz, elinin altındaki halka adaleti yaşatacak, her kese hakkı ne ise onu verecek, hakikatin künhüne varması için çabalayacaktı. Ne kadar olumsuzluk varsa unutturulacak, kötülük yabancılaştırılacaktı insana. Umutlar bir çamın gövdesi kadar sağlam tutunmuştu toprağa. Dallarımız filize durmuş, rengimiz yeşile çalmış ve soluk alıp vermeye başlamıştık.

Ne yazık ki, kirli bir el tüm pervasızlığı ile yakamıza yapıştı şubatın soğuğunda. Ağızlarından salyalar akıtarak bağırdılar yüzümüze. İkna odalarında genç kızlarımızın saçlarını ağarttılar, delikanlılarımızın yüreğine kaygı ektiler. Üniversite de sınıflara girmemize izin vermediler, başörtüsü dediler, kamusal alan dediler, asker anasını hor gördüler, ötekileştirdiler, ittirdiler, o kirli elleri ile susturmak için ağzımızı kapatmaya çalıştılar.

Meydanlarda yükselttik bizlerde sesimizi; belki bir duyan, bir anlayan olur ahvalimizden diye sustuk, diz dize oturduk saatlerce, günlerce… Usulca yüzümüzü dünyadan kalbimize dönderdik.

O ara taa kalbimin derininden bir ses işitir oldum. Burası bizim, bu topraklar, bu mezarlar, bu gökyüzüne uzanan minareler, bu asırlık çınarlar bize atalarımızdan yadigar, “Burası Türkiye ve Tarih Kaydediyor” diye seslenen biri.

Durdum, zaten çok yorulmuş, nefes nefese kalmıştım. Kaygılarım, hayal kırıklıklarım, mücadelem, ümitlerim tarumar olmuş, öylece yanımda yöremde harabelere dönüşmüşlerdi. Kulak kesildim sese, benimle aynı anlam atlasında aynı dille konuşuyordu… saatler sürdü sohbetimiz. Çok sevmiştim yol arkadaşımı. O soğukta sıcacık bir dost, güven veren bir barınak, ümit aşılayan cümleleri ile omuz omuza verip yürümeye başladık. Elimizden alınan tohumları, almak için zalimin elinden sabırla, vakarla ve ümitle yola koyulduk. Yürüdükçe birbirimizi tanımaya yeni yol arkadaşları edinmeye ve en önemlisi hayatı anlama çabası edinmeye başladık. Evet, yol arkadaşım Yolcu idi.

Yorulmaz, derviş meşrepli, hikmetli ve benim için en önemlisi delikanlı bir dostum olmuştu. Herkesin bir birini unuttuğu Şubat ayazında kulağıma sıcacık öğütler, hikayeler anlatan, ümit aşılayan, konuştukça ruhumu okşayan kadirşinas bir dost…

İnsan zekâsının ürettiği fikirlerden, yapay ayazların yaratıldığı ve üşüyormuş hissi veren zamanlardan, iktidarın alnı secdeli insanlara verildiği zamanlara evrildi hayat. Yaşanan ve hızından dolayı hayretler içinde kaldığımız teknolojik gelişmeler dünyayı küçük bir köye dönüştürürken iktidarı elinde bulunduran alnı secdeli abilerimizin birçoğu ve bu gücün oluşturduğu aura ile, neredeyse hepimiz yalancı dünya ve asıl dünya arasına sıkışıp kaldık… ne bu yalancı dünyaya bir kazık çakabildik, ne de asıl dünyaya bir hazırlık yapabildik… Köhne, karanlık ve nemli dehlizlere gömdüğümüz hırslarımızı birer birer orta yere arsızca döküverdik.

Hali pür melalimiz böyle iken ve her birimiz başımızı döndüren zenginlik (!) hissinden savrulup dururken kadim dostum Yolcu, eteğimizden bir kez daha tutuverdi… Biz yürüyedururken dünyalık zevklerin göz kamaştıran aldatıcılığına daldığımız sıralarda o ayakta durmaya ve yürümeye devam etmiş. Gördüm ki Yolcu ayazda ne diyorsa sıcakta da aynı şeyleri söylüyordu. Her halükarda Allah’a dayanıp O’nun vahdaniyetine tam bir iman ve tam bir teslimiyetle O’na yaklaşarak özgürleşmeyi öğütlüyordu. Yüksek bir ses tonu ile çiçekleri ve taşları koklayan derviş kılığında bir adam “Allah yoksa Özgürlük de yok” diye söylenip duruyordu. O’ndan başka hiç ama hiç kimseye veya şeye baş eğmeden insan onurundan taviz vermeden yaşamayı işaret ediyordu. Uzak denizlere açıl demiyordu ama, bir kez açıldıysan tufandan korkmanın anlamsızlığını hatırlatıyordu. Bizim hikayemizi anlatırken, gülümsemeye devam etmemizi ve hayatın bizden yana olduğunu imleyerek ümit ekiyordu yüreklerimize.

Velhasıl onlar vurdu, biz büyüdük kardeşim. Birlikte güldüğümüz fırtınada, derin mezarlar kazıp katiller için, tutunarak içimizdeki ölümlere aynı güneşin altında çok tehlikeli olacağız diyerek ahitleştik. Her bir yüzü ile ufkumun sınırlarını zorlayan bir dosta sahip olduğum için mutluyum… teşekkürler Yolcu.

Duran Çetin
Bu dünya bir han, ben bir yolcuyum.
Uğradığı/uğrak yerinde bir süreliğine kalandır yolcu. Onun yapılası işleri vardır. Onları yapmalı, yol hazırlıklarını tamamlamalı. Aceleci yönünü bunun için kullanmalı değil mi?

Bunu yapabilenlere ne mutlu! Onlar gerçek anlamda yolculuğu benimseyenlerdir. Onlar için yolun bir sıkıntısı olamaz. Onlar yolda rahat ederler. Çünkü bilirler ki yolun sonunda umduklarına kavuşacaklar, mutluluğun sırrına erecekler…

O yüzden yolculuğun keyfine varırlar. Yol sıkıntısı onlar için katıktır. Her bir sıkıntıyla mutlu olurlar, mutlulukları çoğalır. Hatırlanabilir bir şey bırakmaktır dertleri. Dua almaktır hedefleri. Hayırla yâd edilmektir istekleri. Yolculuklarına devam ederken ererler maksada…

Bir süreliğine dünyaya yolu düşmüş insanlar Yolcu’dur.

Yolcu: Dergidir, insan biriktirir. Yolcu: Okuldur, yolcularını yetiştirir. Yolcu: Hedefe çağıran bir sestir. Yolcu: Edebiyatı edeple birleştirendir. Yolcu: Bu yolun yolcularına azıktır. Yolcu: Kalemle katık hazırlayanlara handır. Yolcu: Gök kubbede seda bırakmak için yazıya değer katandır. Yolcu: Yazıyı değerlendiren ve yazıya sahip çıkandır. Yolcu: Mutfaktır, pişme/pişirilme yeridir. Mevlevilikte mutfak (matbah), dervişlerin çilesini tamamladığı ve temel eğitimlerinin yapıldığı yerdir. Yolcu da günümüz matbahlarındandır. Yolcu: Hevesleri çoğaltan, kalemle kalıcı metinler oluşmasına kucak açandır. Yolcu: Gençlere gel, diyen sayfalarını önüne serendir. Yolcu: Fikirleri yazıyla geleceğe taşımak için hancıya emanet edendir. Yolcu: Toplayandır, toplanılan yerdir. Yolcu: Yazıyla vicdanlara haykıran, verilecek hesaba alacak kaydedendir. Yolcu: İnsanları düşünmeye sevk eden, düşündükçe düşündüren yoldur. Yolcu: Yolcu yolunda gerek diyen ve yola revan olandır. Yolcu: Yazma hevesini ateşleyendir. Yolcu: Yazıya ışık tutan/ışık alandır. Bu dünya bir han, ben bir yolcuyum. Yolculuk için azık edinenlerle birlikte yola revan olmanın güzelliğiyle nice 100. sayılara… Yolculuğunuz hayırlı, yolunuz açık olsun…

Faik Öcal
Yolcu, benim ve diğer yolcuların yazın hayatlarının en anlamlı, en güzel ve en verimli serüvenidir.

Nedir?
Yıldızların yaratılışa ait sırları vardır, görene. Bulutların hep eski bir hüznü vardır, düşünebilene. Ayın yine kendine göre şarkıları vardır, duyabilene. Kuşların sahibine ısmarlanmış uçuşları vardır, alabilene.

Güneşin tekliğine mahsus yalnızlığı ve gücü vardır, idrak edebilene. Gök kubbenin altında kalan, üzerinde duran sözler vardır, ayırt edebilene. Ve yolların kendine göre yolcuları vardır, yollara düşebilme cesareti gösterebilene. Belki biraz yorulduk, ama umutlarımız hep bir adım ötesindeydi yorgunluğumuzun. Bu yüzden yüksünmedik halimizden, şükrettik içimizden.

O eski kaville, emaneti taşıdık, bugünlere getirdik.100’dük, binler olduk.
Hep söyleyecek sözümüz vardı, dile geldik, dillendirdik.
Allah da 100’ümüzü güldürdü, sözümüzü yüceltti, emeklerimizi boşa çıkarmadı.

Çok şükür. Belki de Allah yaralı kalplerimize, kanayan dualarımıza, eski heybelerimize, yağmurlara karışan gözyaşlarımızın hürmetine, elimizden tuttu, 100’ümüzü güldürdü, bizi bu günlere getirdi.

Gökhan Akçiçek
Yolcu Dergisi, aynı alfabenin harfleri olduğumuzu hatırlatıyor bana. Toprağa yakın, suya aşina ve insana meftun olmanın huzurunu da hissettiriyor. Çekip uzaklara gitsem dahi döndüğümde sofrasındaki kaşığımın kaldırılmadığını göreceğim bir yuva oldu benim için.

Yolcu, dünyaya bel bağlamamanın, biriktirmemenin, eşyanın uzağından dolaşıp gelmenin usulünü öğretti. Hem bir okul, hem de öğrenci olmanın masumiyetini kazandırdı bizlere. Sınırların olmadığı bir dünyanın ortak acılarına nasıl mehlem olabileceğimizin yollarını öğrenme gayreti aşıladı. Şiirin, öykünün bir yanımıza dokunup geçmesinden öte alışkanlıklarımıza yeni istikametler eklemeyi sağladı.

Yolcu, yolda olmanın çoğalmak, yola koyulmanın niyet olduğunu hatırlattı. Dahası mola yerlerine bizden hatıra dokunuşlar bırakmamızı da öğütledi bizlere.
Ben bu yolun yolcusu olmaktan gurur duydum hep…

İlyas Sucu
Bundan tam yirmi yıl önce üniversite öğrenciliğim sırasında protest tavrına, mottolarına ve ön-arka kapak resimleri ile şiirlerine vurgun olarak başladığım Yol(cu) serüvenim, bugün aynı iştiyakla devam ediyor. Dün okuyucusu olduğum Yolcu’nun bugün aynı zamanda bir yazarı olmak ise şahsi yolculuğum adına alınmış bir mesafe olsa da, bir kıymete matuf değil. Kıymete matuf olan yola çıkmış olmak, yol alıyor olmak, yolda olmak. Daha da kıymetli olanı ise yolda olanlarla refik olmak. Yol mu, yolcu mu, yolun istikameti mi? Hep zihnimin bir köşesinde duran ve aklımın beni birini tercih etmeye zorladığı bir soruydu. Yolculuğumun bir durağında yürüdüğüm yoldan ve yöneldiğim istikametten ziyade kimlerle birlikte yola revan olduğumun önemini fehmedip, aslında refikin hem yolu hem istikameti açık ettiğini gördüğümden beridir: Yolcu.

Sadık Yalsızuçanlar
Yolcu, 1998’de çıktığı yolda çeşitlenerek, zenginleşerek, yola işaretler bırakarak, sürekli eklenen yeni elçilerle birlikte emin, kararlı adımlarla ilerliyor. Bendeniz, edebiyatın “taşra”sına pek inanmam. Hz. Yunus, Sarıköy’dendi. Bugün hâlâ insanlığın şifası. Öylesine alemşümul bir dille konuşmuş ki, taşra-merkez hiçbir anlam ifade etmiyor. Bilgenin durduğu yer merkezdir. Dergi işlerinde de böyledir. Samsun’da olmak, düşünmenin, edebiyatın taşrasında olmak değildir. Nitekim Yolcu’nun yirmiiki senelik yolculuğunda heybesinde biriktirdiği, çete-le’sini tuttuğu isimlere bakılacak olursa, İstanbul’dan Bursa’ya, Ankara’dan İzmir’e nice nice güzel gönüllü kişinin adları görülür.

Düşünme, içerdiği çileyi, nerede bulunursa bulunsun tâliplisinin yüreğine yükler. Sezai Karakoç’un dediği gibi, “yazı (ise) kendini yazar.” Bir yazıyı, bir yazar yazmadıysa, o yazı, kendisini başka bir yazara mutlaka yazdıracaktır.

Dergi, çileli bir iştir, uğraştır. Üstelik yolda olmaktır. Yolculuktur. Yolcu’nun nasıl zorluklarla gün yüzüne çıktığını ve varlığını idameye çalıştığını az çok biliyorum, bir avuç çilekeşin muhabbetiyle yürüdüğünü görüyorum.

Ne kutlu bir yürüyüş! Öncelikle onları candan kutlarım. Dostların özverili çabaları olmasa Yolcu olmazdı. Olsa bile eh birkaç ay sürerdi.

Hadi diyelim iki-üç sene devam ederdi. Dalya demek için gerçekten bir maratonu göze almış olmak lazımdır. Yolcu’lar böyle. Hatta onlar koşu bittikten sonra da koşan atlar, biliyorum.

Mavera’nın çıkış sürecinde her şey konuşulmuş, hangi parayla sorusuna sıra gelmemiş. Gelince de, tanıklardan dinlediğim, Cahit Zarifoğlu, “onu bir şekilde bulacağız.” Deyip geçmiş. Nitekim bulunmuş da. Nereden, nasıl, kim bilebilir? Çünkü dergi gönülle çıkar, yürekle yürür, akılla biçimlenir, kararlılık ve sebatkârlıkla istikrar kazanır.

Yolcu’ya nice yıllar dilerim. Yolu, bahtı açık olsun. Yolcu’ları tekrar candan kutlar, selamlarım.

Bünyamin Doğruer
İnanca doğru değil inancıyla umman’a açılan Yolcu.
Cehalet ve barbarlığın, zulüm ve haksızlığın, sömürü ve emperyalizmin, kaba güç, kuvvet ve ve otoritenin, demir ve ateşin, çıkar, şehvet ve ihtirasların beşeri ve hayvani arzu istek ve dürtülerin, iş-gallerin, savaşların egemen olduğu, erdemin, faziletin, hidayetin ve emanetin kökünün kazınmaya ça-lışıldığı şu bedbaht zaman diliminde, bir sonsuzluk koşucusu gibi, bu dünyada rahatı kaçmış insanlarla yola çıkan, mutlu olmayı içine sindiremeyen, diğerleri olmayı kabul etmeyen, şiirlerini ve yazılarını sa-lih amele dönüştürmeye çalışan aziz kardeşlerimin katkılarıyla yoluna devam eden Yolcu’yu kutluyorum, tüm ekibine kalbi sevgilerimi sunuyorum. Kararlı, inançlı, inatçı bir şekilde, direniş ruhuyla yoluna devam ediyor.

Yolcu dergisi, acının alnından öpen, direnişi önceleyen, hüznü yüreğine kına diye yakanların, eşya-ya-olaylara iman nuruyla bakan, yangın kulesinin uykusuz nöbetçilerinin mektebi olan bir dergidir. İn-sanın dışlandığı bir çağda insanı çağıran, kar yağarken kurşuna dizilen kardelenlere ağıtlar yakanların dergisi…

Yolcu dergisi, düşünce ve eylem arasındaki köprüdür. Sanatla yola çıkan savaşçı rolünde. Zorbalığa haksızlıklara, adaletsizliklere, soykırıma, katliamlara tahammülü yok…

Yolcu, çölün kavurucu sıcaklığında bir kelam şelalesidir.

Sanatın her alanında, tüm katmanlarında evrensellik ilkesini ciddiye alarak ümmet şuuru içinde u-yarma, uyandırma, haykırmayı, direnişi, sözü şiar edinmiş bir dokuya sahip olduğunu düşünüyorum yolcu dergisinin.

Tanık olan, farkında olan, söyleyecekleri olan, romantik ucuz mırıldanmalardan uzak bir dergi.

Hakikatin doğru ve tarih içinde atan nabzı olan, çarpan yüreği olan şiire yer veren bir dergi. Bir hareketin şiirlerini her zaman görebiliyoruz. Yolcu dergisini okuyan halk, iyi bir türkü dinlemiş gibi kendi sesini, acı burukluğunu, yaşama sevincini, karşı koyma gücünü, soylu umudu bulmaktadır…

Coğrafyamız ve yüreklerimiz böylesine bin bir türlü acıya vatan olmayı sürdürdükçe, yolcunun rezervleri tükenmeyecektir. Zulme başkaldırarak edebiyatın her alanına ses olacaktır… Yorgun ve yalnız insanlara umut aşılayan, varoluşlardaki garibanlara ses olan, çığlık olan yolcu, kirlenmenin ve yozlaşmanın bütün boyutlarıyla yaşandığı günümüzde, insanı kurtarmak, ulvi insanın varoluş gayesini unutturmadan varoluş sorularını sorarak gündemde tutmaya çalışan /insana insan-lığını hatırlatan/ bir dergi misyonuyla yoluna devam ediyor.

Aşkımızın, sevgimizin, nefretimizin, öfkemizin, inancımızın yerli yerinde sergilendiği, yazıldığı bir mekteptir yolcu. Evrensel bir trajedinin yaşandığı şu zaman diliminde, ümmete tabi olmanın hüznü ve acısını, umu-dunu, itirazını, öfkesini Allah eksenli ortaya koyan, yolcu dergisi mutfağında çalışan tüm kardeşlerimi kutluyorum. Bu derginin doğumunu gerçekleştiren, yola çıkmasına vesile olan Mustafa Öner kardeşimi de tebrik ediyor, kalbi sevgilerimle, muhabbetle kutluyorum. Nice sayılarda buluşmak üzere, Allah’a emanet olun.

İsmail Delihasan
Yolcu ile şöyle yüzleşmiş. Cevher ve kabuk adda bütünleşir. Ad, varlığın da insanın da temsilcisidir. Adı anlamlı dergilerden biri de Yolcu dergisidir. Yolcu dergisi de adıyla, insan için çizdiği edebiyat ve düşünce, inanç yolunu temsil eder. O hakikat yolunun yolcusudur. Yolcu/luğum değerli Ömer Vural kardeşimin davetiyle başladı. Ömer kardeşim sağ olsun.

Öncesinde de hep bizimle yürümek istedi. Yolcu dergisinin kadrosunu, dergi ekibini, tavrını seviyorum. Tek başına edebi ve düşünsel bir ufuk çiziyorlar ve ona yürüyorlar, yürüyoruz. Onlarla yürümek huzur veriyor bana. Yüzüncü sayısında nice yüzüncü sayılar ve başarılar diliyorum.

Mehmet Aycı
Bir Yolcu varmış… Bu da bir masal. Anlatılmaya devam ediyor. Yüzde değil de doksan dokuzda daha anlamlı. Samsun’da, devinimini, çarpıntısını, düşlerini taze tutan arkadaşlarımızın zamana düştüğü kayıtların toplamı. Her sayı bir ayrı bir mürekkep kuşu. Kanatları hep ıslak, gözleri hep bulutlu. Ayrı. Ayrıksı. Öyle olsalar da biz oldular, yüz oldular. Masal devam ediyor. Zenginleşerek.

Rabia Gelincik
Derginin künyesinde yer alan ”Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir.” ifâdesi ile Afrika faaliyetleri ve sosyal projelerle yürüyüşünü sürdüren; “Kalbi olan bir dergi.” olması hasebiyle Yolcu’nun, edebiyat yolculuğum ve gönlümdeki yeri birçok dergiden farklı olmuştur. Cemil Meriç: “Dergi, hür tefekkürün kalesi.” demiştir.

Şair ve yazarlarını, zapturapt altına alarak mafyavâri bir üslûpla yönlendirmeyen; fikir ve eserlerine müdâhale etmeyen; inancı ve direnişi diri tutan; nezâketi, nezâheti ve insâniyeti önceleyerek kendi yolunda akan berrak bir nehir gibi Yolcu Dergisi. Yüce Allah’ın, Âdem Aleyhisselâm’a öğrettiği kelimelerin sâfiyeti ile Resûlullah(s.a.v.)’ın: “Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol.” buyruğunun edebiyat sahasında da takipçiliğini sürdürerek istikâmet üzere yürüyen ve yolcu olmadan yol alınamayacağını ve dahi yoldaş da olunamayacağını aklıselim ve kalbiselim ile tebliğ eden bir dergidir benim için Yolcu Dergisi. Kâfiye olsun diye değil, hakîkî mânâda derdi olan bir dergi Yolcu Dergisi.

Mehmet Şamil
Yolda olmanın bilincidir benim için Yolcu dergisi. Yolculuğun ardından koşturan çocuklarız ve bizden kaçıp bize dönen yolcularla azığı vedâ olan yolcunun gurbetiyiz

her birimiz. O büyük yolculuğun izinde aslına çağrılan kelebek yolcuları olarak Yolcu dergisinde 100. sayıyı görmek, izimi buraya kadar taşımak, tanıklık bırakmak güzel bir duygu ve biz hâlâ yoldayız. Çünkü sonsuz bir âlem yolculuğun menzili.

Banu Altun
Yolcu Dergisi benim için; zihnin rahminde olanı idrâke, idrâkin ise ancak eyleme geçişle küllî hafızayı inşa edebileceğini ifade ediyor. Yolcu Dergisi; yaşam yorduğunda tekil hayatıma gömülüp küçük hayal kırıklıklarımı okşadığımda, bu küçük molayı fazla uzatmamamı, “daha değil” diyerek topraklanmamı, “rağmen”lerinde hayata dair olduğunu ve hep mücadelenin kalbinde istikrar ve şevkle kalmayı anlatıyor.

Osman Sevim
Aradan hayli zaman geçmiş. Hafızamın kıvrımlarına yapışan hatıraları yokluyorum bir bir. 20-21 yıl öncesine gidiyorum. Dostoyevski’nin ‘ölüler evi’ diye tesmiye ettiği mahpusta ‘İflah olmaz bir mahkûmken’ Yolcu ile ilk defa nasıl karşılaştığımı hatırlıyorum: ‘98’in sonu ya da 99’un başı olmalı. ‘Bağımsız ada/oda’ olarak tarif ettiğim ranzamda okuduğum bir gazetenin kültür edebiyat sayfasında Yolcu’nun tanıtımını ve adresini bulmuştum. Alt levhasında yazılı olan “cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir” davetiyesini muzipçe aldığımı, aldığımızı hatırlıyorum. Hemen irtibat kurduk. Ve çok geçmeden, on kişilik ”Müslüman siyasi koğuş ”a tam beş adet Yolcu dergisi gelmeye başlamıştı artık!

Yolcu, 45 günde bir bizi ziyarete gelen “mühim bir ziyaretçinin” adıydı artık. Yolunu gözlediğimiz. Özlem, acı, sevinç ve coşkunluklarımızı şiir, deneme ve öyküler ile cömertçe paylaştığımız. “Özgürlüğe kaçışımızın” adı. Dışarıya açılan penceremiz.

Postacı Kadir abinin, kaldığımız 2. Koğuşun maltasına girdiğini haber veren Revedor kolonya kokusu, hep gizli gizli koğuş mazgalına kulak kabartmamızı sağlardı. Yolcu, biraz da o kolonya kokusudur. Buradayım, geliyorum diyen. Kulak kabartılan, yüz verilen, göz ve gönül alan. Bir dost veya kardeş mektubu içinde gelen kurutulmuş bir hanımeli kokusudur Yolcu. Ön ve arka kapakları, fotoğraf ve şiirleri her okuyucunun yüreğindeki gergefte çerçevelenmiş bir dergidir Yolcu. Bu, çok az dergiye nasip olmuş bir ayrıcalıktır.

Yeni başlayanlar için (özellikle de içerde veya dışardaki “taşralılar” için) kendini merkezde sananların olanca kibrine inat, bir sığınak oldu. Herkesin sahne aldığı, yüksünmeden boy gösterdiği bir alanın, mekânın adıdır Yolcu.

“Şiirsel devrimcilik” diye bir şey varsa eğer o, Yolcu’nun bir diğer ismidir. Metafizik gerilimlerden en kıymetli salih amellere; en naif duruşlardan en usturuplu sloganlara kulaç atmanın adıdır Yolcu. Biraz Aliya ve Malcolm, biraz Şeriati ve Fanon, biraz Akif, Pakdil ve Karakoç! Biraz Kudüs ve Saraybosna, biraz Harlem, biraz Halep ve Halepçe, biraz Granada ve Açe, Darul Beyda; biraz caz, biraz türkü, biraz kılam az biraz da flamenko’dur. Hasılı kelam..

‘Zaferle değil seferle mükellef olduğunun’ bilinciyle yürümenin adıdır Yolcu. Her dem yolda olan, her daim yolda bulduğuna selam veren, yolda kalana sahip çıkan. Yüreğinize dert değmesin. Günleriniz, yüreğiniz gibi güzel olsun dostlar. Vesselam.

Yıldırım Beşkardeş
Yolcu bizim kadim bir dostumuz. ‘Yeryüzünde garip bir yolcu gibi olmamız gerektiği’ nebevi düsturunun mücessem hali. Kargocunun her yeni sayısını getirdiği an, şu fani dünyada sevindiğimiz 3-5 şeyden biri. Yolcu ile 28 Şubat’ın netameli günlerinde üniversite öğrencisi iken tanıştım. 28 Şubat sürecinin en yoğun günlerindeki kavi duruşu beni çok etkiledi. Arkadaşlığımız o zaman beri devam ediyor.

Yolcunun şu anki fikir muhayyilemin oluşmasında çok büyük etkisi var bu açıdan benim için sıradan bir dergi olmayıp hassaten bir öneme sahiptir. Yolcu ‘Söyle ki duyulsun, burası Türkiye ve tarih kaydediyor, çoraplarımızın rengi ile uyumlu değil ise değişmesi gereken kanunlardır, zulüm bizdense ben bizden değilim’ gibi mottolarla 28 şubatın bunaltıcı dönemlerinde kendi çapında ciddi bir düşünsel direniş hattı oluşturarak üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirmiştir. Biz buna şahidiz. Yolcu, Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’in deyimiyle ‘çok düşünülmüş uzun yolculuğuna’ ilk günkü heyecanla devam ediyor. Bizde ara ara amatör yazılarla yolcunun bu kadim yürüyüşüne aperatif niyetine mütevazi katkılar sunmaya çalışıyoruz. Yolcu bizim masamızda her daim duran, kendi çapımızda abone çalışması yaptığımız, herkes görsün/okusun istediğimiz, gönlümüzde müstesna yeri olan yol arkadaşımız. Nice 100 sayılara inşallah. Ancak 28 Şubattaki insani/ ahlaki/ hukuki ilkeler bugünde geçerlidir. Yolcunun yukarıdaki mottoların hatırına yaşadığımız zaman dilimiyle ilgili de söylemesi gereken bir şeyler olmalıydı

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
açık
14.9 ° C
15.1 °
11.5 °
57%
0.5m/s
0%
Sal
23 °
Çar
27 °
Per
30 °
Cum
31 °
Cts
24 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet