KAPİTALİZM İHMALE GELMEZ
Kapitalizm hiçbir şeyi ihmal etmez. Boşluk kabul etmez. Başka dünyaları istemez. Kapitalizmin rengi beyaz, ebadı büyük, kıblesi her zaman daha yenidir. Ona göre geçmiş koyu karanlıktır. Mazi kötüdür, örümcek ağıdır, ağdalıdır hatta. Gerekirse kötülenmeli ve reddedilmelidir. Gelecek hep aydınlıktır. Hep ışıktır ve rengarenktir. Cazibelidir, albenilidir. Üstün insan rekabet edendir. Ama her alanda rekabet… Benim perdem senin perdenden daha beyaz ile başlar. Aracının markası ve modeli ile devam eder. En etkili kelime ‘değiştir’dir. Değiştirmezsen güdük kalırsın, detone olursun, zamanın dışına düşersin. Bu korku sürdürülebilir kapitalizmin başat sloganıdır. Değiştirmezsen düşersin. Gözden düşersin, enden ve boydan ebattan düşersin. Güdük kalırsın. Onun var da benim neden yok? Benim neyim ve nerem eksik? Bu güdüklüğün giriş sorularıdır.
Sizden gözleriniz istenir. Bakışlarınız istenir ancak neyi-nasıl görmeniz sufle edilir. Bütün dijital araçlar bunun için konumlandırılmıştır. Bakacaksın ama göstermek isteğimi görmen için ayarlanmış bir aklın olması gerek. Bunun için haydi aklımızı yontmaya… Markalar ve imajlar kapitalizme uygun hale getirilecek olan aklın törpüleridir. Önce duygular manipüle edilir sonra akıl usulüne uygun şekillendirilir. Artık insanoğlu birbirini görmemeye, birbirini anlamamaya başlar. Bunun için hep bir aracıya ihtiyaç duyar. Duyuşsal ve bilişsel köprüleri kurma işi kapitalizm tarafından yerine getirilir. Annenizin, babanızın eşinizin ya da çocuklarınızın gözlerine bir dakika bile bakmaya tenezzül etmezsiniz ama cep telefonuna saatlerce bakabilirsiniz. İşte size özgür ve iplerinde kurtarılmış insan! Ne kadar çok tüketirsen o kadar renklenir hayatın. Alırsın, sahip olursun ve aklın mutluluğun doruklarını yaşar. Her şey bu haz için organize olmuştur. Sağlık sektörü böyledir, eğitim sektörü böyledir ve diğer sektörler böyledir. Sektör demek de budur zaten. Gütmenin profesyonelleşmiş ve bilimsel temellere oturtulmuş hali. Bunun için dünyanın her yerinde binlerce bilim adamı teoriler üretir. İnsanı gütmenin bin bir yolu. Bin bir gece masalları bu küresel komplikasyon karşısında basit bir anlatıdır. Ayrıca zımnen zaferi kabul edilmiş olan kapitalizme göre sahip olduğunuz değerlerinizi revize etmek zorundasınız. Her şey kapitalist ahlakın öngörüsüne göre şekillenir. Örneğin düzenin kaldıraçlarından biri olan faiz inancınızla örtüşmüyorsa, düzeni değiştiremiyorsanız inancınızı gereği gibi yorumlamalısınız olur biter. Samimi bir inanmış olarak dini ritüelleri yerine getirmek gibi bir folklorik tortu kalır elinizde. Elhamdülillah demek de işin tatmin olmuş son noktası.
Sektörel profesyonellerin yaptığı en etkili bilimsel çalışma ‘cambaza bak’ kombinasyonunun tüm insanlığa nasıl giydirileceği üzerinedir. Örneğin ilaç sektörü hastalık üretme ve hastalıkların sürekli hale gelmesi için müthiş paralar harcar. İnsan sağlıklı olsa ilaca neden gereksinim duysun ki? Gereksinimler bilimsel alt yapının olmazsa olmaz işlevleridir. Peki tüm bu çabalar neyi amaçlamaktadır? İnsanı ‘ürün’ haline getirmeyi… Sektörün elinde ürün haline gelen insan, artık insanlıktan, insanı var eden değerlerden ve derinlikten soyutlanmış ve bir birey haline gelmiş demektir.
Evet ‘birey’ kapitalizmin ulaşmaya çalıştığı ürünün diğer adıdır. İçeğini oluşturan kutsal değerlerden yalıtılmış, kendini denetleyen geleneksel mekanizmalardan koparılmış ve yalnızlaştırılmış bir tür olarak her alanda kullanıma hazırdır artık. Bunun için önemli bir alan inşa edilmesi gerekir: Özgürlük. Bireylerden oluşan kütlelere en çok propaganda edilen oyun kompleksi… Satın alınabilir ve bunun için de gerekli bedelin ödenmesi gereken bir alan. Peki neye özgürlük talebi oluşturulur? Hazza uluşmanın önünde ne varsa irite edilmelidir. Kanaat bunlardan biri. Bir kere tüketim nesnesi olduğunuzda artık israfın boyutları tahmin edilemez. Daha büyük ve daha çok şeye sahip olma güdüsü… Kendinizi nasıl daha iyi hissedersiniz? Nefsinizin hırs kamçısı aracılığı ile özgürleştirilmesi… Peki milyonlarca bireye düşen kişi başına haz alanı sınırlıysa ne olacak? Özgürlük alanınızı genişletmek için süreç başlar: Savaşlar, katliamlar, işgaller, sömürge düzeni, hak ihlalleri… Örneğin neden beyaz, temiz, aydınlık adam Afrika’dadır? İşin sırrı beyaz adamı tanımlayan kelimelerde gizli. Kim beyaz, temiz ve aydınlığa direnir ki; koyu, kirli ve karanlıktan başka…
Kapitalizmde maddi karşılığı olmayan hiçbir şeyin bir değeri yoktur. Menfaat skalası üzerinden dizayn edilen konformizm, insan ilişkilerini kar zarar envanteri ile belirler. Bu envanterde Tanrı’nın yeri mekanik döngüyü meşru hale getirebildiği oranda önemlidir. Gerektiğinde devre dışı bırakılabilir. Çünkü Tanrısal işlev zaten Kapitalizmin paradigması olan Modernite tarafından yerine getirilir. Modernitenin yürüyen aksamı olan devlet hakkında konuşan Hegel bu durumu şöyle izah eder; “Modern devlet Tanrı’nın yeryüzündeki yürüyüşüdür.” Bunu Bop Jessop Devlet Teorisi kitabında açımlar: “Devlet vardır ve çok kudretlidir, kapitalizmle eşzamanlı olarak yerleşen modern devlet daha kudretlidir: –Büyüktür–yücedir–sonsuzdur–her yerdedir–her şeydir–hem soyut hem de somut bir varlıktır, milletin kendisidir– vatan ve vatandaştır–.”
Modern devlet, insanlığın tarih boyunca inşa ettiği şehirlerden farklı bir yaşam alanı ortaya koyar. Merkezinde Tanrı’nın olduğu bir yerleşimden odağını tüketim mabetleri olarak konumlanan AVM’lerin oluşturduğu bir düzen. Ki bu düzen manipülasyon üzerine kurulu bir çarkı işletir. Hasılı: Modern kent kurgulanmış bir yaşam alanıdır şehir ise doğal bir ortamı ifade eder. Kentte insan insanın kurdudur, şehirde ise insan insana emanet, insan insanın bereketidir. Kentte hırs ve haz kol gezer şehrin idraki kanaat ile kaimdir. Kentin sokakları insanı öğütmek için tasarlanmıştır şehir ise insana varoluşunu çoğaltmak ve kendini gerçekleştirmek için kapılar açar. Kentte kültür egemendir, şehirde ise hikmet ve hakikat arayışı. Şehirde deliler ârâfın insanları olarak görülür, korunur ve gözetilir, kent psikopatlar üretir. Şehirlerin ruhu vardır, kentlerin imajı.
Böyledir Kapitalizm ihmale gelmez.
















