Çoğu kimse bulduğunu zanneder ve hayatını bu sanrı üzerine inşa eder. Biz buna kısaca sabit fikir sendromu diyebiliriz. Bazısı ise arayış içindedir. Büyük soruların peşinden gider ve asla bulmayı düşünmez. Kendini, bahşedilmiş alemin bir parçası olarak görür. Sabit fikirli bencillik kozasında uyur iken arayış sahibi haddini bilmenin dinginliğiyle yaşar.
*Son ikiyüz yıldır neden aldatılan tarafta yer alıyoruz hiç düşündünüz mü? Hayır elbette aldatma diye bir derdimiz yok. Coğrafyamızda gelişen olayların sonucunu tayin edemiyoruz. Çünkü hiçbir süreçte özne olarak konumlanamıyoruz. Bizim için biçilen rollerden birini mutmain bir kalple oynamak ve haketmediğimiz Cennete kestirmeden vasıl olmak gibi bir derdimiz var. Tanrı yaşadığımız zillete uygun bir Cennet yaratmış olabilir mi?
*İfşa ile fahşa arasında bir bağlantı var mı bilemiyorum. Ancak görsel bir kalpazanlığın olduğu ortada. Babasının cesediyle selfie çekip hüzün pozları verenden tutun da annesini hasta elbiseleri ile faş edip dua bekler pozisyonlarına girenlere kadar tam bir kepazelik. Bol çeşit yemeklerin arzı endam ettiği masa başlarında ana yemek tiradıyla ‘pişmiş kelle’ gibi sırıtanları, ‘ahanda bir çocuğum oldu’ görselinin köşesine kondurduğu ablak yüzüyle sonradan görme zekalıları saymıyorum bile.
*Muhafazakar kesimin en büyük handikapı Kemalist elitler karşısında yaşadıkları aşağılık kompleksi. Bunu her alanda ‘onlar yaptı biz de aynısının alasını yaparız’ anlayışı ile gösteriyorlar. Özellikle medyada takındıkları tutuma bir göz gezdirin. Durumun vehametini görürsünüz. Yalanın, iftiranın, saptırmanın ve provakasyonun dibindeler. Var mı aklıselim düşünce erbabı? Hak getire…
*Ol vakit Bangsamoro’da… Yıllardır içimizde harladığımız istiklal ateşinin havzasında bulunmak nasip oldu. Kibirle Moro topraklarına ayak basmaya cür’et eden ünlü sömürge öncüsü Macellan’ı cehennemi keşfe gönderen Sultan Lapu-Lapu’nun torunları… Rahmetli Selamet Haşimi’nin mübarek evlatları… Direnişin ana karargahı Cotobato yakınları… Moro İslami Selamet Cephesi’nin efsane komutanı Hacı Murat İbrahim ile buluştuk. Sohbet sırasında O’na dedim ki ben gençliğimden beri Moro Destanı ile büyüdüm (Malumdur ki rahmetli Salih Mirzabeyoğlu’nun aynı adla kitabı var). Şu direkte asılı bayrağı istiyorum. Hacı Murat gülümsedi. Yanındaki savaşçı gençlere işaret etti ve bayrağı indirip bana takdim ettiler. Ben de onlara Bangsamoro’nun onlarca yıllık direnişinin bu mübarek sembolünü emanet gibi koruyacağıma söz verdim. Bu bayrak o bayraktır. Yıkanmamıştır. Üzerinde Moro topraklarının, havasının ve onurlu mücahitlerin kokusunu taşımaktadır.
Rahmetli Selamet Haşimi’nin davasında son durum ise şöyle: Filipinler’in Bangsamoro bölgesinde Müslümanların özerklik talebi çerçevesinde yapılan oylama sonuçları netleşmeye başladı. Allah’ın izni ve onurlu Moro Müslümanlarının azmiyle “Özgürlüğe giden yolda özerkliğe EVET” oyları fark attı. Bizlere de hamd-u sena düştü. Bölgede evet kampanyasını yürüten İHH Sorumlusu Ömer Kesmen’in yüreğinden, Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin yiğit önderi El Hac Murat İbrahim’in ellerinden öpüyoruz…
*Venezuela’nın başına getirilmek istenen musibetler karşısında Emperyalizme söyleyecek tek sözümüz var:
Hasta la victoria siempre!
*Takriben sekiz yıl önce derginiz Yolcu şu saptamalarda bulunmuştu:
1. Bir kısım Arap ülkelerinde ve son olarak Suriye’de meydana gelen hareketlenmeler “Kurbağa devrimleri”dir. Planlanma ABD’de yapılmış ve İslam dünyasını yeniden tasarlamayı amaçlamaktadır.
2. Suriye’de ortaya çıkan çatışma ortamı İslam topraklarının bölünmesini ve sadece İsrail’in genişlemesini içermektedir. Kim ya da kimler Suriye’yi istikrarsızlaştımak istiyorsa isteyerek ya da istemeyerek Siyonist plana su taşımaktadır.
3. Büyük Ortadoğu Projesi, bilenler için 11 Eylül sonrası içerisinde ülkemizin de bulunduğu toprakların yeni küresel sisteme açık hale getirilmesi demektir. Bölge butik devletler çağının laboratuvarı olarak işaretlenmiştir.
4. Kadim topraklardaki halkları emperyalizme dirençli halde tutan Müslüman oluşlarıdır. Siyonist aklın ilk hedefi öncelikle mezhep ihtilafları ve etnik yapılar üzerinden yapılacak operasyonlardır. Bu operasyonlar için İslam toplumları içinde birçok dini ve etnik yapı hazır hale getirilmektedir.
Elbette daha fazlasını yazdık. Ancak payımıza özellikle dinci çevrelerden gelen tehdit ve hakaretler düştü. Bugün Suriye’nin kuzeydoğusunda ve 500 kilometrelik sınırımız boyunca kurulan bölge İsrail’in ikinci elli yılı için belirlediği hedefi ihtiva etmektedir. Şu anda ABD ve İsrail menşeili NGO, STK ve yardım örgütlerinin yoğun faaliyette bulunduğu demokratik adalar(kantonlar) olarak örgütlenen bu bölgeye yapılan her saldırı, Batılı-insani değerlere yapılmış sayılacaktır.
Ülkemizi zor bir süreç beklemektedir. Allah yardımcımız olsun.
*Bir gün dışarıdan birileri gelip, “Hükümetiniz zalim; alın size silah, para, lojistik, istihbarat ve kutsal bir gaye; gidin devirin!” derse Suriye’de olan biten aklınızda bulunsun.;
*Emperyalizm, dikkat kesildiği coğrafyalarda oluşan boşlukların izini sürer. Bu bağlamda emperyalizme maruz kalan ülkelerin elitleri yapıp ettikleriyle emperyalizme meşru zemin hazırlar. Emperyalist müdahale ülkelerde oluşan bu boşluklardan sızarak yayılır. Elbette bu yayılmaya karşı gelişen anti emperyalist sürece dikkat etmek gerekir. Anti emperyalist söylem nasıl bir dil kullanıyor, kimin kelimeleri ile konuşuyor, hangi anlam dünyasının cümlelerini kuruyor? Açıkçası kimin değirmenine su taşıyor? Dikkat kesilmek gerekir.
















