-
İkindi vaktine… Sahibini terk etmeye hazırlanan gölgeye… Maskenin ardına gizlenen niyete… Menzilini arayan yürüyüşe… İkindi vaktine. İkinci yüz ile karşınızdayız. Baharla başladık. Uzun süren durgunluğun geri çekilmişliğin ardından damarlarımıza su yürüsün, güneş yürüsün, çiçek yürüsün istedik. Peygamber bizim için ‘İkindi vakti’nin insanları olduğumuzu buyurmuş. Amenna ey İkindi vaktinin Peygamberi… Sözümüzün bereketi senin dilinden dökülen merhamet ve adalet ile kaim. Buna tutunuruz ve gökyüzüne bakarız. Bir keresinde şöyle demiştin: “Akıl insanın içindeki Peygamberdir. Peygamber ise insanın dışındaki akıl…” Gazali, bu söze şöyle bir açılım getirir: ““Her şeyin bir aleti vardır: Müminin aleti akıldır. Her şeyin bir biniti vardır. Kişinin biniti akıldır. Her şeyin bir direği vardır. Dinin direği akıldır. Her kavmin bir dayanağı vardır. İbadetin dayanağı akıldır. Her kavmi bir çağıran vardır. Alimi ibadete çağıran akıldır. Her şeyin bir tamirci ustası vardır. Ahiretin tamircisi akıldır. Herkesin kendisinden sonra unutulmayacak bir eseri vardır. Sıddıkın eseri akıldır. Her yolcunun bir çadırı vardır. Müminin çadırı akıldır.” Ve bize düşen ancak duadır: “Rabbimiz aklımıza mukayyet ol!”
-
Güzel insanların yüreğine her gece bir kuş konar. Bundandır sabah kimseler uyanmadan titrer yürek teli. Bir rüyadan çıkıp sonsuza kanatlanıyormuş gibi… Güneşi görürse şükreder, yağmur yağıyorsa hamdeder. Vakta ki kardır gelen, her bir tanesini yeryüzüne indiren meleklere selam eder. Böyledir Zümrüd-ü Anka’nın uçuşu.
-
Ayasofya Tamimi… Biz “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zaferin” çocukları için Ayasofya’nın ibadete açılması umurumuzda olmazdı. Bu olayı kitlelere sunulmuş bir rehabilitasyon olarak da okuyabilirdik.
Yeryüzü kendilerine mescit kılınanlar için orada namaz kılınması vs teferruattan başka bir şey değildi.
O bilgelik evinin Justinyanus’un eşi Teodara’ya adanmış olması… Kostantinpolis’te vuku bulan büyük isyana-Nike Ayaklanması- karşı şehri terketmemesine ve bir imparator olarak direnmesine vesile olan Teodora’nın anısına, Tanrı’ya şükür için yapılmış olması da önem arz etmezdi.
Ulu Sultanımız Mehmet Han Hazretleri’nin fetihle birlikte doğruca bu efsane mabede giderek Roma İmparatorlarının taç giydiği mevkide arz-ı endam ederek artık İmpatatorluğun Türk iline geçtiğini dünyaya ilan etmesi bile yüreğimizi soğutmazdı.
Lakin bu mübarek milletin bin yıldır bu toprakları yurt edinmişliğine, egemenliğimize ve özgürlüğümüze atılan her çentik gibi Ayasofya’nın da bizim irademizle hal yoluna konulmasıdır bizi gönendiren. Nerede bizim Batıya doğru ilahi, tarihi ve doğal yürüyüşümüze ket vurulmaya çalışılır; dikkat kesiliriz, tövbe eder tövbeye davet ederiz.
El hak; adaleti yeryüzünde kaim kılmayı mü’minliğimizin bir cüz’ü bilir ve bildirir; duyan duymayanı öğütlesin isteriz.
-
Herkesin ölümü herkese malum bu günlerde. Herkes ölümden yontuyor tanrısını. Ölümün nedeni kalıyor elimizde, kimse Allah’ı anmıyor.
-
Bir gün öleceğiz. Üzerimize yığınlarca toprak atılacak. Rüzgar kucağında taşıdığı bir tohumu toprağa düşürecek. İlkbaharda tohum çatlayıp sürgün verecek. Güneş gölgelerin arasından sızıp sürgünü çiçeğe dönüştürecek. Bir delikanlı bu çiçeği koparıp sevgilisine hediye edecek. Sevgilisi çiçeğin kokusunu içine çekecek. Kalbi o denli huzurla dolacak ki bu huzur duaya karışıp bizi bulacak.
-
Boğaziçi Direnişinin Yanındayız… Bir adım geri çekilip sürece daha geniş bir perspektifte bakalım mı? Kim kime global köyün fareleri muamelesini uygun görüyor? Bu köyün kavalcısı kim? Kavala üflediğinde kendinden geçmesi istenen fareler içine çekildikleri kumpasın farkında mı? Hangi sihirli nağmelerle kimlerin kendinde nasıl geçebileceği nerede tasarlanıyor? İçine kitle iletişim sufleleri enjekte edilmiş beyaz peynir hangi beyaz kafa tarafından ne amaçla servis ediliyor? Bir soğuk savaş terminolojisi olan “Cambaza bak” kurgusu ölü toprağı gibi üzerimizde mi kalmalı? Ya da ateşe benzinle giden global köyün kavalcısının fareleri de birlikte yakması kabil görünmüyor mu? Hal böyle olursa bu bir hayvan hakları sorununu da içermez mi? Öyleyse John Steinbeck “Fareler ve İnsanlar” romanını neden yazdı?
-
Okkalı göbeğini resmi hizmete mahsus maun masanın üzerinde hoplatarak konuşuyor. Lakin ses ensesinden geliyor. Davamız diyor, kaybettik. “Sahip olmak için feda ettiğimiz ne varsa bizi ele geçirdi. Her şeyimiz oldu lakin hiç bir şeyin anlamı kalmadı ” diye de ekliyor.
Ağzını kaybetmiş, dilini yutmuş ama yağ bağlamış ensesi hala konuşuyor.
-
İçine yeşil led ışık döşenmiş kocaman bir asansöre bindim. Kapısı ‘Ya Hak’ diye kapandı. İrkildim. Sonra müzik başladı “sordum sarı çiçeğe.” Vay dedim ne kadar dini bütün olduk. Cennetin hangi katına çıksak acaba?
-
Mutmain Muhafazakârlık diye bir tarz. Makul ve makbul vatandaşın bir adım ötesi. Meselen bu nev’i için edebiyat, kültür ya da sanat kullan-at oranında ilgi çeker. Kitap okuma kampanyalarının önde giden süvarileridirler. Ama açıp bir sahife okumuşlar mıdır şüpheli. Şiir desen acaba hangi boş nutka dolgu malzemesi olurun ötesinde bir işe yarar mı? Çekilen dizilerin ekserisi Hollywood prodüksiyonlarının kötü birer kopyası. Sahi kim ayıklar pirincin içindeki beyaz taşları?
-
Küçükken öğretmenlerimiz çağdaş medeniyet seviyesine çıkarıp giderlerdi bizi. Orası o kadar yüce ve bir o kadar ulvi bir yerdi ki… Nasıl ineceğimizi bilemezdik. İnmesek üşürdük insek mürteci. Evet Türktük, doğruyduk, çalışkandık lakin kara önlüğümüzün ceplerinde kaybolan ellerimizi aramaktan başka şeyler düşünemezdik. O an yanımıza bıraktıkları bir kase Amerikan süt tozunun verdiği Süpermen uçuşu cesaretimizi kamçılardı. Ceplerimizde leblebi tozu yüreğimizde erguvan neşesi bir buluttan diğerine seker dururduk.
-
Akif; istiklalden istikbale bir varoluş öyküsü… Hikaye şu kelime ile başladı ve devam ediyor: Korkma!
Yaz sayımızda buluşmak duasıyla…
















