“Bangsamoro, azınlık olarak yaşayanlar için çok önemli bir tecrübe”
Bangsamoro İslam Dünyası’na neyi anlatıyor?
İslam Dünyası’na Bangsamoro beş yüz yıl da devam etse bir mücadelenin Barış’la sonuçlanabileceğini, birlikte yaşanabileceğini savaş olmadan barışla da Müslümanın Müslümanca yaşayabileceğini anlatıyor. Birçok çatışma bölgesi için bir çözüm önerisi ortaya koyuyor. Bu da sadece Bangsamoro için değil bütün coğrafyada yaşayan azınlık olarak yaşayanların tamamı için çok önemli bir tecrübe.
Uzun süren bir silahlı mücadele… Şimdi başka bir saf’aya evrilen süreçte Bangsamoro halkını neler bekliyor?
Çok uzun süren bir mücadele. Bu neslin mücadelesi tam 50 yıl oldu. Hacı Murat İbrahim Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin Selamet Haşimi’den sonra Bayrağı devralan şimdiki lideri. 1969 yılında üniversitenin son döneminde bırakıp makine mühendisi kendisi, Mücadele’ye başlamış tam 50. yılda referandumda Bangsamoro kabul edildi; Özerk Yapı kuruldu. Kendinin tanımlamasıyla anlatmak sanıyorum en doğru olacak; Hacı Murat İbrahim’e sorduğumda şöyle cevap vermişti:
“Küçük Cihat bitti şimdi büyük Cihat başlıyor… Mücadele silahlı olanı bitti… Aslına bakarsanız yapması daha kolay olanı bedeli ve ödemesi elbette çok ağır ama yapması daha kolay olanı bitti şimdi büyük cihatta büyük mücadelede siyasi yapıda bugüne kadar sürekli veren halk ekmeğini paylaşan halk herşeyle Mücahitleri destekleyen Moro İslami Kurtuluş Cephesi’ni destekleyen halk bundan sonra bekliyor olacak. Bundan sonra eğitim bekleyecek, sağlık bekleyecek, altyapının düzelmesini bekleyecek, iş imkanları bekleyecek. Şimdi başka bir dönem başlıyor. Bu dönemde herhalde İlk dönemden daha zor olacak…”
Marawi örneğine şahit olduk. Bu kent ve diğer bazı küçük yerleşim birimlerinde kısa sürede Daeş bağlantılı şiddet olayları vuku buldu. Tehlike hangi boyutta? Daeş bölgede nasıl taban buldu?
Geçen yıl Marawi’de Moro Müslümanları çok büyük bir problem yaşadılar. Ülkenin tek büyük çoğunluğu, Müslüman olan şehri; Marawi… Daeş tarafından işgal edildi ve uzun süre işgal altında tutuldu. Filipinler hükümeti de çok ağır bir şekilde müdahale etti. Helikopterlerle… Uçaklarla… müdahale etti. Burada iki bine yakın insan hayatını kaybetti. Bunların çoğunluğunun Daeş militanı olduğu söylense de önemli bir kısmı içeride kalan normal siviller idi! Ve şehir tamamen yok edildi. Daeş burada böyle bir girişim yaptı ve Müslümanların tek büyük şehrinin baştan aşağı yıkılmasına sebep oldu. Burada bir direniş kültürü var. Kim Filipinler Devleti’ne İşgalci olarak gördüğü Filipin Devleti’ne karşı bir mücadele başlatırsa halk içerisinde onu destekleyen bulunabiliyor bulunuyor… Bu mücadelenin içerisinde yetişmiş olan gençlik var. Son dönem içerisinde özellikle Marawi’nin hemen öncesinde de uzun zamandır devam eden barış görüşmelerinin olumlu sonuçlanmamasından dolayı gençler arasında büyük bir hayal kırıklığı var idi. Bunu da iyi değerlendiren Daeş kendine yakın olan yapılar vasıtasıyla Marawi’de böyle bir girişimde bulundu. Bu halâ bir tehlike… İşte bugün; dün Sulu Şehrinde Sulu Adasındaki Holo Şehrinde bir Katedrale bomba konuldu. Pazar günü sabah bu gerçekleşti. Bu da çok büyük bir olasılıkla gene Daeşle bağlantılı olan Ebu Seyyaf tarafından yapılmış olma olasılığı çok yüksek. Bölgede hala daeş önemli bir problem. Bu Barış’ı istemeyenler var. Bölgede Barış’ın gelmesinden rahatsızlık duyanlar var. Ülkede Duterte’nin bu kadar etkin olmasında Müslümanların Bangsamoro’da bu kadar güçlü olmasından rahatsızlık Duyanlar var. Müslümanların kazanımları olan birçok yerde nasıl daeş hemen ortaya çıkıyorsa; burada da çok hızlı bir şekilde ortaya çıktı. Rakka’da yok olan Daeş’in nereden çıkacağını merak ediyor bütün insanlar ve potansiyellerden bir tanesi de Filipinler… Filipinler’in Güneyi bu ülke 7000 Ada’dan oluşuyor 7000 yerleşim olan adadan oluşuyor ve kontrol edilmesi sınırlarının kontrol edilmesi gerçekten çok kolay değil! Böyle bir ortamda her türlü dışarıdan müdahaleye açık bir ülke ama bundan sonraki dönemde Bangsamoro kurulacak; önümüzdeki günlerde güvenlik de Müslümanların elinde olacak. Belki bu riski biraz daha azaltan bir potansiyel ama maalesef Daeş bölge için bir risk bu riski azaltacak olan da gene bölgede yaşayan Müslümanlar olacak…
Bir de Nur Musuwari önderliğinde Ulusal Cephe vardı sanırım. Bu hareketin etki alanı, etkinliği ve özerklik sürecine bakışı nasıldır?
Moro… Moro Ulusal Cephesi 1970 yılında kuruldu. Kurucu iki lideri vardı; Selamet Haşim ve Nur Musuwari… Nur Musuwari Başkan Selamet Haşimi de onun yardımcısı Dış ilişkilerden sorumlu yardımcısıydı. Moro Ulusal Cephesi bir şemsiye organizasyon zaten. Varolan direniş örgütlerini birleştirmişti. Bu birleşen Diriliş örgütlerinden bir tanesi de Selamet Haşimi liderliğindeki yapıydı. Nur Musuwari de hepsinden daha yaş olarak büyük olduğu için daha Karizmatik bir lider olduğu için toplum tarafında daha çok tanınan birisi olduğu için de bu şemsiyenin başına getirilmişti. Ama başarısız bir ARMM girişimi oldu 1989’da kurulan 1996’da da Valiliğine isminin geçtiği bir yer burası. Mevcuttaki otonom bölge ARMM Autonomous Region in Müslim Mindanao… Müslüman Mindanaodaki Otonom Bölge anlamına geliyor. Burada Musuwari çok başarılı olamadı. Malesef iktidar başarısı olmayınca da hem etrafındaki insanların mücahitlerin önemli bir kısmını kaybetti hem de halktan olan desteğini kaybetti. 1980’lerin hemen başında Ulusal Cephe’den ayrılıp yoluna yine bağımsız olarak Moro İslami Kurtuluş cephesi olarak yürüyen Selamet Haşim halk tarafından daha çok desteklenen bir yapıya kavuşmuştu. Halkı yoğun olarak onlar temsil ettiler. Şimdiki durumda Musuwari yaşlı 80’li yaşların üzerinde hayatta ama hala aktif hala halkını yönlendirmeye çalışıyor. Bu barış ile ilgili referandumla ilgili sessiz kaldı, direkt karşı çıkmadı böyle bir referanduma ama o eski taleplerinden de vazgeçmiş değil. Zaten bu geçen süre içerisinde Ulusal Cephede kendi içerisinde onun üzerinde fraksiyona ayrıldı. Bunların bir kısmı referandumu desteklediler bir kısmı Musuwari ile beraber karşı çıktılar ama toplumdaki karşılıkları çok fazla değil. Sadece kendinin anavatanı olan Suluda etkin bir yapısı var ama orada bile referandum aleyhine bir kampanya yürütmedi.
Mücadele evet. Asıl mesele bundan sonra daha önem arzediyor. Binlerce savaşçının adaptasyonu… Yönetim anlamında kurumsal yapının organizasyonu… Yeni nesil için yeni hedefler… Tüm bunlar için bir çalışma var mı?
Moro İslami Kurtuluş Cephesi; ana dayandığı yapı olarak sadece bir direniş örgütü değil… Moro İslami Kurtuluş Cephesi Selamet Haşimi’nin başlattığı bir toplumsal dönüşüm hareketi, bir İslami hareket… Bu nedenle sadece savaşmadığı bu son 50 yıl içerisinde barışa da sürekli hazırlandılar. Özellikle eğitime gerçekten çok büyük önem verildi. Kurulan bütün askeri kampların içerisinde mutlaka bir eğitim tesisi kuruldu, bir Akademi kuruldu. Burada hem dini ilimler, hem fen ilimleri verildi. Bunun yanında Selamet ile başlayan süreçte sonrasında Hacı Murat’la da devam eden süreçte çok sayıda öğrenci yurt dışına gönderildi ve eğitim almaları sağlandı. Onlar hep şuna inandılar; bir gün barış gelecek Devletimiz kurulacak ve bizim sana ihtiyacımız var… Bunu ellerinden geldiğince yapmaya çalıştılar… Tabi tam olmadı eksiklikler var. Hala sıkıntı çekecekleri yerler var ama bu günlere hazırlanmışlardı. Nispeten hazırlanmaya çalışmışlardı. Bu sürpriz olarak önlerine gelmedi, bir günde gelen bir zafer olmadı. Zaten bu süreç içerisinde de umut ediyorum Kendi Ayakları üzerinde durmaya başlayacaklar. Elbette bundan sonra özellikle kırkbin mücahitin sosyal hayata geçişi birinci derecede önemli bu barış… Barış Antlaşması’nın önemli maddelerinden bir tanesi de bu kırk bin mücahitin silahlarını bırakması. Bu bir seferde olmayacak; üç aşamada gerçekleşecek. Şimdi referandum geçti, üçte birlik kısmı gerçekleşecek; polis gücü kurulup emniyet Bangsamoro Hükümeti’nin eline geçtiğinde üçte biri, süreç tamamen tamamlanıp bittiğinde geriye kalan üçte biri silahlarını bırakacaklar… Bu dönem içerisinde de Filipinler Devleti bu mücahitlerin sosyal hayata normal sivil hayata adaptasyonu ile ilgili paketler hazırlayacak. Kimisine tarım desteği verilecek, kimisine eğitim desteği verilecek, kimisine ev verilecek, arazi verilecek… Ama hazırlanan paketler hayata dönmeleri sağlanacak zaten. Eğer bu sağlanamazsa Barış’ın sürekliliği de çok fazla kolay olmayacak. Tabii burda bu sorumluluk sadece Bagsamoro’nun değil Filipinler’in de sorumluluğu olarak antlaşmada yer aldı. Bu tamamen Filipinler Devleti’nin fonlayacağı Bangsamoro’nun koordine edecek bir şekilde Mücahitler sivil hayata dönderilecek..
Sanırım Türkiye gelişmeleri dikkatle izliyor. İHH zaten olabildiğince aktif. İslam dünyasından sürece müdahil başka ülkeler var mı? Örneğin S. Arabistan, İran gibi. Yani bu ülkelerin de çalışmaları mevcut mu?
Türkiye bu Barış Antlaşması sırasında devlet olarak kontak ülkelerden bir tanesiydi. İkinci bir sorumluluk olarak da silahların teslim alacak olan bir bağımsız silahsızlanma komisyonu var. Bunun başkanlığını da Türkiye’den bir büyükelçimiz yapıyor. Sivil olarak da İHH bu Barış Antlaşması’nın izleme heyeti içerisinde. Bu heyette de beş üye var. Bu beş üyeden bir tanesi de İHH ve O’nu temsilen de ben; her iki ayda bir oraya geliyorum ben. Bu Barış görüşmelerinde hangi durumda olduğumuzu gözlemliyoruz, bunları rapor haline getiriyoruz. Buradaki Bangsamoro barışındaki ana arabulucu Malezya… Onlar çok büyük emek verdiler. Barış görüşmeleri de bu son dönem barış görüşmeleri de Kuala Lumpur zaten yapılmıştı arabulucu. Malezya’dan çok üst düzey bir diplomat sürekli onun koordinasyonunda yürüyen bir çalışma oldu. Tıkanıklıkların anlaşmazlıkların birçoğunun çözülmesinde Malezyalı arabulucunun önemli bir katkısı vardı. Eski döneminde Suudi Arabistan ve Libya aktifti özellikle de Moro Ulusal Cephesi ile yürütülen Barış antlaşmalarında Endonezya, Suudi Arabistan, Libya dediğim gibi etkinlerdi ama bu son süreç içerisinde Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile yapılan süreçte bu ülkelerin hiçbirisi yok. İran zaten bölgede hiç yok…
Referanduma sunulan Bangsamoro Özerlik Yasası ne gibi açılımları beraberinde getiriyor?
Kabul edilen bu referandumla temelde çok büyük kazanım var en önemli kazanım bu toprakların Moro’lulara… Bagsamora’ya ait olduğunu Filipinler Devleti kabul ediyor. Tarihsel olarak büyük bir zulmün işlendiğini İspanyolların, Amerikalıların… Sonrasını da Filipinler Devleti’nin bu zulmü devam ettirdiğini söylüyor ama tarihsel olarak bu topraklar sizindir diyor. Bu kimlik kabulünden sonra bu toprakları bundan sonra Müslümanlar sizler kendiniz idare edin, diyor. Bütün bu kimlik kabulü ile beraber de ‘ama burası Filipinler Devleti’nin bir parçasıdır’ diyor.
İkinci Büyük kazanım; finansal alanda gerçekleşti. Bu bölge mevcuttaki Otonom Bölge ve Müslümanların yaşadığı yerler ülkenin en geri kalmış yerleri. Bu giderilsin diye ülkenin diğer bölgeleri ile olan gelişmişlik farkı bitsin diye kabul edilen bir ekonomik imkanlar paketi olacak… Her yıl Filipinler bütçesinin %5’i Bangsamoro Hükümeti’ne aktarılacak, toplanan vergilerin %75’i; doğal kaynakların % 75’i; fosil kaynaklı doğalgaz, petrol, uranyum bunların da %50 %50 paylaşımı gerçekleşecek… Totale baktığımızda mevcuttaki otonom bölgenin çok sınırlı olan otonom bölgenin maliye imkânlarının yaklaşık iki buçuk-üç katı bir maliyete kavuşacak. Eğer Doğal kaynakları da daha düzenli işletilebilirse bu daha da yukarıya gidecek bir imkan ortaya çıkartmış olacak. Ekonomik olarak da böyle bir genişliğe kavuşmuş olacak Moro Müslümanları
Üçüncü kazanımları hukuk alanında… Moro Müslümanların’ın başından beri söylediği önemli bir şey var; özellikle İslami Cephe’nin: “Biz müslümanlarız ve müslümanca idare edilmek istiyoruz…” Müslümanca idare edilmenin anlamı sadece başımıza Müslüman bir idarecinin konulması değil; hukuk sistemimizin de buna uygun olması diyorlardı… Şimdi “Şeriat Mahkemeleri” kurulu Mora’da. Buradan sonra iki tarafı Müslümanlar olan bütün davalar bu Şeriat Mahkemelerinde görülecek. Burada bir aşama söz konusu; ilk aşama Medeni Hukukla olacak belli bir süre. Sonra bütün Ceza Hukukunda da Şeriat Mahkemeleri etkin olacak. Ama onun için bir zamanın geçmesi gerekecek.
Bir başka kazanım da güvenlik ile ilgili oldu… Bu anlaşmada, burada da bir süreç yaşanacak ilk aşamada geçici bir güvenlik gücü oluşturulacak. Daha sonrasında da kalıcı bir Bangsamoro polisi oluşturulacak. Bu da tamamen Bangsamoro’da idareyi elinde tutan Bangsomoro Parlementosu ve bunun Hükümeti, bunun Başbakanı elinde olacak… Yani bir devlette olması gereken birçok Temel Yapı Bangsomoro Özerk Yapısı içerisinde olacak…
İHH-İnsani Yardım Vakfı’nın bölgede yetimhane, okul gibi bir çok çalışması mevcut. Moro’nun elbette daha da fazla desteğe ihtiyacı var. Türkiye halkından ivedilikle ne bekliyorlar?
İHH-İnsani Yardım Vakfı olarak biz; 1996 yılından beri bu bölgede çalışmalar yürütüyoruz ama yaptığınız çalışmalar bölge insanın ihtiyacı olanın belki bir damlası kadar… Daha fazlası değil… Bundan sonra asıl İslam Coğrafyasının ve Türkiye’nin yapması gereken Bangsamoro’nun yanında durmak Bangsamoro’nun iyi temeller üzerinde yükselmesini sağlamak. Özellikle de sanıyorum Türkiye’nin bu manada çok ciddi bir birikmişliği var. Bir devlet idare edilmesi ile ilgili büyük bir tecrübesi var. Bundan sonraki süreçte bu konuda Bangsamoro’nun yanında olmamız lazım. Bu konuda Bangsamoro’nun gençlerini eğitmemiz gerek. Onların Bangsamoro’nun geleceğine sahip çıkmalarını sağamamız gerekiyor. En acil yapabileceğimiz şeylerden sanıyorum en başında da çok sayıda burada üniversiteyi bitirmiş Bangsamorolu genç var. Bunların içerisinden seçeceklerimizle bir yüksek lisans eğitimi verilebilir, belki hızlandırılmış bir yüksek lisans eğitimi ile hemen eğitimleri tamamlattırılıp gelebilirler. Bu alanda birçok ülke çalışıyor birçok ülke Bangsamoro’nun imkânlarından faydalanmaya uğraşıyorlar. Söylediğim eğitimle ilgili Türkiye’ye 100 Öğrenci geldi. Bu son dönem içerisinde 100’e yakın öğrenci getirildi ama Japonya’ya 400 öğrenci gitti, Avustralya’ya gene çok sayıda öğrenci gitti. En acil yapmamız gereken bu eğitimle ilgili kısmını hızlandırmamız lazım hemen arkasından da idari destekler verecek yapıların burada mutlaka Bangsomoro Hükümeti’nin yanında durması lazım…
Son olarak, uzun süredir bölgeyle irtibatlısınız. Oradan edindiğiniz yüreğinize dokunan bir öykü var mı?
2013 yılının sonundan itibaren ben sürekli bölgeye gidip geliyorum. Burası bir mücadele bölgesi ve birçok hikaye dinliyorsunuz, birçok kişi ile karşılaşıyorsunuz; onlardan böyle küçük bir tanesi bir toplantı ortamında yaşlı bir teyze savaştan çok etkilenmiş kocasını Şehit vermiş, iki tane çocuğunu kendisi büyütmüş… Birisi doktor, birisi mühendis olmuş ve savaşın ne kadar zor ve kötü bir şey olduğunu anlatıyordu toplantımızın içerisinde… Biraz önce söylediğim gibi İHH olarak biz; beş kişilik izleme heyeti içerisindeyiz. Bu izleme heyeti de Bangsamoro’nun tamamında bütün bölgelerinde ziyaretler yaptı ve oradaki bütün taraflarla hem devlet yetkilileri ile hem Moro İslami Kurtuluş Cephesi Yetkilileri ile hem de halkla, akademisyenlerle, sivil toplum da görüşmeler yaptı. Bu toplantıların bir tanesinde bu teyzemizle görüştük… Bütün bunları anlatınca öyle bir hava oldu ki Moro’da Müslümanlar artık savaşı cihadı devam ettiremeyecek kadar savaştan bıkmışlar… Ben de bir soru sordum teyzeye: “Savaşı bu kadar çok yaşadınız problemlerini biliyorsunuz. Şimdi doktor ve mühendis olan çocuklarınız size gelseler ve deseler ki bizi cihada çağırıyorlar, biz cihada gidiyoruz…” Ne dersin dedim…. Teyzenin gözünden yaşlar akmaya başladı ve dedi ki:
“Allah için cihada çağrılarına ne denilir… Gider elbette oğlum…” dedi!
Şunu gördüm hangi zorluğu çekerlerse çeksinler hangi pozisyonda olurlarsa olsunlar bu topraklarda gerçekten mücadele ruhunun bitmesi mümkün değil. Bu halk özgürlüğünü her ortamda devam ettirmek için elinden geleni yapmaya devam ediyor bundan sonra da yapacak… Şimdiki atılan bu adım, bu anlaşma bir son değil aslında büyük bir zafer! Ama bitmiş olan bir yol da değil. Bu coğrafyada insanlar kendi devletlerini görünceye kadar da sanıyorum bu fikri içerlerinden çıkartmayacaklar. Özerk Bölge içerisinde Müslümanca yaşamalarını devam ettirdikleri müddetçe barış olur ama bu anlaşma bozulursa da mücadeleden hiç vazgeçmeyecek bir topluluk burada olacaktır.
*KİMDİR!
Uluslararası insan hakları ve insani yardım çalışmaları yapan İHH-İnsani Yardım Vakfı’nın kurucu üyesi ve Başkan Vekili. Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik okudu. Turizm ve Otelcilik ve hukuk mezunu. Bir soru karşısında söylediği gibi “kendini bütün dünyadan sorumlu hisseden bir kurumun üyesi olmaktan memnun.” Birçok ülkede insani yardım ve insani diplomasi çalışmaları yürüttü. Bangsamoro Müslüman Bölgesi ile Filipinler Hükümeti arasında yapılan özerklik ve referandum sürecinde STK temsilcisi olarak görev yaptı.
















