Beytü’l atik ve yoldaşı beytü’l makdis’in sahibi, dünümüzün bugünümüzün dahi yarınımızın rabbi olan allah’ımıza hamd ile başlarız. içimizde biriken sessizliğe, dışımızdan yayılan sükunete, varlığımızın amacına, düşüncelerimizin karmaşasına: dört bucak yedi iklim kıtalar dolaşan, esenliğini esenliğimizle karan rüzigarın allah’ına hamd ile.
Kitabın kavline yaslayarak yüzümüzü hangi peygamberin izine sürsek, dağların ulusu, çöllerin sonsuzluğu ve akıp giden ırmakların sarhoşluğu kalır geriye. bu yazgı, bizi birbirimizin kaderi yapan bu yazgı, gözlerimizin önüne inen perde gibi yansısı. bütün adanmışlıkları toplasak her bir şeyi cümlelerin kasılıp kaldığı berrak bir deniz belki, hayır hayır yurtlarından sürülmüşler adına, sözün muradını susmanın bedeli belleyenler, sesleri ay ışığı belleğimize damlayan kadim bilgiler adına; yazmak yola çıkmaktır.
Yol yazgısı bu esenlik, kelimeleri lime lime edercesine karşımızda yükselen illüzyon çok uluslu çok yargılı ve dahi çok tiranlı ehramlara taş taşırken cilalanmış kahkahalarla gizlenen perdeyi aralamak.
Öyle ya tur’dan yeni dönmüş peygamber öfkesi çölün terbiyesine elbette coğrafyanın beşerden insana döndüreceği şaşkın ve o kadar da muhlis hazları dizginleyecek denli kutsal izler taşır. Taşın ve gölgelerin kendine yurt edindiği bir zamandan doğunun ağıtlarından kanla karılmış kurtlar sofrasından yol bulup gelen anka gibi cesetler taşıyan kanatlarımız göğermiş elleriyle umudu ve yürekleriyle cenneti kimselerin minnetine bırakmamacasına ağırlayacak mahallemizde.
Öyle diyorum ya sözün muradıyla haşrolmak vahasız çöle terkedilmiş o ağacın gözyaşları belki yakınına sokulup görsen kanın pıhtısını fırat’ın kıyısında kabuk bağlayan susturulmuş bir adalete neşideler okur.
Ol zaman üzerimizde gezinip duran nefretin dili üzerimize abanan bulut tatmadığımız zehir değil kasabalarımız kentlerimiz ez cümle yol bulup sürgün veren umutlar sinsi kelamın yalan harflerle karılmış sefasına kurban iz’ansız, uygar ve bir o kadar da pervasız.
ibrahim’in yürüyüşü ayet ayet işlenen gergef ekranların gazete sayfalarının bir göz kaymasıyla dokunduğu acılar üstümüzde sesin çatladığını hissetmek küçük bedenleri tutamayan kocaman deryaların mahcup bakışı belki dalga dalga ruhlarımızın sahile vurduğu tükenmişlik.
Dengesini kaybetmiş bir insanlık serencamı t/uzaklarda vicdan aramaya koyulmak oysa bir çocuğun yüreğine gizlenmiş masumiyet kadar anılar, oyunlar hesapsız bakışlar kadar yaşam dolu değil hiç biri.
















