RÖPORTAJ | Abdurrahman BAYSOY & Behçet YANİ
7 Nisan 1932 tarihinde Kahramanmaraş/ Elbistan ilçesi Celâ köyünde dünyayageldi. Küçük yaşlarda şiire merak sardı. Nerdeyse 30 yıla varan bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. Ülkemizde kitapları hiçbir şaire (hele hele hayattayken) nasip olmayan bir kabul görmüştür. 1985 yılından beri gazetecilik yapmaktadır. Bir ara politikaya girip ayrılan Karakoç’un politik taşlamaları kadar sevgi şiirleri de hemen her kesimde yankı bulmakta, birçok sanatçı tarafından bestelenmekte ve okunmaktadır.
Mücadeleci şiirlerinin çokluğu şartlardan kaynaklanmaktadır. 21 Mayıs darbesi, zinde güçler, demokrasi maskaralığı ve haksızlıklar hiciv şiirlerini besledi. 30’a yakın mahkemeye verildi, hepsinden beraat etti. Avukat tutmadı, hep kendi kendini savundu. Şiirlerinde esas unsur insandır. Yaşadığı müddetçe yazacağına dair yemini olan Karakoç la sizin için şiir ve insan üzerine konuştuk.
İnsanlar hayatla ve hayatın içindekilerle mücadelede çeşitli yöntemler kullanır. Siz bunu daha çok şiirle yapıyorsunuz. Şiir ne kadar etkili oluyor?
Allah her insana bir ayrı konuda kabiliyet vermiştir. Bana da şiiri layık görmüş. Meramımı genellikle şiirle anlatırım, şiirlerim halk nezdinde hüsnü kabul görür. Böyle olduğu içindir ki günde en az 8-10 yerden ararlar. Abdurrahim Karakoç şiirleri etkili olmasa sizler herhalde beni aramazdınız.
Şiir yazmak, hele toplumlarda kabul gören şiirler yazmak ciddi bir birikim gerektirir. Fazlasıyla bu birikime sahip olan Karakoç nerden, hangi kaynaklardan besleniyor?
Her insanın beslendiği kaynaklar farklıdır. Benim kaynağım eski ve yeni harflerle yazılmış ciddi kitaplardır. Beslendiğim kaynağın sularını mısra mısra okuyucuya sunarım. Zaten muhatabım insandır.
Şiirlerinizde genellikle herkesin anlayabileceği sade, anlaşılır ve akıcı bir dil kullanıyorsunuz, dimağınızdaki tüm tohumu tarlaya fütursuzca atıyor ve harikulade estetik yazıyorsunuz. Dizelerde bir kaygı yok, duruşları çok net. Fakat şiirlerinizde diğer şairlere göre imge yok denecek kadar az. imgeye siyah tavır takınmanızın bir sebebi var mı?
Ben hayal şairi değilim. Hiçbir yazımda “imge” kelimesi kullanmadım. Hitap ettiğim kesim aracısız anlamalı yazdıklarımı. Çok okumuşu da, az okumuşu da anlamalı ki yazdığım yerine ulaşa…
Günümüzde hiciv denildiğinde akla gelen tek isimsiniz. Özellikle ülkemizde hiciv için bu kadar çok malzeme varken hiciv şairlerinin azlığının sebebi ne olabilir?
Edebiyatta hiciv mayınlı arazide dolaşmak kadar tehlikelidir. Hem de hiciv incelik ister, vuruculuğu, çarpıcılığı olmalıdır. Güldürüp düşündürecek ve hafızalara yerleşecek hiciv şiiri yazmak zor ve tehlikeli olduğundan ihmal edilmiştir. Ben o kapıyı biraz araladım.
“Bebeğe Çağrı” şiirinizde ülke gerçeğimize elbise giydirmeden, çok güzel bir dille hicvetmişsiniz. O günden bu yana sizce var mı değişen bir şeyler, yoksa bu şeyler bizi değiştirmeye devam mı ediyor?
‘Bebeğe Çağrı’ şiiri ve ‘Bebeğe İhtar’ birbirinin devamıdır. Birinde “Gel” diyorum, diğerinde “Hiç gelme” ihtarı çekiyorum. Gelirse başı beladan kurtulmaz çünkü. Yani negatif bir değişme var maalesef
İlk yazdığınız şiirleri yakmışsınız. Fikirsel olarak sizi temsil etmediğinden mi yaktınız, yoksa edebi açıdan uygun görmediğiniz için mi?
Yakınış olduğum şiirler gençlik hevesimdi. Ya da ben öyle algıladım ve daha olgunlaşmış bir tavırla okuyucular huzuruna çıkmak istedim.
İnsanın doğasında var olan duygusallıktan dolayı yaptıklarından bazen pişman olabiliyor. Sizde keşke yapmasaydım/yazmasaydım dediğiniz oldu mu?
Hiçbir yazdığımdan pişman olmuş değilim. Reddettiğim fikrim ve şiirim yoktur çok şükür. Şiirlerinizden çok şiirlerinizin bestesinin bilinmesi bir şair olarak sizi rahatsız ediyor mu? Bir çelişki olarak görüyor musunuz? Örneğin Mihriban şiirinden çok Mihriban türküsünün bilinmesi. Şiir bestelenip müzik yapıldığında etrafa duyuluyor. Az değerli bir şiiri kim bestelerse bestelesin, kim okursa okusun üstün değere ulaştırmaz. Şiir güzelse, bestesiyle örtüşüyorsa bu dikkatleri üzerinde toplar. ‘Mihriban’ şiiri benim en başarılı veya yegâne değeri olan şiirim değildir. Bence daha çok kıymet arzeden şiirlerim çoktur. Milyona yakın baskı yapan kitabımda yer alan ‘Mihriban’ şiiri 1960’ta yazıldı. Maalesef 1990’h yıllarda bestelenince fark etti okuyucular.
“Tarife sığmıyor aşkın anlamı,/Ancak çeken bilir bu derdi, gamı./Bir kör düğüm baştan sona tamamı…/Çözemedim, çözülmüyor Mihriban.” Tarifi imkânsız, ancak gönülde durabilen size önce Mihriban’ı sonra da Unutursun Mihriban’ı yazdıran neydi?
Aşkın tarifi hakikaten zordur. ‘Mihriban’ ve ‘Unutursun Mihriban’ şiirleri platonik bir aşkın özeti değildir. Yaşanmış bir aşka dairdir ve o yüzden rağbet buluyor.
Ülkemizde kitaplarınız hiçbir şaire (hele hele hayattayken) nasip olmayacak kadar iyi satıyor. Fakat yeterince yeni nesil tarafından tanınmadığınız söyleniyor. Şiirleriniz belli bir döneme mi hitap ediyor?
Benim 40 yıl önce yazdıklarım bugüne de hitap ediyor. Yani eskimiyor, eskide kalmıyor. Gerek kitaplarımla, gerekse internet sitelerinde şiirlerimle tanışan gençler hayli fazladır. Tanımayanlar ya siyasi korkudan dolayı, ya da henüz beni keşfetmediklerinden ötürü uzakta kalanlardır. Bir gün onlarda tanıyacaklar.
Sağda, solda sizin eserlerinizi sahipleniyor. Oysa sizinle yapılan röportajlarda iki taraftan da olmadığınızı söylüyorsunuz. İki ayrı uç kutbu eserlerinizde buluşturan nedir?
Sizin de ifade ettiğiniz gibi sağcılık/solculukla vakit geçirecek veya çığır takip edecek halim yoktur. Şu da var ki, kıymetli bir metanı alıcısı her kesimden olur. Şiire meta dediğimi sanmayın, kıyas için söyledim. Artık her kesim Karakoç gerçeğini anlamıştır. Daha da anlarlar iddiasındayım.
İçinden, uzayan her yol dosta, sevgiliye doğru uzar Karakoç’un. Ve bu yol ki, kenarında açan çiçekler cismani aşkın ötesi bir aşkla okurların gönlüne ötelerin neşvesini tattırır. Dostluk duraklarında “Mihriban, Mihriban uyan da bir bak!/ / Büyüdükçe büyüyor içimde bir dert,/Beklemek!..” dizelerinde göğsündeki nar-1 hasret dile gelir. Kimi/neyi bekler Karakoç?
Karakoç bir vuslat demi beklemez. Ancak, yazdıklarıyla kendinden sonra gelecek nesillere mesajlar gönderir. Beklemenin de yolculuğun da mukadder olacağını izaha çalışır. Gençliğimdeki muhatabın hayatta olup olmadığını bilmeyen insan beklenti içine girmez haliyle.
Şiir denince nedense akla hep erkekler gelir. Tanınmış şairler arasında ne hikmetse şaireler yok. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Kadınlar içinde tanınmış şairler çıkmadığı benimde dikkatimi çekmiştir. Oysa hanımlar şiiri daha çok severler, şiirli toplantılara dalıa fazla rağbet ederler. Sebebini bilmiyorum açıkça.
Bir ara politikaya girmişsiniz, neden ayrıldınız?
Politikaya girdim, fakat bana göre olmadığını anlayınca ayrılmak mecburiyetinde kaldım. Elhamdülillah politika bataklığından uzaktayım.
Hitler’i öven bir yazınızdan dolayı bazı kesimler tarafından epey tepki aldınız. Oysa Şaron ve Bush’u övenlere bu tepki gösterilmiyor. Bu çelişkinin sebebi ne?
Ben Hitler’i övmemiştim. Komada zıbaran Şaron ile kıyaslamıştım.Hahambaşının emri üzerine holding medyası yazarları beni taşa tuttular; tabii cevaplarını aldılar ve sus-pus oldular.
Aklıselim birinin Hitler gibi bir caniyi övmesi imkânsız. Sizin orda vermek istediğiniz mesajı nasıl okumalıydık?
Hiçbir diktatör, hiçbir mütegallibe övgüye layık değildir. Dünyaya hükmetme sarhoşluğu içindeki Yahudileri maalesef Hitler gibi bir zorba demokratım diyen enayilerden önce keşfetmişti. Meselenin özü bu.
Ülkemizde benzer olaylara insanlar farklı tepkiler gösterebiliyorlar. Bana gelince “ah” başkasına “oh” anlayışı nasıl kırılabilir?
Bu sorunuzun cevabı: “Eldeki yara duvardaki kovuk” atasözüyle ifade edilebilir. Hâlbuki insanı kâmil başkalarının sızısını da içinde duyar.
Türkiye’de obur bir medya mevcut. Halkı yutan elit kesime karşı korkak bir medya… Bir gazeteci-yazar olarak sizce medya ahlakı nasıl olmalıdır?
Medya ahlakı yoktur bence. Medya ahlaksızlığı vardır. Yalan yazmaktan utanmazlar, yalanları deşifre olur, yüzleri kızarmaz. İftiracı, sömürücü ve ahlak bozucu, kadın eti pazarlayan bir medya işte. Nasıl bir hayır beklenir bunlardan.
Kapital, emperyalist, materyalist sistemlerin etkisinde kalarak geçirdiğimiz toplumsal transformasyondan öze dönüş için nasıl bir reddiye-i duruş sergilemeliyiz?
Üzülerek belirteyim, yozlaşmaya vesile olan kabullerimiz, reddimizden fazladır. Esefle belirtmek isterim, biz cellâtlarını besleyenlerden olduk. Düzelir miyiz? Belki bir gün. Allah o günleri inşallah erkene alır.
“Oku” emriyle başlayan birdin, savaşlarda ganimet olarak kitap alan bir tarih, kütüphaneleri meşhur bir halk… Günümüzde kitap okumayı önemsemeyen, okumayan bir nesil(?) Bizi okumaya küstüren ne?
Bizleri okumaya küstüren televizyon dediğimiz yalan ve şehvet kutusudur. Hani kolaycılığı da oralardan öğreniyor gençlerimiz. Pop star, top star, hop star varken okumaya vakit harcamıyor gençlerimiz.
Ünlü Alman şair Goethe Fars şiirinin üstadı Sadi’yi anlamak için yetmişinden sonra Farsçayı öğrendi. Goethe herkes tarafından tanınmasına rağmen Sadi’yi tanıyan neredeyse yok. Dışarıya bakmayı bırakıp içerideki hâzineyi nasıl fark edeceğiz?
Goethe dünya edebiyatının mümtaz bir zirvesidir. Almanya’da edebiyat fakültesini bitirenler iki yıl da Goethe okumazlarsa diploma verilmiyor. Ya Türkiye’de? Türkiye’de göbeğini, kıçını açmayana, alenen içki içmeyene yükselme yolları kapalı.
Batının çıplaklık kültürüne özenirken bizde kültür çıplaklığı sorunu oluştu. Eğitimin önemli olduğu bu çağda beynimizi nasıl giydirmeliyiz?
Beynimiz var mı ki giydirme derdine düşelim? Siyasi ilkelerle kuşatılmış bir nesilden sadra şifa beklemek hayaldir sanıyorum.
Günümüzde halk şiirinin doruktaki ismi Abdurrahim Karakoç’u ve poetikasını birkaç dizeyle tanımak istersek bunlar hangi dizeler olur?
Talebiniz şiirdir. Öyleyse bazı şiirlerimden örnekler vereyim: Çelik testereyle kestim suları/Yıkadım duvara astım suları/Düşümde düşüme girdim dün gece.
Buluta yaslandım, ışığı tuttum/Seni hatırladım, seni unuttum/Kendimi kendime sordum dün gece.
Bir başka örnek:
Bir zaman bir yerde bir hükümdarın/Önünde öküzler göbek atardı/Sarayının alt katında insanlar/Ust katında uyuz itler yatardı.
Ve son dörtlük:
Sırat ‘tan incedir sevda köprüsü
Beraber geçelim tut ellerimden.
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
Beraber uçalım tut ellerimden
Çok teşekkür ederiz. Değerli zamanınızı ayırıp bu güzel söyleşiyi sizinle yapma şansı verdiniz.
Size doğruluğunuz nisbetinde muvaffakiyetler dilerim
















