– Sevgili Hakan I 1983’te 15 yaşında anne desteğiyle ‘ Halka Işık’ ı , 90’da Nihat Genç’le ‘ Çete’ yi çıkardınız. O yıllarda Mehmet Efe’nin efsane dergisi ‘ Yerliler’ de başı dik yazılar, şiirler, 91′ de ‘ Medeni Haklar Mücadelesini Çağrı’ yapan ‘ Merhaba’ gazetesi ardından ‘ Yeniden Viyana’ , ‘Küçük Prens’, ‘ Delikanlı’, ‘Muhabir’ projeleri, son dönem Y. Şafak ve M. Gazete gibi gazetelerde yazılar ve sayfa yöneticiliği, gençlerin elinden düşmeyen üç kitap; ‘ Halifesiz Günler’, ‘Hakan Albayrak Kitabı’ ayrıca ‘ Ebuzer’, en son ‘Gerçek Hayat’ hepsinde ortak bir yan, ortak bir duruş ; protest , muhalif ve dik bir baş. Bütün bunların üstüne yıllar önce N. Genç’e sorduğun bir soruyu hafif bir değişiklikle sana soralım . Hakan’ın 80 sonrası Türkiye’nin bu tarafındaki yeri ve önemi hakkında bir fikrin var mı? Bu adam ne yapmak niyetinde hemşerim?
– Doğru olanı yapmaya çalışıyorum ama bunu her zaman becerdiğimi söyleyemem.
– ‘ Dünya Dönüyorsa, Bu Kara Donlu Uygarlık da Çökecektir!’ diyordun batı uygarlığı için, ‘ İslami Hareket Çok İyi Gidiyor’ diyordun, ” Liseli aşklarım, yavrularım, canlarım benim, hepsine Erbakan’nı anlattım, iyi ettim” diyordun, son gelişmeleri de dikkate alarak, sahi iyi’mi dedin, iyi mi ettin sence. Birde ‘ Avrupa Malcolm X’ lerini Bekliyor’ diyordun, ya Türkiye..! Ebuzer bir de, çıkmayacak mı bu topraklardan Ebuzerler. Çok mu ümitsiz tablo, Rebeze’ye mi çekildi, yoksa sürgün mü Ebuzerler, ya da ‘Her şey bir rüzgara mı bakıyor’…?
– Merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun 1957 yılında Arapgir Postası’nda işaret ettiği gibi, Roma ve Osmanlı’nın bile yıkıldığı bir dünyada hiçbir uygarlık emniyette değildir. “Dünya dönüyorsa bu kara donlu uygarlık da çökecektir” demeye devam ediyorum. İslami hareketin çok I iyi gittiğini söylemeye de devam ediyorum. İran’da Hatemi’nin, Lübnan’da Hizbullah’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nde CAIR ve daha pek çok sivil inisiyatif hareketinin ve dünyanın dört bir yanındaki sayısız Müslüman aydının ufuk açıcı gayretlerini görmezden gelemeyiz. Dağ gibi sorunlarımız elbette var, ama bunların hiçbiri aşılmaz değil. Ayrıca şer gibi görünen pek çok şeyde hayır olduğu da unutulmamalı. Mesela, hicrete zorlanan başörtülü üniversite öğrencilerinin, bugün çok sıkıntı çekseler de, yarın Türkiye’ye muzaffer olarak dönmeyecekleri ne malum? Resulullah (a.s.) Medine’ye hicret etmek üzere Mekke’den ayrılmaya hazırlanırken, Hazreti Ebubekir’e şöyle demişti: “Bu şehre muzaffer olarak döneceğiz.” Hicrette acı var, ama bereket de var. Bu mevzuları uzun uzun konuşmak lazım. Lisedeyken herkese
Erbakan’ı anlatmama gelince; evet, iyi ettim. Çünkü Erbakan iyi şeyleri temsil ediyordu. 28 Şubat 1997 akşamından sonraki gelişmeler, lise yıllarında Erbakan’ı savunmuş olmam yanlış kılmaz. Kaldı ki, Erbakan’ı bugün bile savunurum. D-8 projesi başlı başına bir hizmettir ve Erbakan sadece bu hizmetiyle bile takdiri hak etmiştir. Diyeceksiniz ki: “D-8 kuruldu da ne oldu?” Biraz bekleyelim hele, ilgili devletlerin bu organizasyonu sürdürmekte kararlı görünmeleri, ileride çok güzel şeylerin olabileceğine delalettir. Her şey bir rüzgâra bakıyor, evet. Diyelim ki bir gün Asya’da ve Afrika’da Batı’ya posta koyma rüzgârı esti; elimizin altında bu rüzgârı kanalize edebileceğimiz bir örgüt olsa fena mı olur? Bir de Malcolm’ı sordunuz, Ebuzer’i sordunuz. Onlardan her ülkede, her şehirde, her mahallede var. Çileli savaşımlar veriyorlar hak ve adalet için. Bir gün bu savaşımlar bereketlenip beklediğimiz rüzgâra dönüşecek inşallah.
















