Meseleye Notlar XXII

YürüyüşSeyir DefteriMeseleye Notlar XXII

  7 Ekim ve sonrası yaşanan olaylar şunu gösterdi; son yarım yüzyılda benzer deneyimleri defalarca yaşamış bir halk olan Filistinlilerin tecrübesinin İsrailliler tarafından bir günlüğüne yaşanması… Uzun yıllar ruhlarında taşıyacakları bu travma ile bölgede iz’ansız hükmetme pervasızlığını gösteren İsrail’in uyguladığı şiddet, yapay bir kurgu olan sistemin çöküşünün en bariz göstergesidir. Naom Chomsky’nin de işaret ettiği gibi; ‘’Bu süreç aslında İsrail’in aleyhine işliyor. Çünkü her ne kadar duvar inşa etseler de apartheid rejimi ile ülkeyi yönetseler de orantısız silah gücüyle Filistinlileri öldürmeye devam etseler de hiçbir zaman kendilerini tam olarak güvende hissetmiyorlar ve hissetmeyecekler. Kendi sonlarını kendileri hazırlayacaklar.” Bu bağlamda 7 Ekim operasyonunun aynı zaman bir maske düşürme operasyonu olduğunu söyleyebiliriz. İsrail en zayıf noktasından vuruldu; küstahlığı ve hadsizliğinden. Çarpık teolojilerinin sarhoş ettiği kibirleri ile içine düştükleri aymazlık, direnişin vakur duvarında berhava edildi. Çaldıkları toprakların öfkesiyle yüz yüze geldiler. Şiddeti ve ötekileştirmeyi yaşadığı Avrupa’da başına gelen musibetleri gerekçe göstererek kuzu postunda düzen kurmaya çalışan Siyonist akıl, bu en önemli gerekçesini kaybetti. Bugünkü müttefikleri tarafından yüzyıllar boyunca aşağılanan, köleleştirilen ve kişiliksiz hale getirilen bir topluluğun yine tarih boyunca zulümlerden kaçarak sığındığı Müslümanlara karşı olan hayasız tutumu toplumların karakter analizini yapacaklar açısından önemli bir örnek olsa gerek. Hasılı şu alçakça kurgu anlamını kaybetti: Filistin halkı topraklarını terk ederse mülteci, kalıp mücadele ederse terörist.

    Genel olarak dünyayı özel olarak Müslümanları yüzyıldan fazla bir süredir ilgilendiren İsrail-Siyonizm meselesinin net bir izahını yapamadığımız sürece, askıda kalacak olan olaylar dizininde özellikle Müslümanlar nesnel olmaktan öteye konumlanamayacaklardır. İmparatorluklar yüzyılının ulus devlet düzenine evirildiği tarihsel süreçte özellikle Avrupa’da yaşananların bizi ilgilendiren en önemli sonucu, İsrail adı verilen bir organizmanın tam da coğrafyamızın ortasına konumlandırılmasıdır. Vahşi-işgalci sömürge sistemlerinin mandacı yönetimlere taşındığı, emperyalist ideallere uygun olarak, imparatorluk topraklarının bölümlendiği yeni coğrafi düzen, yapay devletlerin kurgulanmasıyla bugünün yapısını oluşturdu. Özellikle Ortadoğu denilen bölgede yeni inşa edilen ulus devlet tandanslı yapılar tek bir sistemin sağlamlaştırılmasını ve genişlemesini öngörmüştür: Siyonizm. Bu öyle bir durumdur ki Siyonizm’in örgütlenmiş biçimi olan İsrail’i ilk tanıyanın kendine devlet vadedilen bir Müslüman-Arap olan Kral Abdullah olması gözden kaçırılmamalıdır. Bu şunu göstermektedir ki asıl mesele uzaklarda bir yerlerde değil içimizde barındırdıklarımızda. Bölgeye egemen olan imparatorluğun tasfiyesinde ve İsrail’e alan açılmasında cephe gerisi faaliyetlerde bulunanların dini ve etnik söylemlerine dikkat çekmek gerekiyor. Böylelikle İsrail’in 19. yüzyılda Avrupa’nın ortasında, İsviçre’nin Basel kentindeki Siyonizm Kongresi ile başlayan devlet kurma hedefi, 20. yüzyılın ortasında 1948’de gerçekleşti. Bundan sonra İsrail’i oluşturan ideoloji olarak Siyonizm, tarihsel ve reel-dini-politik olarak edindikleri rolü kusursuz şekilde yerine getirmeye çalıştı. Bunu bir inanç ve idealizm çerçevesinde binlerce yıllık tarihi referanslarına atıfta bulunarak inşa etti. Büyük sürgünler olarak adlandırdıkları Babil ve Roma sürgünlerinden ilki günümüz teolojilerinin kurgusu, ikincisi politik ve sosyolojik arka planlarının oluşturulması bakımından önemli olayları içermektedir.

 İsrail’in kuruluş mitindeki en önemli cümle “vadedilmiş topraklar” olarak bilinmektedir. Bu cümlenin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour’un Rothschilds’a yazdığı, Balfour Deklarasyonu olarak bilinen, İngilizlerin Kudüs’ü ele geçirmesinden sonra kaleme alınan ve “Yahudilere anavatan vaat edilen” mektupta yer alıyor olması manidardır. O dönemler bir ütopya olan Yahudi Devleti için dünyanın birçok yerinde toprak arayışlarının olduğu görülmektedir. Ancak İngiliz işgali altında olan Kudüs’teki Siyon Dağı merkez alınarak oluşturulan mit, Yahudi aklının Filistin’e odaklanmasının önünü açtı. Bundan sonra yapılan her türlü siyasi müzakerede Tevrat, atıfta bulunulan birinci kaynak haline gelecektir. Bu kaynağa dayandırılarak oluşturulan hukuksal metin ise şöyledir: “Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hayali vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail’in başkenti Kudüs’tür.” Bu yüzyıllardır dünyanın birçok yerinde dağınık olarak yaşayan Yahudi aklındaki birinci kırılmaya işaret eder.

   İkincisi ise asırlardır yalnızca ticaretle ve finansla ilgilenen bir topluluğun ilk kez bir vatan ve toprak talebinde bulunmasıdır. Kurulması muhtemel devletleri için toprak satın almaya başlamaları, bu topraklarda tarıma dayalı ve adına Kibbutz dedikleri büyük kooperatifler oluşturmaları önemlidir. Bu komünal çiftliklerde ortak yaşam ve üretim formları geliştirerek toprağa bağlı bir yönetim oluşturmaları, yüzyıllardır benimsedikleri yaşam tarzlarının dönüştüğüne işaret eder. Ki bu Filistin bölgesinde “insansız topraklarda, topraksız insanların yaşam mücadelesi” olarak lanse edilmiştir. Kibutizm olarak da bilinen toprağa bağlı sosyal ilişkiler ağı, bölgeye göç eden Yahudilere kayıp bir dil sayılan ve gündelik hayatta kullanılmayan İbraniceyi öğretmeyi ve bir ülke bilincini aşılamayı amaçlamıştı. Bu çiftlikler daha sonra imalat ve teknolojik sanayinin merkezi halini alarak büyük endüstri merkezlerine dönüşmüştür. Dünyanın her tarafına dağılmış halde bulunan ve içinde yaşadıkları toplumda sürekli hareket halinde olarak ekonomik gücü elinde bulunduran Yahudiler için etrafı düşmanlarla çevrili bir toprak parçasında- üstelik hırsızlık yaparak ele geçirdikleri bir yerdeyaşamaya mahkûm edilmeleri kadar travmatik bir durum olamaz. Bir gün asıl sahipleri tarafından topraklardan kovulacakları endişesiyle yaşayan bir halk için teolojik- efsanevi kurgularla yaşamak fare kapanında yaşamaktan farksız olmalı.

   7 Ekim sonrası yaşadığımız olaylar ilk kez Müslümanların oyun kurucu olarak gündem oluşturmalarını sağladı. Jeopolitik belirleyici olarak Direniş Ekseni, küresel istibdadın uzun süredir oluşturmak istediği bölgesel dengeleri içinden çıkılmaz hale getirdi. Öznel bir hareket olarak direniş, kendisinin belirlediği zaman ve yerde kurulmak istenen sistemi bloke etti. İnsanlığın vicdanı evrensel düzeyde harekete geçerek kuklayı ve kuklacıyı afişe etti. Etkisi uzun yıllar devam edecek olaylar dizinini başlatan bir sürece şahitlik edeceğiz. Bu durum yalnızca Filistinlerin kendi kaderini tayin etme hakkının ötesinde başka bir şeye işaret ediyor. Ortadoğu olarak işaretlenen coğrafyada küresel güçlerin çizdiği rota, dünya halkları tarafından reddedildi. Yaşanan panik halini, küresel güçlerin savaş makinelerini bölgeye yığmasından anlayabiliyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrası bölgemizde yapay sorunlar için üretilen Siyonizm eksenli yapay çözümlerin anlamlı bir karşılığının olmadığı görüldü. Dahası, Müslümanlar açısından asıl soruna odaklanmayı perdeleyen şii-sunni ya da etnik meselelerin, küresel sistemin çıkar çatışmalarında birer enstrüman olarak kullanıldığı net olarak anlaşıldı. Hasılı bizler açısından şu soru anlamlı hale geldi: Sen değilsen kim; bugün değilse ne zaman?

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

İlgili Yazılar

Güncel Hava Durumu

Ankara
açık
21.8 ° C
22.4 °
21.8 °
65%
0.5m/s
0%
Sal
28 °
Çar
28 °
Per
30 °
Cum
29 °
Cts
30 °

Güncel Döviz Kurları

TRY - Türk Lirası
EUR
37,251
USD
34,256
GBP
44,715
JPY
0,229

Yolcu Potreler

YolcuDergisi Sayi 109 Portre | İsa ARAR

Portre | İSA ARAR

YolcuDergisi Sayi 102 Portre | Marilyn BUCK

Portre | MARILYN BUCK

YolcuDergisi Sayi 103 Portre | ALIYA

Portre | ALIYA

YolcuDergisi Sayi 104 Portre | Teoman DURAL

Portre | TEOMAN DURALI

YolcuDergisi Sayi 108 Portre | Fetva TUKAN

Portre | FETVA TUKAN

Yolcu Seyir Defteri

Seyir Defteri: 109

Seyir Defteri: Söz 2

Seyir Defteri: Söz 3

Seyir Defteri: Söz 4

Seyir Defteri: Söz 5

Heybe & İstikamet