Cahildim dünyanın rengine kandım
Rene Guenon “Niceliğin Egemenliği” bağlamında insanlık tarihi boyunca yaşanmamış lakin son birkaç yüzyılda dünyaya musallat olan bir sürece vurgu yapar. Yani yapay olarak üretilenin sahici olanın önüne geçmesi. Bir başka vurguyla insanlığın hakikat arayışının modernitenin inşa ettiği derin gerçeklik tarafından yutulması… Metin Karabaşoğlu gündelik hayata yansıyan bu durumu şöyle açıklıyor: “Sohbetlerden gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına kadar hemen her vesileyle, ‘niceliğin egemenliği’ bir vâkıa olarak kendisini açıkça belli ediyor. İnsanların servetleriyle, şirketlerin cirolarıyla, gazetelerin tirajlarıyla, kitapların baskı sayılarıyla değerlendirildiği; hanımların eşlerinin kendilerine verdiği değeri yapabildikleri aylık harcama üzerinden ölçme alışkanlığı edindikleri bir çağ, ‘niceliğin egemenliği’nden başka neyi gösterir ki?”
Bu çerçevede şu ya da bu kesim ayırdetmeksizin yaşanan çölleşme ve kişiliksizlik derin bir krizi de beraberinde getiriyor. Kriz derin evet ancak bizler için oluşturulan gerçekliğin genişliği her türlü değeri piyasalaştırıyor. Buna biz ‘olağanlaştırma’ da diyebiliriz. Son dönemde ‘cinsiyet eşitsizliği’ adı altında pazarlanan başta aile olmak üzere toplumun ana unsuru olan değerlerin ve rollerin yeniden tanımlandığı süreç tam da buna işaret ediyor. Örneğin ‘anne’ olgusunun üzerinden değersizleştirilerek kadını piyasa enstrümanlarından biri hale getirme çabaları hiç de masum görünmüyor. Nesil emniyetinin başat ve vazgeçilmez aktörü olan kadının ‘anne’ rolünden soyutlanarak nesneleştirilmesi ve bu duruma muhafazakâr çevrelerin de çanak tutması anlaşılabilir bir durum. Zamanın öznesi olma sorumluluğundan kaçarak modern paradigmanın edilgen bir unsuru olarak yaşamak daha albenili. Bu açıdan ne kadar kutsal varsa hızlı biçimde çözümlenerek yeniden tanımlanıyor. Böylece bu günün dünyasına ve geleceğe dair hiçbir iddiası ve teklifi olmayan bir prototip, seküler yaşama katılmak için sırasını bekliyor. Zihinlere kodlanan ‘geri kalmışlık’ sendromu bir an önce ‘ileri toplumların’ seviyesini yakalamak için inanma ve adanma biçimlerimizi sorgulamamızı salık veriyor. Bunu da ‘evrensel değerlere katılım’ formu içerisinde kolayca içselleştirebiliyoruz. Kimse dönüp sormuyor bile bu evrensel değerleri kimler ve nasıl bir dünya kurmak adına vazediyor. Yeni sömürge ideoloji olarak ‘evrensellik’, mahiyetine bakıldığında insanlığın yüzyıllardır edindiği tecrübeleri çöp haline getirmekten başka bir şey değil. Böylece kuzey ormanlarında yaşayan biri ile güneyin çöllerinde hayat süren biri arasında artık hiçbir farklılık, alışkanlık ve irade kalmıyor.
Geriye Neşet Usta’nın pişmanlık ifade eden sözü kalıyor: “Cahildim dünyanın rengine kandım.” N ereye baksam nasılı görsem
Kimse kimsenin gözlerine uzun ve anlamlı bakmıyor artık. Herkes herkesin bıraktığı boşluklarda yaşıyor. Gözlerimiz işlevini yitiriyor. Dilesek de göreceklerimizin derin tedirginliğinde olmak istemiyoruz. Bakmak bir anlam dünyası kurmayı da içerir. Lakin anlamlar kırılıyor, her şey tükeniyor, herkes körleşiyor.
Sonu gelir dünya
Eski zamanlarda dünyanın düz olduğuna inanılırdı. Denizlerin sonu derin bilinmezlerin başlangıcı olarak görülürdü. Gemiciler daha fazla ileri gidildiğinde gemilerinin canavarlarla dolu çukurlara düşeceğini sanırlardı. Yani eski insanın zihninde dünyanın bir sonu vardı.
Hala var.
Kutsal makine
Taksitli yaşam vadediyor kutsal makina Vadesi gelmeyen peşin ölümler Tik tak tik tak
Karaborsa cennet İçimizde yakışıklı bir ceset.
Gerçeğin çölü
Bilmek bilgilenmekten öte bir şeydir. Önce kendini bilmeyi gerektirir. Bilmek, demini hakikatten almaz ise gerçekliğin çölünde kaybolup gider.
Ahmet Arif
Ahmet Arif okurduk geceleri… “Hasretinden Prangalar Eskittim”
Döne döne okurduk. Toprak kokardı şiirleri dağ kokardı, günışığı, mavzerinden yeni çıkmış kurşun kokardı. Alıp başımızı mahpus damının paslı ranzalarına yaslar, üstümüze onun hüznünden berkitilmiş mısralar çeker ve öyle girerdik uykuya. Sözün namusuna sahip çıkmak uğruna hayattan sürgün edilen koca yürek.
Muhammed İsa aşkına güzel şair.
Hasılı
Yaşarsın ve ölürsün. Senden geriye kim kalır?
















