BÜLENT TOKGÖZ

RÖPORTAJ | Naman BAKAÇ

Ağustos ayında ABD, Afganistan’daki yirmi yıllık savaşı kaybedip ülkeyi terkedince, Taliban iktidara gelmiş ve tüm dünya bu olaya haklı olarak kilitlenmişti. Biden’ın “Afganistan bir imparatorluklar mezarlığıdır” tespiti, son yüzyılda üç imparatorluğu topraklarında defetmiş Afgan halkı için boyunlarına asılmış birer gurur madalyası olsa da bu ülkedeki güvenlikten tutun ekonomik sıkıntılara kadar bir dizi sorunu görmezden gelmeye itmemeli. Türkiye medyası çokça dillendirmese de, kimi Batı başkentlerinde şu gerçek hakkına bi teslim edildi: ABD yenildi ve Taliban zafer kazandı.

Taliban’ın, topraklarında işgalci ve emperyal bir gücü kovması sonrasında, Afganistan’a giden yazar Bülent TOKGÖZ ile hem sahadaki gözlemlerini hem de Taliban yöneticileri ile yaptığı görüşmelere binaen kendisiyle röportaj yapmak, ABD sonrası Afganistan’ı anlamak için sanırım isabetli bir karar olacağından kendisiyle hala Afganistan’da iken, bir röportaj gerçekleştirdik.

Afganistan ve Peştular üzerine 11 kitabı olan yazar TOKGÖZ’ün “Büyük Oyundan Dersler” isimli beş ciltlik kitabı bu konulara odaklanmışken, Keşmir, Bosna ve Afganistan izlenimlerini anlattığı “Cihadın Mahrem Hikâyesi” isimli kitabının yanısıra Ahir Zaman Mücahitleri, Yorgun Yabancı Savaşçı, Veziristan Sevgilim Elveda ile Rüyalar Mevsimler ve Gölgeler gibi hem inceleme hem de roman ve şiirleri de yayınlanmış oldukça üretken bir yazar kendisi. TOKGÖZ’le

Afganistan’ın ve Taliban’ın işgal sonrası ahvalini, ABD’nin yol açtığı yıkımı, Türkiye’nin Taliban ve Afganistan politikasını, ABD’nin yenilgisini, Taliban’ın gündelik hayata yönelik attığı adımları, İlan ettiği kabinesini, Afganistan ile Taliban’ın geleceği gibi bir çok başlığı içeren bir röportaj gerçekleştirdik.

ABD’NİN DÜNYA LİDERLİĞİ İDDİASI İSKAMBİL KÂĞIDI GİBİ DEVRİLDİ

Winston Churchill İngiltere’de daha bir aylık Başbakan iken 2.Dünya savaşında Dunkirk’ten askerlerini çekince “Savaşlar tahliyelerle kazanılmaz” demişti. ABD, ne Afgan savaşını ne de tahliye sürecini kazanamadı, beceremedi. Süper güç, Dünya Liderliği retoriği çizik mi yedi yoksa bu erken bir tespit mi?

“ABD’nin savunma bakanlığı yoktur, saldırı bakanlığı vardır” diye bir söz hatırlıyorum bu mevzulara girince. ABD’nin sorunu belki de budur. Saldırmayı çok iyi biliyor. Vietnam’da da Afganistan’da da eşsiz bir yıkım gücüyle karşısına çıkan her şeyi yok etmeye muktedir fakat iyi gizlenen ve ölümüne taarruzda bulunan bir düşmana karşı kudreti namütenahi değil, sınırları var. Vietnam’da Komünist sıfatlı, aslında milliyetçi gerillalar karşısında kazanamadı. Afganistan’da da kazanamayacağını anlayınca 2011’den beri Taliban’ı masaya çekmenin arayışı içinde oldu. Burada anlaşılması güç bahis şu: Anlaşmayı başardığı, çekilme takvimi oluşturabildiği bir muhatap karşısında bu acul ve aciz görüntüye nasıl mahal verdi? Değil bir süper güç, herhangi bir güç, bu perişan vaziyete rıza gösterecek olursa bunun bedelini başka cephelerde de ödeyeceğini bilir; ABD’nin bilmiyor olması muhal. Takvimden önce ne oldu da her şeyi son günlere sıkıştırdılar ve bu kadar ellerine yüzlerine bulaştırdılar, tam olarak bilinmiyor.

Bir tek havalimanına binlerce insanın yığılmasına engel olacak düzenekleri dahi kuramadı, işletemediler. Laf dinletemedikleri kalabalıkları öldürerek pistleri temizlemek zorunda kaldılar. Apaçi helikopterlerinden insanların üzerine ateş açtılar. Nihayet DAİŞ kaosu bir mahşer provasına çevirmeye kalktığında canlı bombadan sonra paniğe kapılıp onlarca namlu Afganların üstüne ölüm kustu. Dünya liderliği iddiasının surlarında gedik açılmadı, iskambil kâğıdı gibi devrildi o imaj. Uçaktan düşerek can veren insanları tişörtlere basıp piyasanın bir parçası haline getirdiklerinde medeniyet namına söyleyecek bir sözleri olmadığını da ikrar etmiş oldular. Öte yandan bir süper güç, Afganistan gibi bir ülkeyi rakip süper güce altın tepside armağan eder mi? Bunun varsa bir rasyonalitesi oldukça garip bir şey olsa gerektir. Sovyetler Afganistan’dan çekildikten kısa bir zaman sonra kaşla göz arasında yıkılıp gitti. Amerikan imparatorluğu yapısı gereği böyle bir yıkıma maruz kalmayacak olsa bile Afganistan ricatı onun için de bir milat olacak. ABD için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

TALİBAN, GÜNDELİK HAYATTA HALKIN GÖNLÜNÜ KAZANMAYI ŞİMDİLİK BAŞARDI

ABD işgalini sona erdiren Taliban’a, Afgan halkının 1996 ile 2021 dönemleriyle  kıyaslandığında bakışlarında ne tür bir farklılık sözkonusu? Afgan halkı; Taliban’a, uygulamalarına ve aktörlerine nasıl bakıyor?

Elbette ki yekpare bir Afgan halkından söz etmek kabil değil. Peştu kırsalında kaç bin yıldır aynı hayat tarzını sürdüren kabilelerin bakışıyla Tacik veya Özbek kentlilerin bakışının aynı olması düşünülemez. Yine de belli müşterekler aranırsa bulunabilir. Mesela Taliban korkulan bir güç. Kimse ama kimse onu hafife almayı aklının ucundan dahi geçiriyor değil. 1996’da başkenti ele geçirdiklerinde rakip hizipleri yenmiş türedi bir hizip gibi algılanmaya müsait, kısa bir mazileri vardı. Şimdi ise dünyanın süper gücünü yanındaki onca destek kuvvetle birlikte alt etmiş bir direniş hareketi olmanın saygınlığı tüm bakışlara sirayet etmiş durumda. Taliban’ın saygınlığını küçümsemek en azılı düşmanlarınca bile kolay yapabildikleri bir şey olarak durmuyor. Korkuluyor, saygı duyuluyor ve asayişi günler içinde sağladıkları için de bu saygı giderek sempatiye dönüşüyor. İlk iktidarlarında en küçük amelî hususlarda en sert baskı yöntemlerini icradan perva etmiyorlardı, şimdi ise halkı sopalamakta eskisi kadar arzulu değiller; bu da sempatiyi artıran ciddi bir etken. Taliban halkını özlemiş görünüyor. Her yerde ona karşı en belirgin saygı ve sevgi gösterilerinde bulunuyor. Halk da, Peştu olmayanlar dâhil, bu gençlerin hiç de söylendiği kadar kötü filan olmadığını düşünüyor, ihtiyatla da olsa muhabbetle karşılık veriyor. Taliban gündelik hayat içindeki karşılaşmalarda halkın gönlünü kazanmayı şimdiden başardı. Gelgelelim çözülmeyi bekleyen o kadar devasa müşküller var ki onları çözmeyi başaramazsa sokakta her gün buket de dağıtsa ona karşı da suratlar tez elden asılacağa benziyor. Sosyoloji bunu söylüyor.

TALİBAN AFGAN KİMLİĞİNİN YAYGINLAŞMASI ADINA ELİNDEN GELENİ YAPIYOR

Taliban’ın sosyolojik tabanı olan Peştunlar, Peştunluk ya da aşiret motifleri ülke yönetiminde ne denli belirleyici bir de İslami argümanlar ülke yönetiminde ne denli belirleyici diye sorsak ne dersiniz bize?

Geldim geleli Peştuluk bahsini açıyorum, Taliban yetkililerinden en klasik Peştu olanlar dahi son derece ihtiyatlı biçimde Peştu kavramından uzak duruyorlar. Bu net ve bilinçli bir tercih. Kendilerini Peştuların değil tüm Afgan halkının meşru temsilcisi olarak görüyorlar. Afgan vurgusu o kadar bariz ki bir Peştu olsam bunu endişeyle karşılayabilirdim. Taliban Afgan kimliğinin yaygınlaşması adına elinden geleni yapmaya hazır görünüyor. Bu da onu yeni bir ulus-devlet modeline mahkûm edecek başka bir serüvenin hızlandırıcısı olacağa benziyor.

Şu da var ki Taliban mutlak manada şeriatçı bir harekettir. Onun başka her şeyi tartışma konusu olabilir fakat şeriatçılığında şüphe yoktur. Şeriat ne diyorsa Taliban’ın nihayetinde diyeceği odur. Taliban İslam’la kendini bağlamıştır. Anlayış ve algı noktasında onu beğenmeyenlerin de ABD işgalini sona erdiren Taliban’a, Afgan halkının 1996 ile 2021 dönemleriyle kıyaslandığında bakışlarında ne tür bir farklılık teslim etmesi gereken bir hakikattir bu: Taliban bir dava hareketidir, eyyamcılık da keyfilik de onun mizacına uygun değildir. Hareketin tabanı da omurgası da şeriattan uzaklaşma eğilimlerine tahammül gösterecek bir esneklikten uzaktır.

TANINMA GERÇEKLEŞMEZSE, ÜLKEDEKİ TRAJEDİ EN DİPLERE VURUR

Afganistan İslam Emirliği ismiyle yönetimde olan Taliban’ı şu an itibariyle tanıyan ülkeler var mı? Taliban’ın tanınması mümkün mü? Rusya-Çin ekseni ile ABD-Avrupa ekseni arasında şu anki Taliban yönetimi nasıl bir strateji izliyor?

Taliban bildiğim kadarıyla şimdilik sadece Pakistan tarafından tanındı. İlkinde de öyle olmuştu, Pakistan ilk tanıyandı fakat sonrasında iyi kötü birkaç Arap ülkesi de onu takip etmişti. Şimdilik Pakistan yalnız; Afganistan daha da yalnız. Korkunç bir durum bu. Tanınma yoksa bunu zincirleme takip eden sorunlar silsilesi can çekişen bir ülkeyi yok oluşa sürüklemeye yeter de artar vaziyette. Çin henüz kartlarını tam olarak açmış değil fakat kendi ajandasını takipte gevşeklik göstermediği biliniyor; Taliban’ın yalnızlığını kendi lehine bir durum olarak gördüğüne de şüphe yok. Rusya Çin’in müttefiki olarak görünse de ABD çekildikten sonra artık dişli iki rakipler ve bu da Afganistan’ı şimdiden geren bir realite.

Taliban korkunç bir hata yaparak dünyayla iletişimine kurşun sıkan bir mollalar kabinesi ilan etti, dünya da onu buna pişman edecek bir tanımazlıktan gelme cenderesine soktu. En iyi senaryo şu: Diyelim ki altı ay gibi bir sürede belli adımları müteakip birçok ülke Afganistan İslam Emirliği’ni tanıyabilir. En kötü senaryo ise: Tanınma gerçekleşmez, ülkedeki trajedi en diplere vurur ve bu da Afgan nüfusunun çoğunun mülteci olması, memleketin boşalması manasına gelir.

ABD YENİLDİ ÇÜNKÜ KAZANAMADI

Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid’in Reuters’a yaptığı konuşmada: “Öncelikle şu gerçeklik kabul edilmelidir. ABD yenilmiş ve Taliban zafer kazanmıştır” cümlesini baz alacak olursak, ABD yenilgisine dair hangi faktörleri sıralarsınız? Taliban’ın başarısına dair hangi faktörleri sıralarsınız?

ABD yenildi çünkü kazanamadı. Kazanmak için gereken kara ordusunu yığamadı. Silah endüstrisinin üretim bantları onca savaş gereci doğurabiliyor ama asker doğurmayı başarabilmiş değil. Bu ABD’nin yumuşak karnı. Kayıp verme eşiği savaşı kazanmasına el verecek yüksekliğe bir türlü yükselemedi. Bu da mevcut kayıpları kaybedilecek bir savaşın kurbanları derekesine düşürdü. Afganlardan derledikleri ordu ve polis güçleri 65 bin ölüye rağmen gerçek bir devlet gücü kıvamına bir türlü gelemedi. Girdiği ülkeyi hunharca atomize eden bölücü mantık kendi işbirlikçisi orduyu da içten içe kemirdi ve çatışan kavimlerin zoraki tutulduğu kışlalar seviyesinden ileri götüremedi. Gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış bir siyaset ve bürokrasi, Taliban’ı yeniden alternatif konumuna oturttu. Yıllardır sonuç alamadıkları davaları insanlar Taliban mahkemelerinin şipşak adaletinden medet umdular. Taliban umutları boşa çıkarmadı, halkı kazanmak için çok şuurlu hareket etti ve düşmanının yanlışlarını çok iyi değerlendirdi. Bu kadar vahim hatalar yapan bir düşmana sahip olduğu için şanslı olduğunu hep bilerek davrandı. Zamana, ABD’nin en tahammülsüz olduğu şeye oynadı ve kazandı.

“BU HALK BİZİ 20 SENE BESLEDİ, ŞİMDİ HİZMET SIRASI BİZDE!”

Afganistan ve Taliban’ı bekleyen tehlikeler, açmazlar ve imkânları soracak olursak, önümüze nasıl bir tablo çizersiniz acaba?

En büyük tehlike tanınmama. Tanınma gerçekleşmezse yatırımlar gelmezse, yardımlar gelmezse ülkenin çöküşü akıl almaz boyutlara varacak, bu da Taliban’ı radikalleştirecek, radikalleri güçlendirecektir. El-Kaide’yi, DAİŞ’i aratmayacak yan kollara ayrılıp intikama yönelebilirler ki belki birilerinin istediği de budur. Taliban’ın en büyük imkânı, savaşla sınanmış ve pişmiş güçlü kadro yapısı. Geçen gün Molla Ömer’in Taliban’ı kurduğu köyü ziyaret etmek için kaymakamlığa gitmiştik. Kaymakam genç bir Taliban komutanıydı. Bizi hazır olan öğlen yemeğine davet etti. Uzun yer sofrasında halktan çokça kimse vardı. Bunu niye yaptığını sordum, “Bu halk bizi 20 sene besledi, şimdi hizmet sırası bizde!” dedi. Bu çizgiden ve mizaçtan sapmazsa Taliban halkı için doğru olanı kavramakta istidatlı olabilir. Yerel düzeydeki kararların halka açık istişarelerle alınıyor oluşu da bu çizgi ve mizacı perçinler. Taliban halkına ne kadar müşfik olursa bu travmatik toplum hâlihazırdaki zorlu merhaleyi az hasarla atlatmayı belki başarabilir.

Taliban’ın iktidara gelişinin ilk günlerinde IŞİD’in üstlendiği patlamalar olmuştu. En son 8 Ekim’de de 100’den fazla kişinin olduğu bir katliama imza attılar. IŞİD, Afganistan üzerinden tekrar çatışma sahalarına geri mi dönüyor yoksa bu istihbarat savaşlarının bir yansıması mı? IŞİD’in Afganistan ve Asya jeopolitiğinde geleceği nedir?

Taliban Kâbil hükümetiyle savaştığı dönemde bir yandan da DAİŞ’le savaşmış ve onu kesin biçimde yenmişti. Kendi eski savaşçı ve komutanlarından oluşan bu yapıyı son adamına kadar öldürmeyi başarmıştı. Kalanlar hükümetin hapishanelerinde canlarını kurtarmıştı. İşe bakın ki Taliban’ın sürpriz zaferinin ardından kapıları dışarıdan açılan veya içeriden kırılan hapishanelerdeki onlarca DAİŞ mensubu yeniden sahalara döndü ve derhal yeni hücreler teşkil ettiler. Dışarıdan birilerinin de hamilik ettiğine şüphe olmayan bu sürecin sanılandan daha kanlı geçeceği, daha fenası belki de geçmeyip kalıcılaşacağı korkusu toplumda yayılıyor durumda.

DAİŞ’in Afgan halkında sahiden bir karşılığı yok fakat örgütün doğrusu bir tabana ihtiyacı olduğunu kim söylüyor ki? Canlı bomba çıkaracağı dar bir sempatizan kitle bile yeterli onun için. Finans, lojistik ve istihbarat konusunda etrafta bunca cömert hami de varken DAİŞ’in Afganistan’ın yakın geleceğinde aktif bir varlığı olacağı muhakkak.

TALİBAN BAŞINA BUYRUK BİR KABİNE İLAN ETTİ

Türkiye’ye ABD/NATO tarafından sunulan Kabil Havalimanı işletmesi sonuç itibariyle gerçekleşmedi. Afganistan-Türkiye ilişkilerinde ilk anda oluşan pozitif atmosfer yerini negatif bir atmosfere mi bıraktı? Neden anlaşma sağlanamadı? Türkiye’nin politikası mı Taliban’ın yaklaşımı mı yanlıştı?

Her şey bambaşka bir seyir izleyebilirdi velakin böyle oldu. Tüm meseleler gelip gelip o meşum tanınma, daha doğrusu tanınmama bahsinde düğümleniyor. İyimser hava dağılmayıp tanınma gerçekleşseydi Türkiye Katar’la birlikte Kâbil havalimanını şu an işletiyor olabilirdi fakat Taliban başına buyruk bir kabine ilan etti; muzaffer bir hareket olarak bu onun hakkıydı fakat tanınma meselesine bu kadar endeksli bir ülke için fedakârlık etmeleri beklenirken bu başına buyrukluğun hesabını sormaya hazır güçlerce cezalandırıldılar. Türkiye’nin o güçlere rağmen Taliban’la yakınlaşmaya ne takati ne niyeti var. Bekle-gör politikası Türkiye’yi sahadan uzak tuttu. Havalimanından ibaret varlık iddiası bile tuzla buz oldu böylece.

EKONOMİK SIKINTIYI ATLATMADA TALİBAN ŞU AN HİÇBİR ŞEY YAPAMAZ

Afgan halkı yoksulluk, geçim sıkıntısı ve eğitimsizlik kıskacında nasıl bir yaşam sürdürüyor yeni dönemde? Ekonomik kriz, ambargolar, ticari hayatın durması, belirsizlik gibi faktörler karşısında Taliban hem ülke ekonomisine yönelik hem de pratik olarak halkın geçim sıkıntısına yönelik ne tür adımlar atıyor?

Atacağı hiçbir adım yok. Aylardır maaş ödeyemeyen bir bütçeyi, bomboş bir kasayı devraldı, alternatif kayda değer bir geliri yok. Eroinden, Katar ve Çin’den gelen paralar Afganistan’ın saymakla bitmez acil ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak. Taliban şu an hiçbir şey yapamaz. Bir kilitlenme durumu söz konusu. Düşmanları bu hali kalıcılaştırmaya, yani Taliban’ı halkıyla karşı karşıya getirmeye çalışabilir. Kolay kolay kimse Taliban’la çatışmayı göze alamaz. İltica Afgan halkının birincil seçeneği olmaya devam edecek demektir.

TÜM İNSANLIK, İDEOLOJİK LAFAZANLIK VE MİYOPLUĞU BIRAKIP AFGANİSTAN’IN HATIRINA TALİBAN’LA DİYALOGA GEÇMELİ

Afganistan’da Taliban’ın iktidara gelişi, dünyada radikal İslami hareketlerin geleceğini de tartışılır kıldı. Taliban yönetimi, İslami hareketlere yönetimsel ve yöntemsel bir model oluşturur mu yoksa buradan bir şey çıkmaz mı şeklinde düşünenlerdensiniz?

Model mevzularından pek anlamıyorum. Bir modele bakarak yaşamayı çoktandır terk ettiğim için İslamcıların düşünme biçimine de epeydir yabancılaşmış vaziyetteyim. Gelgelelim gelişmeleri izlemek gerek. Taliban tam olarak neye evrilecek, ona bakmalı. Ben şahsen, İslamcı veya değil, tüm Müslümanların bu tecrübeye iyi niyetle katılarak bu mazlum halkın felahı için el ele vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Akıl yürütme biçimlerini beğenmesem de İslamcı yapıların zeki unsurlarını bölgeye yollayıp Afgan muhataplarıyla birlikte ortak projeler geliştirmeleri ve yürütmelerinin her iki taraf için de hayırlı olacağı kanaatindeyim. Küçük hesapları bir yana bırakıp cidden ve acilen bir şeyler yapılmalı. Taliban başaramazsa bir ülke yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İdeolojik lafazanlıkları ve miyoplukları bir yana bırakıp Afganistan’ın hatırına Taliban’la diyaloga geçmeliyiz. İslamcı veya değil tüm ümmet olarak. Tüm insanlık olarak. Mesela sadece ülkedeki milyonlarca eroin bağımlısının rehabilitasyonu bile ancak böylesi bir uluslararası dayanışma ile mümkün. Taliban’ın yalnızlığı giderek bir cürme dönüşüyor, benim gördüğüm.

TALİBAN’I MÜSLÜMAN VE VATANSEVER BİR HAREKET OLARAK TANIMLIYORUM

Marksist Slovaj Zizek’ten tutun Gjason Linkins’in The New Republic sitesinde “Afganistan’da Savaş Bir Sahtekârlıktı” yazısına kadar batı medyasında ABD hegemonyasının sonu türünden oldukça eleştirel yazılar görmemize rağmen, Türkiye’de daha çok TalibanKadın ilişkisi üzerinden baskıcı rejim tartışmaları yapıldı. Emperyalizm, işgal, hegemonik mücadele, zorla modernleştirme, uluslaştırma konuşulmadı bile. Bu oryantalizm mi oksidentalizm mi İslamofobi mi yoksa başka bir şey mi sizce?

Ben takriben 15 sene evvel Taliban hakkında şu tarz şeyler yazmıştım: Müslüman olmasaydım da Taliban’ı desteklerdim çünkü işgalci bir emperyalist güce karşı savaşıyor. Taliban’ı tanıdıktan sonra onu desteklemek için başka gerekçeleri de kesin biçimde gördüm. Asla bağdaşmayacağım birtakım katılıklar ve ferasetsizlikler görüp bunlardan ayrışsam da ana hatlarıyla Taliban’ı Müslüman ve vatansever bir hareket olarak tanımlıyorum.

Kadın hakları konusundaki yaklaşımı hiç de batı medyasındaki sunulduğu gibi tek biçimli değil. İçlerinde tüm İslamcıların, insanlığın oturup konuşabileceği son derece açık fikirli çok sayıda seçkin kadrosu var. Yalnız bırakılmamalı bu insanlar. Ben propagandadan da lafazanlıktan da tiksinen biriyim.

Derdim Afgan halkının felahı. Tüm diğer konular benim için bir detay. Taliban bu detayların en büyüğü. Onun mevhum veya müşahhas kusurlarını öne çıkarak Afgan halkının vahim gerçeğini ıskalamaksa basiretsizliğin en büyüğü. Analitik ve merhametli olmak niye bu kadar zor, bilmiyorum ki.

Exit mobile version