BERAT DEMİRCİ

Bugün söylenenler çok umurumda değil, gelecekte söylenecekleri de bilemeyiz. Ha bir de gözümden kaçmıyor birbirlerini ağırlayarak denemeci patenti oluşturmak isteyen gruplar, donanmalar var. Ben ise donanmaya yazılanlardan değil, korsanlardanım. Yerli ve yerince kalmanın bugünün edebiyat vasatında tek yolunun korsanlık olduğunu düşünüyorum; eyliyorum. Kendi ülkemin denizlerinde ve ırmaklarında korsanlık yapmak zorunda olduğumu hissediyorum, bu başkalarını bağlamaz. Bugün gelenek adına konuşanlar, yazanlar neo-pozitivist çizgiler taşımaktadırlar. Bunların çoğunun derdi “Ben sizin bildiğiniz Müslümanlardan yahut İslamcılardan değilim!”den ibarettir…

Berat Demirci’yi bilenler bilir. –Dikkat ediniz tanıyanlar demedim!- “Bilmekle değil, olmakla ilgili bir şey söylemeye uğraşıyorum” sözünün de size ait olduğunu biliyoruz. Oldunuz mu gerçekten? Olmakla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

“Bizim işimiz bilmekle değil, olmakla!” sözü Mevlana’ya ait… “Olmak” bir hayat tarzıdır, hayatı sadeleştirir ve pek çok lüzumsuz şeyi sizden uzakta tutar. “Olduk” diye bir iddiada kimse bulunamaz, insanların eylemlerinde olgunluğu aramak gerekir.

Olmak ve ölmek… Kavramlarının neresinde duruyorsunuz?

Yumuşatıcı sözlerimiz vardır ama ne olursa olsun “İnsanın ağzının tadını bozar” ölüm. En sevdiğim dualardan biri “Allah son nefeste iman ile göçmeyi nasip etsin!”dir. Havf ve reca halinde yaşamak galiba en iyi hâl. Tecrübe edilemediği için, ölüm üzerine yazılan ve teselli kabilinden söylenenleri sükût ile karşılarım.

Öyle sanıyorum ki Berat Demirci ölümü her veçhesiyle soluklayan, idrak eden, dahası yaşayan bir insan. Berat Demirci huzurlu iklimleri fırtınalı sularda izleyen bir kalem erbabı… Hayata ve ölüme dair sorduğunuz soruların yanıtını alabildiniz mi?

Ölüm hayata dairdir ve hatta merkezindedir. Bu yüzden mutlaka ele aldığım her konunun içinde şöyle ya da böyle yer almıştır. Zamanı bilinmeyen ama gerçekleşeceği bilinen ölümün hatırdan çıkarılmaması insanları gerçekten hizaya getirir. Ama hiç kimseye böyle bir hatırlatma ve tebliğde bulunulmaması gerektiğini düşünürüm, insan kendi için ve kendi içinden geçirmeli. Sadece ölüm değil, sözle birilerini öbür mahalle konusunda ikaz benim işim değil.

Gençliğinizi merak ediyorum. Nasıl bir gençti Berat Demirci? Tekrar o günlere dönmek ister mi?

Uzun yoldan geldim, bir daha öyle bir yolculuğu kaldıramam. Kalan günlerimin sağlıklı geçmesinden başka beklentim yok. “Bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler kurmuyorum henüz, kurmayacağımda; herkes kendi zamanında yaşar. Biz Ortaçağ şehirlerinde yaşayan son nesiliz, bunu kıymetli bir armağan sayıyorum. Tam bir “Oyun Çocuğu” idim, devamlı kendini meşgul edecek bir şeyler bulan, canının sıkılmasına fırsat bırakmayan biri idim. Evet, çok tatsız olayların yaşandığı ve içinde yaşadığım doğru ama yine de kendimle ilgilenmeye, kendim olmaya zaman ayırıyordum. Güzelin, güzelliklerin peşinde koştum durdum. Şimdi sağlığım pek çok şeye kifayet etmiyor ama kendini faş etmeyen bir enerjiyi gençken de ağırbaşlı bir şekilde taşıdım…

Gençlik idolünüz oldu mu?

Olmadı. Ne kimseye imrendim, ne kıskandım. Kendi yargılarım çerçevesinde beğendiğim pek çok fani olmuştur; “La ilahe” demişiz bir yol, idole mahal yok; özgürüm…

İlk gençliğinizden otuzlu yaşlara kadar, “Gençliğimin kilometre taşları” dediğiniz kitapların isimlerini -arzu ederseniz yapıtları da diyebilirsiniz- bizimle paylaşabilir misiniz?

Evliya Çelebi’yi mesela nesrimde birinci dereceden ustam sayarım. Çok okudum sayılır ve galiba obur değil, seçici okuyuculardanım. Bu konuda kamuya açık alanda söz söylemeyi yanlış buluyorum. Masamdaki en son kitap William Chittik’in “Kozmostaki Tek Hakikat” kitabıdır, harika tespitlerle dolu. Şu sıra yazılı okuyorum, gözüm ise o kitaba kilitlendi, ben “kabasını almak” diyorum. Süratle dalladım, ilk fırsatta ciddi olarak okuyacağım.

“Kendi efkârımla okuryazarım” diyen Berat Demirci ‘taşralık’ hakkında ne düşünüyor?

Okuma yazma insanın efkârı varsa kıymetlenir, yoksa bugün dünya nüfusunun okuryazar oranı çok yüksek ama kendi efkârları yok. Aslolan okumaktır, doğru okuyan kemal sahibi olur. Yazarlık ise verilen bir şeydir. Hayatta en çok sevdiğim şey yazmak…

Denemede çok rahatsınız. Kendinize özgü bir tarzınız var. Deneme türü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Deneme hür tefekkürün sığabileceği tek tür, şiir ile yakın akraba çünkü şahsi bir tecrübe. Birileri ısrarla beni bu türün dışında görmek ve değerlendirmek için gayret sarf ediyor. Fransız değilim, Fransız gibi de yazamam. Hikâye anlattığımı söylüyorlar. Temaşadan doğan bir deneme elbette hikâye de anlatır, bu türle değil tarzla ve üslupla alakalıdır. Yaptığımın doğru olduğuna inanmasam Fransız’ın yazdığı gibi yazardım, yazmaya da kudretim yeter… Aldırmadan devam ediyorum… Bugün söylenenler çok umurumda değil, gelecekte söylenecekleri de bilemeyiz. Ha bir de gözümden kaçmıyor birbirlerini ağırlayarak denemeci patenti oluşturmak isteyen gruplar, donanmalar var. Ben ise donanmaya yazılanlardan değil, korsanlardanım. Yerli ve yerince kalmanın bugünün edebiyat vasatında tek yolunun korsanlık olduğunu düşünüyorum; eyliyorum. Kendi ülkemin denizlerinde ve ırmaklarında korsanlık yapmak zorunda olduğumu hissediyorum, bu başkalarını bağlamaz. Bugün gelenek adına konuşanlar, yazanlar neo-pozitivist çizgiler taşımaktadırlar. Bunların çoğunun derdi “Ben sizin bildiğiniz Müslümanlardan yahut İslamcılardan değilim!”den ibarettir…

Oğuz Atay, “Ben Buradayım sevgili okuyucu, peki ya sen neredesin?” diye sorar. Hapisteki Henry David Thoreau, arkadaşına Emerson’a, “Sen Neden Burada Değilsin Waldo?” diye sorar. Söyleyecek sözü olduğuna inandığımız Berat Demirci nerededir, ne yapıyor ve de ne yapmak istiyor?

“Halvet der-encümen” yani halk içinde Hak ile beraber olmak çabasındayım. Ömrüm oldukça yazacağım. Ama kendi gündemimi de kendim inşa ediyorum hem dün, hem yarınla bağlantısı olan konular üzerindeyim. Şu an söz söylemek öyle zor ki, dergilerden başka yerde yazmak bana zaten doğru gözükmüyor. Tabii her dergide de değil, nisbî olarak “hür dergi”leri tercih ediyorum. Yazmakla bazı şeyleri kaybolmadan kayıt altına aldığımı düşünüyorum.

Yapısalcı Marksist Louis Althusser, hayatımızın her yerinde devletin ideolojik aygıtlarıyla bizi biçimlendirdiğini, kontrol ettiğini ve yönlendirdiğini söyler. ‘Müslüman yazar’ Berat Demirci sanatını istediği gibi icra edebiliyor mu?

Marxist olmayan yapısalcı Durkheim de aynı şeyleri söylüyor. İbn-i Haldun, “Devlet insanı insanın şerrinden korumak için vardır!” diyor. Haldun’la uyuşurum çünkü ontolojik esaslarımız aynı. Ötekiler aynı şeyleri söylüyor ve aynı akaidi ve ontolojik esaslardan yola çıkıyorlar. Fikri yazı yazarsam ve eğer gerçekten fikri ise ideolojiye karşı ideoloji değilse problem çıkacağını zannetmiyorum. Sanatçı ise zaten özgürlüğün peşindedir, özgürlüğünü gerçekleştirmenin yolunu bulmakta sanatçının en önemli sanatıdır. Slogan atacak değil ya…

Sanatçı iktidarın neresinde durmalı?

Hiçbir yerinde. Siyasete bulaşmak kadar tehlikeli bir şey yok. Bir de çok kalitesiz muhalif tipi var, kendilerine aydın, sanatçı filan diyorlar. Muhalif olmak biricik kıstas değil, ne olduğun ve neyin yanında olduğun daha önemlidir. Öbür tarafta da iktidar yalakalığı ve çıkar varsa o da tehlikeli bir ahlak. İkisine de ırağım. Kendi fikirlerimi dile getirmem gerek, şartlar, siyasetler, iktidarlar ne olursa olsunlar. Tabii bazı taleplerimi de dile getiriyorum. Son günlerde mesela, “Kitap Devrimi” yapılması gerektiğini, büyük bir tercüme faaliyetinin başlatılması ve dünya irfanının hızla ve durmaksızın Türkçeye çevrilerek okuyucuya ve öğrenciler ulaştırılması gerektiğini savunuyorum. Sosyalbilim ve felsefe insanın kendi diliyle yapılır. Bizim öğrencilerimiz tavşanın suyunun suyuyla yetişiyor.

Dile hâkim olduğunuzu görüyoruz. ‘Meramınızı’ gerçekten ifade edebiliyor musunuz?

Dilin de elbette sınırları var, hakikatin peşinde olmanın tek vasıtası dil. Her yolu deniyorum, tam bir kelime delisiyim. O olmadı bu, bu olmadı şu diye diye en uygununu kullanmaya çalışıyorum. Bu bazen mahalli kelimeler bile olabiliyor.

İlmin kapısı Ali, ‘ıssızlığını’ haykırdı Medine’nin kuyularına. Berat Demirci Bedir Kuyularına kulak veriyor mu? Şöyle sorayım, ıssızlığınızda ne yapıyorsunuz/ıssızlığınızla ne yapıyorsunuz?

Issızlık fena değil, çünkü yalnızlık yoktur ve mümin asla yalnız değildir. Boş zamanım yok ki, öyle güzel ve hayırlı meşguliyet alanlarımız var ki, sabahın seherinde uyanıp gecenin bir vaktine kadar nefsimi meşgul edecek bir şeyler mutlaka var ve olmalı. Kamuya açık biri değilim, çarşıya pazara, filan derneğe, filan zümreye dalarsam zaten israf etmiş olurum. O işlerden hazzedenler var ve yürüsünler, ben de yolumda yürüyeyim.

İnsanın kendisiyle başının belada olması noktasında?

İkbal “Ben olma”yı kaybettik diyor ve doğunun en ciddi derdinin kişilik zayiatı olduğunu söylüyor. Benim işim hep kendimle ve kendimden başlayarak. İçime okurum, içime söylerim.

Sonra biz kavramının sizin ‘gizli gündeminizi’ bir hayli meşgul ettiğini biliyorum. Batı-‘Biz’ ekseninde, biz kimiz sahiden? Biz, biz olabildik mi gerçekten? Berat Demirci’nin medeniyet öngörüsünün arka planında neler var?

Medeniyet çok olumlu şeyler de çağrıştırmayabilir. Teferruata çok dikkat ediyorum ve ontolojik esasta “benim olanı” dile getirmeye çalışıyorum. Halkiyata önem veriyorum çünkü halkın teamül haline getirdiği çoğu şey bir tür medeniyet planında icma-ı ümmettir. Söyleyip geçmek kuru bir nostalji olur.

Batılı putların alacakaranlığında sayıklayıp çıldırken aslında Batılı açmazları ortaya koymuştur Friedrich Nietzsche. Hıristiyanlığın tahkim ettiği tanrının öldüğünü pervasızca ve küstahça ilan etmiştir adı geçen filozof. Anders Behring Breivik olayını da göz önünde bulundurursak, Batı nereye gidiyor, ne yapmaya çalışıyor? Nietzsche’den Breivik’e gelinen süreçte, Batı, İslam’ı nereye konumlandırmak istiyor? Başka bir deyişle, Batı İslam’ı nasıl kontrol etmek istiyor?

Nietzsche batının kökleriyle irtibatlı olarak modern medeniyeti en iyi ve en erken kavrayan kişi… Modern uygarlık teknoloji uygarlığıdır, teknikle iş görür; makine ve bomba uygarlığı mümessillerine Hıristiyanlığa inanmadan bir haçlı zaferi sağlıyor. Bugünün batısının İslam’ı değerlendirme ve konuşlandırma alanı tarihtir; demokrasi, hümanizm, bazen “ötekiyle yaşamak” gibi cafcaflı numaralar ve sözler Yahudi-İngiliz kombinasyonundan ibarettir; modern medeniyet işgal fetvası arıyor kendine. Asıl Müslümanların bulunduğu fikrî sefalete dikkat etmemiz gerek

İsveç eski başkonsolosu Ingmar Karlsson, “Gelişen köktenciliğin, Batı’ya saldırmayı amaçlayan bir ‘kutsal savaşı’ öngörmediğinin” altını çizer İslam ve Avrupa kitabında. Hal böyleyken Batı’nın bizimle alıp vermediği nedir?

Gelişen köktencilik denilen şey çok cahil, hesapsız ve maniple edilmiş hareketlerdir. Çıkışı itibarıyla baktığımızda, radikal ve bazen teröre kaçan yapılanmalar, işgal ve baskı için bahane olarak inşa edilmiş gözükür.

Karlsson aynı kitabında, İslam dünyasında farklı mezhepler arası çelişkiler ve düşmanlığın Batı dünyasına duyulan nefretten daha güçlü olduğunu söyler. Katılıyor musunuz?

O kadar da değil ama bizde de ciddi bir mezhep gerilimi var. Bu gerilimin sebebi de mezheplerin siyasî araç olarak kullanılışıdır. Çok çetrefilli bir konu bu… Mezhepler derken benim aklıma İran ve Vahhabilik geliyor. Ama özellikle İran, Suriye konusundaki tavrıyla mezhebi öne alan bir tuhaflık sergilemiştir. Her iki mezhepte de ırkçı ve kavmiyetçi temayüllerin dinleşmesi söz konusudur.

Daha yirmi yıl evvel Olivier Roy, Siyasal İslam’ın iflas ettiğini ilan etmişti. İslam politize olmadan ümmeti birleştirip ayağa kaldıramaz mı? İslam siyasallaştığı zaman mezhepsel ayrışmalar, hizipleşmeler, erksel bölünmeler ortaya çıkıyor. Batı pratiğinde bu açmazdan nasıl kurtulabiliriz?

Sadece İslam değil, bütün dinlerin siyasete derin bir etkisi vardır. İslam adına parti ve özellikle de Refah Partisi dönemini kastediyordu Olivier Roy… Sıradan bir adam, sipariş bir kitap yazdı. Bugün Türkiye’de öyle bir parti yok ama din hâlâ taban olarak siyasetin en önemli aktörüdür. Bu bir temayüldür engellenemez, insanlar kendine yakın gördüklerini tercih ederler. Olivier Roy o kitabı yazdıktan sonraydı Refah Partisinin iktidara gelecek kadar yükselişi. O temayül yine siyasetin içindedir ama farklı konumlarda. Tony Blair’in sosyalist olmasına rağmen başbakan olduğu gün “Dünya görüşümü İncil’e borçluyum!” deyişi, siyasal Hıristiyanlık değil midir?

Karlsson’a tekrar dönersek, kutsal (din) savaşlarına düşmemek için “Getto İslam” yerine, “Avrupa İslam’ını” öngörüyor. Hatırlarsanız, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de böyle bir öngörüde bulunmuştu geçen yüzyılın başlarında. Karlsson’un Avrupa İslam’ı kavramlaştırması hakkında ne düşünüyorsunuz? İslam’ın Avrupalısı mı olurmuş(!).

Bediüzzaman da Karlsson da kendi görüşlerini zaman ve olaylar çerçevesinde dile getirmişler. Said Nursî, dönemi itibariyle batı uygarlığı karşısında formül arayan düşünürler kuşağından, mesela Ziya Gökalp de Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak diyor. “Avrupa İslam’ı” dedikleri şey piyasa ekonomisi, parlamenter sistem, ulus devlet, laiklik v.s. gibi şeyleri kabul edin sonra gelin anlamı taşımaktadır. Biz Müslümanlar olarak bugünün dünyasında “helal yaşayış” peşinde, namuslu bir hayat sürmekle mükellefiz, dün de böyleydi… Hem kendimizi, hem de bize intikal eden tefekkür enkazını temizlemeli ve sadeleştirmeliyiz.

İslam’ı yaşamadığımız için birileri sürekli İslam’a bir kulp takıyor. Adamlar Siyasal İslam kavramını ortaya atıyor, sonra da iflas ettiğini ilan ediyorlar. Biraz popüler bir dille olacak ama hocam ne olacak halimiz? Birilerinin sürekli bize kulp takmasından nasıl kurtulabiliriz?

Ne kadar Müslüman’ca yaşıyorsak o kadar Müslüman oluruz. Ne kadar Müslüman olursak Allah da bize şanına yaraşır şekilde lütufta bulunur. Yahu bu İslamî cemaatlerin, lobilerin, düşünce kulüplerinin hesapları arasında Allah’a İman kaçıncı sıradadır? Evde, işte, sokakta, bakkalda, çakalda “Müslüman şahsiyet” tipi duruşuyla, nezaketiyle, temizliğiyle, iffetiyle, efendiliğiyle temayüz etmiyorsa sözün manası yoktur… O zaman da herkes kulp takar. “Bizim fincanımız bile kulpsuz olmalı!”” demişti adamın biri, hoşuma gitmişti. Şimdi kulpsuz fincanımla kahvemi içip yola çıkacağım… Umarım bu muhabbetten maksat hâsıl olmuştur.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
açık
26.2 ° C
26.2 °
26.2 °
44%
0.6m/s
0%
Pts
31 °
Sal
28 °
Çar
28 °
Per
30 °
Cum
30 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet