ALEMİ BİR’DE ARAMAK
Vahdet-i Vücûd anlayışının temel meselelerinden birisi varlık meselesidir. Varlığın Birliği demek olan Vahdet-i Vucud’a göre, Tek, Hakikî ve Mutlak bir varlık vardır. Bu Allah’ın varlığıdır. Allah’tan başka gerçekte hiç bir varlık yoktur. Allah’ın varlığından başka yaratılmış olan bütün varlıklar, varolma sebebi yönünden Allah’ın varlığından, kaynaklanmış olmaları bakımından herbiri bir varlığa sahipseler de, onların varlığı hakikî varlık olmayıp göreli (izafi) varlıktır. Çünkü hakîkî varlık özü, kendisi içinde bizatihi varolan varlıktır. Halbuki yaratılmış varlıkların özleri yoktur. Yaratılmış varlıklar Allah’ın varlığının dış dünyaya kendileri vasıtasıyla açıldığı Güzel İsimlerinin ve Sıfatlarının birer parıltısı ve başka bir deyişle gölgesi ve izdüşümüdür. Bu bakımdan her bir varlık, Allah’ın özel bir isim ve sıfatının tecellisi olma yönünden ayrı bir varlığa sahip olduğu halde, her bir isim ve sıfatın Allah’ın varlığından kaynaklanmış olması yönünden ise bütün varlıklar bütün isimler ve sıfatlar gibi aynı ve tek bir varlıktır.
Yaratılmış varlıklar bizatihî varlıklar olmadıkları ve öze (zâta) sahip olmadıkları için, varlık olarak her an yenilenmekte ve değişmektedirler. Her yenilenmede varlıklar yok olup yeniden var olmaktadırlar. Ancak bu yeniden varoluş ve yokoluş, aralarında zaman geçmeyecek kadar kısa süre, ân içinde olduğundan, biz insanlar bu değişmelerin farkında olamamaktayız. Varlıkların ânî yok oluşu ve yeniden var oluşuyla onlarda varlıksal değişmeler olmaktadır. Bu değişmeler varlıkta yatay ve dikey olabilir. Yatay değişmeyle varlıklar bozulmaya uğrarken dikey değişmelerle yetkinlik kazanmaktadırlar.
Varlıklar, ontolojik yapıları ve varlık sahnesindeki durumlarına göre çeşitli kısımlara ayrılmaktadır. Önce varlıkları zihnî ve haricî varlık olarak ikiye ayırır. Zihnî varlık, henüz suretiyle dış dünyada bulunmayan, fakat Allah’ın ilim sıfatında ruhî bir yapıya sahip olan Bilgi – Varlık’tır. Burada bilgi ve varlığın ayniyeti söz konusudur. Haricî varlık ise, dış dünyada çeşitli mertebeler halinde, zihnî varlık mertebesindeki durumuna göre tezahür etmiş olan varlıktır. Diğer yandan varlığı başka bir şekilde şöyle sınıflanır.
a. Misâl Varlıklar Âlemi, b. Ceberut Varlıklar Âlemi,
c. Melekût Varlıklar Âlemi, d. Mülk Varlıklar Âlemi,
e. Kâmil İnsan Âlemi.
Bunlardan Misâl Varlıklar, zihnî varlıklardır ki, onların asılları Allah’ın İlim sıfatındadır. Allah’ın İlim sıfatındaki bu varlıklara Sabit Özler de denir. Diğer dört çeşit varlık ise Haricî varlıkları teşkil eder ki, bunlar gölge varlıklardır.
İnsan, akıl ve duyularıyla varlığı varlık olarak anlayamaz. Hele varlıktan kasıt Mutlak Varlık olan Allah ise, insanın O’nu kavraması mümkün değildir. Ancak insan kendi benliğini anlayabilir ve bunun neticesinde aklen, ruhen ve kalben çeşitli psikolojik ve ahlâkî tecrübelerden geçerek kendisini temizleyebilirse bir ölçüde varlığın sırrını kavrayabilir. Öyle ki “Kim nefsini bilirse, Rabbini bilir.”
*DAVUT EL KAYSERİ (11 Mart 1350)











