
Kaleme ve yazdıklarına yeminle:
“Sana Fil Suresi’ni anlatacağım…
Minik minik kuşların kocaman filleri nasıl yendiğini…
Şu hayatta kendini ne zaman kuşlar gibi küçük ve savunmasız hissedersen…
Hemen o sureyi hatırla.
Bizde büyük ya da güçlü olan kazanmaz.
Allah kimin yanındaysa o kazanır.
Bizde imkânsız diye bir şey yoktur.
Kûn fe yekûn.
Çünkü O, ‘ol’ der ve olur.
Bizde kuşlar filleri yener.”
Muhyiddin-i İbn-i Arabi
*28 Şubat’ın kuramcıları küresel akılla kafa kafaya verdiler ve bir şeyi keşfettiler. Karşıdan yapılan saldırılarla ele geçirilemeyen kitleler, din algıları dönüştürülerek kontrol edilebilirdi. Öyle de oldu. Her kötü şey din kılıfı kullanılarak içeri alındı. Daha iyi yaşam tarzı ve bu tarzın önünde engel teşkil eden mütevazilik, kanaat, israf etmemek gibi değerler, Müslümanın en iyisine sahip olması gerektiği anlayışı ile yer değiştirdi. En iyisi yani en dünyalığı en lüksü ve en gösterişlisi… Haz ile dünyayı cennet gibi yaşamak, hız ile bu yaşamın doğal bir uzantısı olarak vadedilen cenneti garantilemek… Kur’an’ı mealinden tefsirine kadar ha bire devri daim eden insanlar zerre kadar bu ‘geçmişlerin masalları’ mantığı ile öğrendikleri metinlerden rahatsızlık duymadılar.
Peygamber duruşu ve ahlakından yalıtılmış Kur’an okumaları onları daha bir kibirli, sorumsuz ve seküler hale getirdi. Öyle ki öğrenmeye çalıştıkları Kur’an ayetleri edep ve hayanın ötesinde, muarızlara saldırı aracına dönüştürüldü. Hangi ayetin, karşısında olduğu hangi düşünceyi alaşağı edeceği hususunda işlem yürüten ‘ayet borsacıları’ türedi. Önceleri şeriat isteyen yığınlarda bugün şeriat talebi görüyor musunuz? Göremezsiniz. Herkes laik kapitalist çemberin içine dahil olmak için kendilerini dik tutan kutsallarını dönüştürme telaşında. Bizde şeriat derken kastedilen adaletti. Tarihteki 31 Mart vakıasında dahi Müslümanı, Rumu, Ermenisi sokaklarda ‘şeriat isteriz’ diye bağırırken istedikleri buydu: Adalet.
*28 Şubat 1997: Düşmanımız belli idi. Ona göre duruşumuz da sahih idi. Sanki hak ve batıl birbirinden ayrılmıştı. Böyle hiza almış idik. Yaralarımız oldu. Sabır ve direnişle şifa bulduk.
28 Şubat 2019: Düşmanımız belli değil. Her yer münafıklar tarafından kuşatılmış. Kimin nereden ve nasıl vuracağını kestiremiyoruz. İhanet sıradan insanlık hali olmuş. Hayal kırıklıkları… Kibir ve ihtiras, yalan ve kumpas kol kola geleceğimizi zehirliyor.
*Siyonistler mi dediniz? Güçleri, hileleri ve projeleri dünya ölçeğinde. Hepsini toplasan ‘dünya’ kadar sonlu yani. Asıl ürkütücü olan bu dünyalık Siyonistlerin içimizdeki muhipleri. Bizim gibi secdeye kapanan, bizim gibi kahrolsun sloganları atan, bizim gibi görünenler. O kadar bizim gibiler ve o kadar çoklar ve o kadar dinciler ki? Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi katledecek kadar dinciler… İşimiz çok zor dostlar çok!
*Yorulduk dostlarımız. Koşmaktan, konuşmaktan, yılları ve yolları yudum yudum içmekten değil. Göğsümüzde her dem sıcak bir yüreği taşımaktan hiç değil. Bakışlarımız hangi gözlerde kayboluyor bilmediğimizden de değil. Yorulduk sırtımıza saplı bıçak, paslı bir niyeti halen cevherinde saklıyor; bundan bile değil. Bilahare İsmet Özel: Dualarımızdaki adam.
“Bu çağda” ve “bu yerde” yeni bir yaşama biçiminin, yeni bir kavrayış tarzının başlatıcısı olma imkanı Müslümanlarındır. Bize imkân olarak verilmiş olan Allah’ın kitabı ve Peygamberin sünnetidir.”
Bir Müslüman olarak O’nu tehlike işaretçisi biliyoruz. Bize nerede olduğumuz kadar nerede olmamamız gerektiğini ısrarla vurgulayarak, rotamızı daima Peygamber aleyhisselama kuvvetle bağlayan bir Şair. Çıkarsız ve ücretsiz tuttuğu yolun yalnızı ve usanmaz davetçisi. Şımarıklığa bir an olsun paye vermeden vakur ve haklı olmanın izzet ve haysiyetine duçar bir duruş İsmet Bey’in iradesi. Haklı olmanın diyoruz çünkü haklı olabilmenin çaresini yalnızca din-i mubinde bildi. Omzu aşınarak geldi, geliyor. Büyük Türk Şiiri’nin burçlarından memlekete Allah’ın selamıyla nazar eden biri. Duamız odur ki Allah İsmet Bey’in ömrünü bereketli kılsın. Allah ismi şerifleri hürmetine O’na şifa versin. Allah subhanu ve teala, heves ettiğimiz muradına birlikte şahid kılsın.
Bizlere tekrar İsmet Bey’le İstiklal dizelerini okumayı, küfrün dimağını dağıta dağıta meydanın er kişileri olmayı nasip eylesin Mevla (Yılmaz Türker Demirbaş değindi).
*Duruşumuzu etnik ve mezhebi aidiyetlerimiz belirlemez. Duruşumuzu emperyalizmin topraklarımıza, aklımıza ve ruhumuza ne şekilde tasallut ettiğini bilmek, bu çok boyutlu saldırıya karşı nasıl tavır geliştirdiğimiz belirler.
Böylelikle Hz İbrahim duruşuna mı yoksa emperyalizmin gizli ya da açık kulluğuna mı talibiz ortaya çıkar. Kalemini ya da dilini kullanırken bu yazdığım veya söylediğim zorbaların değirmenine mi su taşıyor yoksa Tevhidin ve adaletin duvarına mı tuğla koyuyor bilmek gerekir.
*Bir Kızılderili nasihati ile bitirelim:
Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz.
















