SELÇUK KÜPÇÜK

“Kent Ozanlığı” hakkında ne diyorsun?

Bağlamamı alıp sahnede salt kendi bestelerimi okuduğuma göre ben bir ozanım. 20 yıldır bağlama çalıyorum. Dolayısı ile türkülerle şekillenen bir ses evreninin içinden geliyorum. Ancak geleneksel ozanlık kavramı kırsal ile ilgili bir çıkarım idi. Kırsaldaki ozan 1960’lardan itibaren artık kente inmiş ve kendisi dışındaki kültürel üretim merkezleri ile tanışmış, müzikal bağlamda beslendiği koridorlar genişlemiştir Bu genişlik kentli ozanın ürettiklerini de belirlemiş ve netice itibari ile hem form hem de içerik olarak yeni bir türkü tavrının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu her şeyden evvel sosyolojik bir vakıadır. Kırsalda yer alan sınırlı konuların yerini işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, modernite karşısında bireyin trajedisi, politik ayrışımlar, yalnızlaşma vs gibi yeni konular almıştır. Konularla beraber dil de farklılaşmış ve hatta zenginleşmiş “lambada titreyen alev” gibi bir dize ortaya çıkmıştır. Bir vakıa olarak bu, ancak kentte yazılabilecek bir dizedir çünkü. Form olarak da bir başkalaşım oltadadır. Çünkü kentteki ozan kırsaldan getirdiği müzikal hafızasını, kentte karşılaştığı diğer müzik türleri ile zenginleştirmiştir. Bu zenginleşim dünya müziğinin geldiği noktadan haberdar olan gelişimci bir müziktir aynı zamanda. Aslına bakılırsa buna yeni türkü hareketi denilir ve bu anlayış Güne)1 Amerika ülkelerinde bizden çok evvel ortaya çıkmıştır. Yani yerel müzikal birikimden hız alarak, modern bir türkü anlayışı. Orhan Gencebay’ı böyle değerlendirmek gerekli. Seldayı, Moğollar’ı, Tolga Çandar’ı ve hatta bugün Bülent Ortaçgili, Yaşar Kurfu, Ömer Karaoğlu’nu bile böyle anlamamız gerekli. Tabi bu ismini saydığım müzisyenlerin çoğu sol bir zihinsel paradigmaya dâhiller. Sol ise bu toprakların üretmiş olduğu kültürel değerleri anlamamakta ısrar ediyor. Yani sorunlu bir retoriğe sahipler ve bu müziklerine yansıyor hiç kuşkusuz.

Bir süre evvel Artık Kuşlarını Uçur isimli yeni bestelerinden oluşan bir albüm çıkardın. Bu albümden bahsedelim biraz..

Artık Kuşlarını Uçur benim kendi bestelerimden oluşan üçüncü çalışmam. Aranjörlüğünü müzik piyasasının önemli ismi sevgili Giindoğar yaptı. Aranjör bir albüme asıl kimliğini veren önemli bir konum aslında. Bu açıdan Gündoğar benim müziğime çok şey katmış ve ufkumu açmıştır. Özellikle bu son albüm benim açımdan bir eşiktir. Hem teknik anlamda Gündoğar’ın kattığı çok derinlikli bir ses evreni ortaya çıkmış hem de ben kendi performansımı belli bir yere taşımışımda: Bu albümde de daha evvelkilerde olduğu gibi bütün şarkı sözlerini günümüz Türk şiirinin ve geleneksel halk şiirimizin örnekleri oluşturuyor. Osman Sarı, Adem Turan, Abdurrahim Karakoç, Özetin Ünlü, Erzurumlu Emrah, Ruhsati ve Osman Yüksel Serdengeçti gibi şairlerin şiirlerine yapılmış bestelerle ortaya çıkan bir çalışma. Daha evvelki albümlerde de mesela Alaeddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, İlhamı Atmaca, Müştehir Karakaya, Mustafa Özçelik, Mustafa İslamoğlu gibi şairlerin şiirlerine besteler yapmıştım. Bu albümde de bütün besteler bana ait. Çınar Müzik gibi önemli bir yapımcı firma etiketi taşıyor. Kapak tasarımından müzikal düzeyine kadar bütünüyle beni tatmin eden ve beğenilen bir çalışma oldu Attık Kuşlarını Uçur. İnternet üzerinden satış yapan urww.ideeftxe.com, imvw.tulumba.com, unvw.vesaire.com ve www.weblebi.com gibi adreslerde de bulunabiliyor albüm.

KumYazıları’nın tekrar okunması için suların çekilmesi mi gerekiyor. Ya da böyle bir şey olacak mı ?

Yaptığım birçok söyleşide Kumyazıları soruluyor bana. Bazı arkadaşlar bunu benim gündemde tutmaya çalıştığımı düşünebilirler. Gerçek öyle değil. Tanımadığım birçok insan yıl içerisinde değişik zamanlarda derginin eski sayılarına nasıl ulaşabileceklerini soruyorlar. Kimine yeniden fotokopi yapıp gönderiyorum. Zaman geçtikçe sıkı bir dergi çıkardığımız daha da netleşiyor. Önemli şeyler yazdık orada. Protest duruşumuzun altını da teorik, poetik metinlerle doldurarak yaptık bunu. Kumyazıları bizim için okul da olmuştur aslında. Orada yazdıklarımızı ve okuduklarımızı test ettik. Çıktığı süreç içerisinde hakkında köşe yazısı yazdan, gazetelerin kültür sayfalarında adından sıkça söz ettiren, İthaki Yayınlarının fanzin şiir antolojisine alınan, sempozyuma davet edilen bir dergi idik. Söyleyeceğimizi söyleyip ve kendimizi yetiştirip kenara çekildik sonra. Şimdi bu dergi sürecine dâhil olan birçok arkadaş günümüzün önemli edebiyat dergilerinde varlıklarını devam ettiriyorlar. Kumyazıları adı ve tarzında olmasa da bu konsepte eklemlenebilecek yeni bir dergi her zaman kafamda geziyor.

“Nihat Genç” desem veya her dem görmezden gelinen, keskin sözlü, sağlam duruşlu, kavilikleriyle plazalardaki edebiyat baronlarına karşı savaşan nice kalem sahipleri..

Ben şahsen Nihat abiden çok şeyler öğrendim. Metinlerinden ve duruşundan yani. İdeolojik olarak aynı geçmişten ve kopuştan geliyor oluşumuzun da benim açımdan bir duygusal bağı mevcut. İlk kitabı One Man Show ve Çiçekleri Sarı Kıza Yedirdim’den itibaren bütün yazdıklarını okudum, okuyorum. Benim kuşağımda çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. O bize bir ahlak öğretmiştir. Bu ahlak bizim, hayatın bütününe yayılan bir duruş kazanmamızı sağlamıştır. Yalpalamadan adam gibi durmasını öğrenmişizdir. Yerli kalarak etrafımızda olup bitenlere karşı söz ve tavır üretebilme direncini aşılamıştır yazdıkları ile. Yoksun olduğumuz eleştirel bilincin pratiğini göstermiş ve suskun olmayan, parmağım kaldırabilen, göğsünü gere gere içindekini söyleyebilen çocuklar olmamızı sağlamıştır. Nihat abi hakkında biri kendi dergimiz Kumyazıları’tıda diğeri de Kitap Haber dergisinde olmak üzere iki tane önemli makale yazdım. Şiir kitabıma yazdıklarından bir alıntı epigraf ile başladım. Etrafımda kafası çalışan herkese O’nun kitaplarını tavsiye etmişimdir. Nihat abi gibi bu çağda soylu kalmak konusunda direnç noktaları oluşturan bir avuç aydın mevcut. Bu insanlar ülkemizin onurlarıdır. Tarih bunu böyle yazacak

Talihsiz bir zamanda yaşıyoruz, muzdaribiz, sahipsiziz, bir başımıza koca dünyada bir nokta hüviyetindeyiz. Ölmeyecekmiş gibi yaşayanların sayısı her gün biraz daha çoğalıyor. Kulaklar ve gözler kapalı, duygular kapalı, her yer kapalı.

Filistin adına. Irak adına söz söylemek, onların acılarını dualarla da olsa sarmaya çalışmak bizim coğrafya için çok uzak düşler gibi görünüyor. Pejmürde olduk, dağıldık, aklımız başımızda değil. Bir İsrail askeri için çocuk, yaşlı demeden öldürmeyi göze alan Yahudileri bir filmi izler gibi izlemek çok doğal bir seyir haline geldi. Bütün Müslümanlar bir tarafta Yahudi İsrail bir tarafta yer alıyor. İsrail gücünü Amerika’dan, İngiltere’den, Fransa’dan sözün kısası, Yahudi sever ülkelerden almaktadır. İsrail her fırsatta Müslümanlara saldırmak için bahaneler aramaktadır ve bulduğu bahanelere kendisini ve yandaşlarını inandırıp acımasız saldırılarına devam etmektedir.

Zihni tam olarak yerine oturmamış olan insanların “hangisi bizden” diye bir soru yöneltmelerim de yadırgamamak gerekiyor; ” Hangisi bizdendi, İsrail mi Filistin mi?”

İsrail üzerine o kadar dostluk mesajları veriliyor ki insan gayet saf bir dille hangisi bizden diye sorabilir. Askeri anlaşmalar, ticari anlaşmalar, turizme dayalı anlaşmalar hep İsrail’le yapıldığından biz kimden yanayız, kim bizden yana diye düşünenleri de yadırgamamak gerekiyor.

Bunun adına çaresizlik dense yeridir. Yüreği bütün mazlumlar için atanların elleri kolları bağlı beklemeleri çaresizlikten başka bir şey değildir. Çünkü mazlumlar için dua göndermekten başka bir şey yapamayanların ellerindeki en büyük silahları dualarıdır. Umarsız olmak, görmezden gelmek en büyük gaflettir. Geçici dünyada kendimiz için yaşadığımız kadar çevremiz için de yaşamak zorundayız. İman, bireyselliği bünyesinde barındırmaz. “Ben”in kurtuluşu önemli değildir, önemli olan”biz”dir. Kendimiz için değil herkes için dua, herkes için direniş, herkes için kıble. Kendimizi kurtarmak yetmiyor büyük kurtuluş için. Kurtuluş herkes için, kurtuluş herkes için.

Filistin, Afganistan. Çeçenistan, Irak ya da Bosna. Hiç fark etmiyor. Hepsinin ortak bir özelliği var, hepsinde de akıtılan kan mazlum kanı, akıtılan kan Müslüman kanı. İşin içinde ne kadar sömürü, ekonomik çıkar, toprak gibi sebepler ön plana çıkarılsa da bu zulümlerin altında yatan en önemli sebeplerden biri de ezilmek ve yok edilmek istenenlerin Müslüman olmasıdır. Dünyanın her hangi bir yerinde Müslümanlarla coğrafi özellikler ya da yeraltı zenginliği olarak aynı şartlarda yaşayan Hıristiyan ya da Yahudilere kimse ilişmemektedir. Ezilenler Müslüman’dır, susturulmaya çalışılan ses Kuranın ve ümmetin sesidir.

Filistin’e ya da dünya üzerinde zulüm gören bütün Müslümanlara elden geldiğince destek vermeli, dualar göndermeleri, onların yalnız olmadığını bütün dünyaya göstermeli ama bütün bunları siyasi bir çıkar için yapmamalı. Kalpten desteklemeli, yürekten dualar göndermeli hepsine. Çünkü şunu da unutmamak gerekir ki durum ve yaşantı nasıl olursa olsun ülkemiz, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedir!

Ben bir rüzgâr olsaydım hep doğudan esmek isterdim. Doğu kalptir, doğu direniştir, doğu atardamardır. Bunun farkında olan dünyanın kan emici güçleri doğunun karışması için ellerinden gelen her türlü çığırtkanlığı yapmaktan geri durmamaktadırlar. Ortadoğu’nun karışması onların hain planları için ancak küçük bir bahanedir. İsrail’i bir piyon gibi Müslümanların üzerine salan ülkeler İsrail’i uzaktan alkışlayarak. Müslümanlara sırtlarını dönerek kendilerine yakışan bir davranışı sergilemektedirler. Çünkü hiçbir Müslümanın onlardan gelen hayra ihtiyacı yoktur. İman bir kaledir, kendi içinde patlayan bir dinamittir, güç üstüne güçtür.

Yüreğim bir yangın yerine dönsün istiyorum. Önce beni yakan sonra etrafa sıçrayan bir yangın olsun istiyorum. Duymayan kalmasın bu acıları. Elden, dilden gelen bir güçle haykırmah, haykırmak ve sesimi yükseltmeliyim. Kimliğim ahumda belirmeli, tarafımı iyice ortaya koymalıyım. Hilafsız olmaktan Allah’a sığınıp güç toplamalıyım kendimde.

Ortadoğu kalptir, dünyanın gözünü diktiği bir cennettir, avlanmayı bekleyen bir mazlumdur.
Ortadoğu anadamardır, şifa kaynağıdır, köktür, göktür, üstümüze doğan güneştir.
Ortadoğu kalbimizdir. Onun durması demek, dünyanın durması demektir. Onun şifası imandır, kurandır, döndüğümüz kıbledir.
Ortadoğu kalbimizdir, içimizdeki yangındır. O yandıkça yanar bizim de içimiz.
Haydi kurtuluşa, haydi kurtuluşa, haydi duaya.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
parçalı bulutlu
22.9 ° C
22.9 °
22.9 °
51%
2.7m/s
70%
Cum
23 °
Cts
29 °
Paz
31 °
Pts
34 °
Sal
34 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet