RASİM ÖZDENÖREN

Lise yıllarımda gururla göstere göstere okuduğumuz bir gazete vardı; Yeni Devir. Açık söyleyeyim; bu kadar entelektüel birikimi yüksek gazete bir daha gelmedi. Benzeri bile çıkarılamadı. Yazarlardan bazıları şunlar; İsmet Özel, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Atasoy Müftüoğlu, Akif İnan, Erdem Beyazıt, Cihan Aktaş, Ersin Nazif Gürdoğan, Ebubekir Eroğlu, İsmail Kıllıoğlu, Fehmi Koru, Âlim Kahraman, Şakir Kurtulmuş, Ramazan Dikmen, Yaşar Kaplan(Bugün 07.01.2003 vefat haberi geldi. Rahmet olsun) Ali Bulaç, Mehmet Ocaktan, Kamil Aydoğan, Hüseyin K. Ece, Adnan Tekşen, Ferman Karaçam, M. Atilla Maraş, İhsan Işık, Mehmet Kahraman, Kemal Kahraman, Mevlüt Ceylan, Turan Koç, Necat Çavuş, Cafer Barlas, Hasan Aycın, Osman Sarı, Mustafa Miyasoğlu, Yusuf Yazar, Sedat Umran ve adını sayamadığım yazarlar. İşte ilk muhabbetimiz bu yazılarından. Müstear isimle de yazıyordu. “Gül yetiştiren adam” romanını “Müslümanca düşünme üzerine denemeler”i dönüp dönüp okuyorduk. Yazdıkları bizi yakalayan eserlerdi, yerli ve bizim insanımızdı konuları. Çok eser verdi ama biz onu ne dinlemekten ne okumaktan usanmadık. Evi ne çok bizim evlerimize benziyordu, bir masa bir daktilo ara vermeden sekiz saat yazdığı kitap dolu bir oda. Saatlerce konuşsa dinletirdi kendini. Kitabevlerindeki sohbetlerimizde mutlaka kitap önerileri olurdu. Anadolu insanının yaşadığı sıkıntıları, büyük şehrin dağdağasında kaybolan sıradan insanları, gerçeğe en yakın şekliyle ve kendine has bir dille hikâyelerinde kaleme aldığını erbabı söylemektedir. Öz değerlerimize sahip çıkışıyla kendisine kadar gelen hikâyecilerden farklılaştı. Düşünce kitapları da dünyamıza çok şey kattı. Elliden fazla eser*in sayısız ödülün de sahibi, 82 yaşında, hayatını kaybetti. Rahmetle, minnetle… (20 Mayıs 1940, Kahramanmaraş – 23 Temmuz 2022, Ankara)

Varoluşun yazmak cephesinde yer alanlarındansınız. Yirmi dördüncü kitabınız geçtiğimiz ay piyasaya çıktı. Yazmak mı varolu- şunuzu anlamlandırıyor yoksa varoluşunuz mu yazmanızı?

Varoluşumuzu anlamlandıran başka şeyler olmalı. Yazmak bir başına hayata anlam vermeye yetmez, en azından kendim için bunun böyle oldu- ğunu söyleyebilirim. İnsan, bu dünyada bir misyonu olduğunu düşünebilir. Yazmak, olsa olsa bu misyonun yerine getirilmesinde bir işlev üstlenmişse/ üstlenebildikçe anlam kazanabilir ve belki bu yönüyle insanın hayatına anlam katabilir.

Başka işleriniz bildiğimiz kadarıyla yazı yazmanızı etkilemiyor. Ama son zamanlarda öykü yerine daha çok deneme yazıyorsunuz. Bunun bir izahı var mı?

Aslında öykü yazmayı kafamda hiç terk etmedim. Şimdiye kadar benden hep deneme talep edildiği için deneme yayınlama durumunda kaldım. Ama ’99 yılı benim öykü yazmam bakımından bir patlama yılı oldu denilebilir. Yirminin üzerinde öykü yazdım. Bunlardan uzun olan biri, “Kuyu” yayınlandı. Ötekilerin bir bölümü de Yeni Şafak’ta yayınlanacak. Onlar da ileride iki kitapta toplanacak.

Öyküde var olanın fotoğrafını çekiyorsunuz. Günümüz karma- şık ve çetrefil hayatını düze çıkarmayı amaçlıyorsunuz. Denemelere gelince “Acemi Yolcu” ya nasıl düşüneceği ve yaşayacağı, hatta “yumurtayı hangi ucundan kıracağına” dair “ipuçları” verip “Çapraz İlişkiler”le “kentli yüzler”i tanıtıp “kuyu”ya düşmemesi için “Kafa Karıştıran Kelimeler” atıyorsunuz can simidi olarak. Kavramlarla bir problemi(n)miz mi var?

Kavramlarla bir problemimiz var tabi. Yeni bir problem değil bu. Bizim batı kültürüyle karşılaşmamızdan bu yana ortaya çıkmış bir problem ve biz bunu halen çözebilmiş değiliz. Daha uzun zaman da çözeceğe benzemiyoruz. Bir uygarlık ve kültür kaymasıyla karşı karşıyayız. Batı kültürüne has siyasal kavramları (veya felsefe kavramlarını) kendi kültürümüz nezdinde meşrulaştırabilmek ve onları bu suretle benimseyebilmek için, İslam’da aynı kelimelerle karşılanan kavramlara başvuruldu. Veya batı kültürünün bazı kavramları keyfi biçimde yorumlanmaya kalkışıldı. Bu da önümüze muazzam bir kavram kargaşası çıkardı. Bugün aydın denilen kesim içinde yer aldığı söylenen çok kişi bu karıştırılmış kavramları kullanmaktan kaçınmıyor. Böylece çoğu kimse, aslında bir kavram kargaşası yaşadığının bile farkına varamıyor. Ben, bu karışık durumun (karışıklığın) ortaya çıkartılmasına yardımcı olmak istiyorum.

“Korku hakikati buldurmaz insana, yeni korkulara yol açar.” Diyorsunuz, korkuyla sindirilmiş bir halkın hakikati bulma umudu sizce yok mu?

Evet, korkudan hareket edilirse gene korkulu bir yere ulaşılabilir. Sindirilmiş biri düşüncesini nasıl açıklayabilir. Sindirilmiş biri özgür iradesini kullanmaya nasıl cesaret edebilir? Bu durum sindirilmiş insan için utanılacak bir konum oluşturur. Ama onu bu konuma itenlerin iki kat utanmaları gerekir. Korkunun oluşturduğu kısır döngüyü bir yerinden parçalamak gerekiyor. Bunu korkuya düşmemiş olanlar başarabilir.

Kitaplarınızda modernizme ve tüm yansımalarına karşı tespit ve eleştirileriniz var, asfaltta yürüyor ama asfalta karşı çıkıyorsunuz. Bu bir paradoks değil mi?

Durum kesin bir paradokstur. Ancak bu paradoksun farkında olmak onun üstesinden gelebilmenin yolunu da açık tutuyor sanıyorum. Her mü- cadele aslında aynı paradoksla başlıyor eylemini koymaya. Allah’ın Resulü (sav) de, hem Mekke’de Kureyş toplumunun içinde, onların hukukuna tabi bırakılmış olarak yaşıyor, hem de aynı toplum düzenine karşı mücadele veriyordu. Bu paradoksun yaşanması her devrim için kaçınılmazlık oluşturuyor.

Çokça okunuyorsunuz, kitaplarınızın yaptığı baskılardan anlı- yoruz bunu. Siz neler okuyorsunuz?

Ahmet Usta, İbrahim Tökel, Rasim Özdenören ve Mustafa Karaosmanoğlu

Her zaman olduğu gibi birkaç kitabı birden okumak zorunda kalıyorum. Edebiyattan felsefeye, tarihe, siyasaya; romandan öyküye, şiire kadar bir sürü şey okuyorum. Yerli, yabancı, çeviri hepsi iç içe yürüyor. Yazdığım yazılar için bazen eskiden okumuş olduğum kitaplara da döndüğüm oluyor. Son yıllarda okumakla aram iyi. Her hafta üç-beş kitap satın alıyorum. Şu sıralar okumayla aram iyi.

Yetmişli yıllarda “Mavera”nın çıkış duyurusunda; “Her uygarlık kendi değer yargılarının, erdem anlayışının ilkin yerleşmesini, sonra da yazılmasını ve yaygınlaşmasını, edebiyatın aracılığına borçludur.” diyordunuz. Şimdilerde edebiyatın böyle bir işlevi var mı?

Edebiyatın bu işlevi, yani bir uygarlığın ilkin yerleşmesini, sonra da yayılmasını ve yaygınlaşmasını sağlama işlevi her zaman olmuştur. Bu, işin tabiatında içkindir. Ancak burada edebiyat kelimesine geniş bir anlam yüklediğimiz gözden kaçırılmamalıdır. Bu geniş anlamın içinde elbette kutsal kitaplar da yer alır. İnsan ürünü edebiyat da aslında, kutsal metnin yorumlanması ve açımlanması bakımından bir işlev ve misyon yüklenmiş olmalıdır. En azından başlangıçta durumun olduğunu düşünebiliriz. Dar anlamda edebiyat da, içinde yer aldığı uygarlığın (kültürün) bir ürünü olarak dışa vurur. Bir yandan da o, içinde yer aldığı kültürün oluşmasını, yeniden bi- çimlenmesini sağlarken; bir yandan da aynı kültürün ürünü olma niteliğini sürdürür. Bu bakımdan edebiyat ürünü gerçeklikle her zaman ilişki içindedir, bu da onun gerçekliğini sağlar. Ancak bu gerçeklik edebiyat kitaplarında belirlenmiş olan gerçekçilik telakkisi anlamında algılanmamalıdır. Gerçeğin yansıtılması için bazen irrasyonele veya gerçeküstücülüğe başvurmak da gerekebilir. Bunu da edebiyat ortamının veya yaşanan kültür ortamının konjonktürü belirler.

Sessiz, derinden, politize olmayan, günübirlik şeylere prim vermeyen bir düşünür olarak biliniyorsunuz. Bu özel tercihin sebebi nedir?

Aktüelin içinde boğulma tehlikesi her zaman var bulunuyor. Bir kez aktüelin girdabına girildi mi o girdabın çekimine bağlı kalmak mukadder olur. Oysa soğukkanlı ve sakin bir yaklaşım içinde bulunmak gerekiyor. Ancak bu gerçeklikle bağını koparmayı da tazammun etmiyor.

Son kitabınız “Köpekçe Düşünceler” niçin bu isim?

Rahmetli Rasim Özdenören (Sol) ve Ahmet Usta (Sağ)

Bu kitap, sanat ve edebiyata ilişkin görüşlerimi, düşüncelerimi içeriyor. Köpek (hayvan) insan gibi düşünemez. İnsansa köpeğe düşünce izafe edebilir. Ancak bu izafe ediş, tabiatta mevcut bulunmayan bir şeydir. Sanat ürünü gibi. İnsan sanat yapmakla, edebiyat ürünü ortaya koymakla tabiatta mevcut bulunmayan bir üretim sağlıyor. Kendi kültürünü meydana getiriyor. Köpekçe düşünce de tabiatta var bulunmayan bir şeydir: İnsanın ürünüdür.

Yazarken kendinizi serbest çağrışımlara kaptırmayıp, “kafamda bitmiş tasarlanmış şeyleri yazıyorum” diyorsunuz. Yeni tasarılarınız var mı?

Deneme ve öykü olarak hazırlamakta olduğum kitaplar var. Başlayıp bitiremediğim başka kitaplar var. Zamanım elverdiği ölçüde onları bitirmek istiyorum. Tûl-i emelden sakınmam gerektiğinin de farkında olarak…

*ESERLERİ:
Hikâye: Hastalar ve Işıklar (1967), Çözülme (1973), Çok Sesli Bir Ölüm (1974), Çarpılmışlar (1977), Denize Açılan Kapı (1983), Kuyu (1999), Hışırtı (2000), Ansızın Yola Çıkmak (2000), Toz (2002).
Roman: Gül Yetiştiren Adam (1979).
Deneme: İki Dünya (1977), Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler (1985), Yaşadığımız Günler (1985), Ruhun Malzemeleri (1986), Yeniden İnanmak (1987), Kafa Karıştıran Kelimeler (1987), Çapraz İlişkiler (1987), Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı? (1987), Müslümanca Yaşamak (1988), Red Yazıları (1988), Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti (1996), Ben ve Hayat ve Ölüm (1997), İpin Ucu (1997), Acemi Yolcu (1997), Kent İlişkileri (1998), Yüzler (1999), Köpekçe Düşünceler (1999), Eşikte Duran İnsan (2000), Yazı İmge ve Gerçeklik (2002), Aşkın Diyalektiği (2003), Düşünsel Duruş (2005).
Çeviri: Hayvan Çiftliği (George Orwell’dan, 1964), İslâm’da Devlet Nizamı (Mevdudi’den, 1967), İslâm Devletinde Mali Yapı (Dr. S.A. Sıddıkî’den, 1972).
Ödülleri; Türkiye Milli Kültür Vakfı Jüri Özel Ödülü- 1978 (İki Dünya adlı deneme kitabı ile)Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Hikâyecisi Ödülü-1984 (Denize Açılan Kapı ile)-T.C. Cumhurbaşkanlığı Kült

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
parçalı bulutlu
22.9 ° C
22.9 °
22.9 °
51%
2.7m/s
70%
Cum
23 °
Cts
29 °
Paz
31 °
Pts
34 °
Sal
34 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet