ABDULSELAM DURMAZ

RÖPORTAJ | Osman SEVİM

“Her eser doğduğu coğrafyanın bir parçasıdır”

“İlma'”ya değinmeden önce izninizle sormak istiyorum; Abdülselam Durmaz kim? Kısa da olsa merakımızı giderebilir misiniz?

Adım, Abdülselam Durmaz, 1974 yılında Batman’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Batman’da tamamladım. 90’lı yılların başında ülkeyi 28 Şubat postmodern darbesine götüren karanlık dönemde doğruluğu kanıtlanamamış bir suçtan içeri alındım. Hukuksuz bir yargılama neticesinde müebbet hapse mahkûm edildim. Adalet arayışlarıyla geçen 24,5 yıllık bir mahkûmiyetten sonra yeniden yargılandığım mahkemede suçsuzluğum tescillenerek, beraat ettim ve özgürlüğüme kavuştum. Üniversiteyi de 24,5 yıldır içeride bulunduğum cezaevinde okuyarak, 2002 yılında Anadolu Üniversitesi işletme bölümünden, 2004 yılında da Tarım Fakültesinden mezun oldum.

Genelde “mahpus damında” kalanlar hatıra ve daha akademik kitaplar yazmaya çalışırlar. Sizi, roman dahası “fantastik roman “yazmaya iten nedenleri öğrenebilir miyiz?

Doğrudur, mahpus damında genelde günlük, hatırat, şiir, ilmi araştırmalar veya roman tarzında çalışmalar yapılır. Bu meyanda fantastik bir roman yazma isteğim sıra dışı bir istek ve çalışma oldu. Nitekim bu çalışmam en yakın arkadaşlarım tarafından da ‘boş iş’ olarak tepkiyle karşılandı diyebilirim. Ama bu tepkiler beni yazmaktan alıkoymadı hiçbir zaman. Zira bir akşam cezaevinde, fantastik film ve kitaplarla ilgili izlediğimiz bir haber üzerine arkadaşlarla yaptığımız sohbet, bir şeyi fark etmemi sağlamıştı. O da fantastik edebiyat için dünyada olabilecek en zengin coğrafyada yaşamamıza rağmen bu alanda, kendi değerlerimizden neşet eden fantastik modern bir eserin olmayışıydı. Bu durum beni son derece düşündürmüştü.

Büyüleyici ve kadim bir coğrafyada yaşıyorduk. Öyle ki, mit ve efsanelerimizden, menkıbe ve öykülerimize, ilahi kitaplarımızdan, dede ve ninelerimizin anlattığı masallara kadar neredeyse her sözlü anlatı ve yazılı eserde olağanüstü anlatım öğelerine bolca rastladığımız bir külliyata sahiptik. Gılgamış Destanı, Enuma Eliş, Hay Bin Yakzan, Mantık’ut Tayr, Dede Korkut Masalları, Şahmaran, Binbir Gece Masalları, Mesnevi, Giritli Aziz Efendi’nin Muhayyelat-ı Aziz Efendi, Amak-ı Hayal gibi daha birçok değerli eserin doğduğu bu coğrafyada bize ait kayda değer modern fantastik bir eserimiz yoktu. Üstelik fantastik edebiyat en çok da doğuya yakışırken bu alanda bilinen bütün eserlerin batılı olması beni oldukça müteessir kılmıştı.

Tam da bu noktada dikkatimi çeken diğer bir husus da çocukluğumuzdan bu yana neredeyse bütün fantastik kahramanlarımızın batılı olmasıydı. Süperman, Örümcek Adam, Herkül, Batman vs… Bizleri kötü adamlardan, dünyayı yok olmaktan kurtaran süper kahramanlarımız yani ‘rol modellerimiz’ hep batılıydı. Yani batı kültürünü, değerlerini temsil eden süper fantastik kahramanlardı. Bu özentiyle büyüyen çocuk ve gençlerimiz bu batılı süper kahramanlar sayesinde bizden usulca çalındı /çalmaya da devam ediyorlar. Bu hırsızlığa ve kültürel hegemonyaya karşı yapılacak tek şey kendi değerlerimizden neşet eden güzel eser ve yapımlar ortaya koymak, bizden kahramanlar yaratmaktı. Bunun için yeteri kadar zengin bir coğrafyada yaşıyorduk zaten.

Bütün bu endişe ve saiklere, fantastik edebiyatın, hayal ve zihin dünyasına kattığı canlılık ve üretkenlik gibi faydalar da eklenince bu alana yönelmeye karar verdim ve 4 ciltten oluşan İLMA serisini kaleme aldım.

İlma için “olağanüstü” bir mekânda yazılmış “olağanüstü” bir roman diyebilir miyiz? Eseri yazarken ki atmosferden ve bu meyanda edebiyat zindan ilişkisine dair neler söyleyebilirsiniz?

İlma için ‘olağanüstü’ bir mekânda yazılmış ‘olağanüstü’ bir roman diyebiliriz. Çünkü cezaevi gerçekten de olağanüstü bir mekân. Yıllarca özgürlükten, sevdiklerinizden ve birçok nimetten yoksun bir şekilde dört duvar arasında, daracık bir yerde ve zor şartlarda yaşamak olağanüstü bir durum şüphesiz. Hele bu benim gibi yaklaşık çeyrek asrı(24,5 yılı) içeride geçen bir mahkûmiyet ise…

Cezaevi, yeryüzü, gökyüzü ve içindeki her şeyin kısıtlandığı bir mahrumiyet yurdudur. Yazı yazma ve okuma imkanı açısından da durum pek farklı değildir. Örneğin, yanınızda 10’dan fazla kitap bulunduramıyorsunuz. Kaldığınız yerde daktilo, bilgisayar gibi yazı yazmayı kolaylaştıran teknolojik araçlar da yasak. Bu durumda elle yazmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da bir senede bitirebileceğiniz bir çalışmanın, iki, üç seneye kadar uzaması anlamına geliyor. Üzerinde yazı yazacağınız masa gibi imkânları da her zaman bulamayabiliyorsunuz. Mesela ben genelde yazılarımı, ranzamda oturarak veya uzanarak yada özel çalışma masam dediğim ufak bir taburenin üstünde yazdım. Yazı yazdığınız kalemden tutun da deftere kadar her şey kısıtlı…

Bu kısıtlı ve zor şartlara rağmen edebiyat zindan ilişkisine baktığımızda, aralarında çok yakın ve anlamlı bir ilişkinin olduğunu görebiliriz. Bu meyanda zindanın, inanan dert sahibi insanı pişirip olgunlaştıran, ona anlamlı bir derinlik ve bilgelik katan önemli bir yönü vardır. Medrese-i Yusufiye vasfını da buradan alır. Bu medresede belki de yazmamak zor olan… Zira insanı yazmaya iten, edebiyata sevk eden özlem, hasret, yoksunluk, yokluk, zorluk, umut, inanç gibi birçok duygunun çok yoğun olarak yaşandığı; duyguların akmak için adeta yer aradığı bir ortam ve halet-i ruhiyeden bahsediyoruz. Nitekim hem bu duygulardan hem de inanılan davanın getirdiği sorumluluktan kaynaklanan çabalar neticesinde verilen eser ve çalışmalardan ‘Cezaevi Edebiyatı’ diye bir literatür oluşmuştur. Bu yönüyle cezaevi, edebiyat için verimli bir tarladır, diyebilirim.

Peki İlma’da okuyucuyu neler bekliyor? İlma’nın konusu ne?

İlma, insanoğlunun henüz anılmaya değer görülmediği bir zamandan ve o zamanın hâkim ırkları tarafından hor ve hakir görüldüğü bir konumdan, yeryüzü ve gökyüzü halifeliğine uzanmasının fantastik mücadelesini konu ediniyor. (İnsan süresinin 1.ayeti, insanın adının anılmaya değer görülmediği uzun bir süreçten bahseder. İlma evreni tam da bu süreci anlatır yani insanın adının anılmadığı bu dönemden, insanın adının anıldığı döneme kadar olan süreci fantastik bir şekilde kurgular.)

İki kıta ve bir ada ülkesinden meydana gelen ilma evreninde, seri boyunca, bugüne kadar bilinen ve yazılanlardan farklı olarak, kimi yeraltlarında, kimi deniz altlarında kimi de dağ içlerinde yaşayan yirmiden fazla ırk, şifreli bir dil, serüveni baştan sona takip edebileceğiniz haritalar, klişelerin dışındaki dev çekirgeler, renkli atlar, uçan dev yarasalar, uçan balıklar, denizatları gibi birbirinden ilginç binek hayvanları, sır dolu karakterleri ve etkileyici savaş sahneleriyle okuyucuyu heyecanlandıracak, fantastik bir şölen var.

Kendi değerlerimizden neşet eden bu mücadelede, arkadaşlık, dostluk, aşk, sevgi, ihanet, hırs, tutku, bencillik, hayal kırıklıkları gibi birçok duygu ile birlikte güzel ahlak, etkili ve çarpıcı bir şekilde hikmetle işleniyor.

Gerçek ailesinden habersiz büyüyen ve tarihin beklediği son nişanlı olmaya aday kahramanımızla dostlarının, evrenin kitabı ilma’yı yeryüzüne indirmek için lanetli ve şerli ırklara karşı verdikleri destansı muhteşem bir mücadele ve heyecan dolu fantastik bir evren bekliyor okuru.

İlma roman serisinde geçen ve yüreğe dokunan şarkı, ilahi ve şiir tadındaki metinler son derece dikkat çekici. Şarkı, ilahi, şiir gibi öğelerin fantastik edebiyattaki yeri ile ilgili ne demek istersiniz?

Şiir, ilahi, şarkı gibi öğeler sözün vücut bulmuş en etkili halleridir. Bu öğeler, içinde bulunduğu her metne derinlik ve estetik katar. Şayet edebiyat bir yemek olsaydı bu yemeğin tadı tuzu da şiir, şarkı, ilahi gibi insanın ruhuna dokunan öğeler olurdu şüphesiz.

Fantastik edebiyat için de durum bundan farklı değildir. Bu öğeler fantastik edebiyata derinlik, estetik, gerçeklik, ve zenginlikle birlikte lezzetli bir ruh katar. Siz, bu ruhla o metnin yaşadığını hissedersiniz. Bence şiirsiz, şarkısız ve ilahisiz bir fantastik edebiyat çok kuru, soğuk ve eksik bir edebiyattır. Zira Harflerin, kelime ve cümlelerin ruh bulduğu öğelerdir şarkı, şiir, ilahi gibi öğeler.

Bu edebi öğeler ciltler dolusu kitaba sığmayacak bilgileri veya olayları üç, dört beyite veya beş on cümleye sığdıracak kadar önemli bir etkiye ve güce sahiptirler aynı zamanda. Düz metnin anlatmada yetersiz olduğu yada kuşatamadığı alanı usulca doldurur, duygusal bir tatmin sağlar ve okuyucuya geniş bir hayal alanı sunar. Bu da fantastik edebiyatın arzu ettiği şeydir tam olarak.

Kitabın adı da oldukça enteresan, İlma! İlma adı nereden geliyor, bir hikâyesi var mı?

İlma, romandaki en önemli öğelerden biri. Herkesin peşinde olduğu kitabın adı. Kitap da bilgi demek, ilim demek. İlma da ilim kelimesinden türettiğim bir isim.

İslami literatüre ait birçok renk ve tadı ilma serisi gibi fantastik bir eserde görmek son derece şaşırtıcı. Doğrusu kitabın fantastik atmosferini bozmadan bunu yapmak ustalık istiyor. Fantastik bir eserde islami literatürün kullanılması ile ilgili neler söylersiniz? Bu konu da zorluk çektiniz mi?

Her eser doğduğu coğrafyanın bir parçasıdır. Ondan izler taşıması da tabii ve olması gerekendir. Bana göre o eseri özgün ve değerli kılan da bu yönüdür. Bu coğrafyanın baskın bir değeri olarak islamın, islami literatürün fantastik yada başka bir edebi alanda kullanılmasından daha doğal bir durum olamaz. Batılı fantastik eserlere baktığımızda bu eserlerin de özellikle İskandinav ülkelerinin mit ve efsaneleriyle birlikte hıristiyan ve Yahudi literatüründen beslendiğini görebiliriz. Burada şaşılacak bir durum yoktur. Önemli olan burada, bu değerleri kullanırken kitabın fantastik atmosferini bozmadan bunu yapabilmektir. Anlattığınız o değerleri kurguladığınız evrenin doğal bir parçası haline getirebilmektir. Bu konuda zorluk çektim mi? Çok şükür çekmedim zira İslami literatürün içinde olağanüstü birçok anlatım unsuru var zaten.

Coğrafyamızdaki bütün ilahi kitaplarda birçok olağanüstü anlatım mevcuttur. Bu yönleriyle fantastik edebiyata da ilham kaynağıdırlar. Örneğin, Kur’an’ı Kerim’deki kıssalar; özellikle de karıncaların konuştuğu, Hüthüdün casusluk yaptığı, Cinlerin emrinde çalıştığı Hz.Süleyman kıssası. Yine cennet, cehennem ve kıyamet tasvirleri, son derece edebi ve olağanüstü bir anlatım özelliği barındırıyor. Kur’an’ı Kerim’in mücizevi yönü de verdiği mesajla birlikte bu olağanüstü edebi özelliğindin gelir. Dolayısıyla bu konuda zorlanmadığımı söyleyebilirim.

İlma’nın, bu coğrafyanın kadim bir değeri olan islami literatürden beslenmesi son derece doğal ve olması gereken bir durum diye düşünüyorum. Aksi takdirde eksik kalırdı. İlma bu özelliğiyle yaşadığımız coğrafyanın, kültürel miras ve değerlerimizin fantastik bir kurguyla meydana gelmiş modern bir yansımasıdır.

‘Kitap okuma sevdasının’ can çekiştiği bir zamanda böyle hacimli bir eserle okuyucu karşısına çıkmak riskli değil mi? Eserinizin hedef aldığı özel bir kitle var mı?

Evrenin kitabı İLMA, dört cilt ve 2200 sayfayı bulan hacmiyle göz korkutucu olsa da bu kanı, ilk kitabı elinize alıp da o fantastik evrenin büyülü atmosferine girdiğinizde hemen kayboluyor ve yerini, merak ve heyecanın aldığı keyifli bir okumaya bırakıyor. Nitekim birçok okur, serinin sonuna geldiklerinde serüvenin bitmesini istemediklerini ve devamını arzuladıklarını ifade etmişlerdir. Kimisi de akıcı dili sayesinde yeniden okumaya başladığını belirtmiştir.

Genel anlamda bu alanda yazılmış oturaklı eserlerin çoğu da hacimli eserlerdir aslında. Dolayısıyla bu alanı seven okurlar için çok da korkutucu bir durum olmamakla birlikte genel anlamda okur önünde psikolojik bir bariyer oluşturuyor bu durum.

İlma serisi özellikle genç kitleyi hedef almasına karşın her yaştaki insanın da keyifle ve güvenle okuyabileceği epik fantastik bir romandır.

Eserinizi okudum. Eseri hayli sinematografik buldum. Gelecekte, eserin sinemaya uyarlanması söz konusu olabilir mi?

Kitabı ilk yazmaya başladığım andan itibaren böyle bir arzum var. Fantastik edebiyatın sinemaya çok yakıştığını düşünüyorum. İlma’yı da beyaz perdede görmeyi çok istiyorum.

Bunun için de gelen çabayı göstereceğim inşallah. Zira İlma’yı okuyan okurların da neredeyse tamamının böyle bir beklentisi var. Görür müyüz görmez miyiz bilmiyorum ama İlma’nın da bir gün sinemalarda yerini alacağından şüphem yok. İnşallah Rabbim görmeyi nasip eder ve hayırlara vesile kılar.

Yeni proje yada çalışmalarınız var mı?

Şu an yayınlanmış bu dört ciltlik İLMA serisi, son nişanlıyı anlatan bir seriydi. Şimdi ilma evreninin en başına gidip, ilk nişanlıyı anlatan bir seri yazıyorum. Serinin ilk kitabını da bitirip yayınevine gönderdim. Bununla birlikte çocuklar için de bir deneme çalışmam var.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
kapalı
9.2 ° C
10.7 °
8.5 °
73 %
1.3kmh
100 %
Paz
8 °
Pts
6 °
Sal
10 °
Çar
13 °
Per
17 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet

HEYBE | SAYI 28

HEYBE | SAYI 31

HEYBE | SAYI 14