Meseleye Notlar XX

 Oryantalizm; Doğunun din, edebiyat, dil ve kültürü içine alacak şekilde bütün unsurlarını inceleyerek özellikle İslam dünyası hakkında batılıların sistematik bir bilgiye sahip olmalarını sağlayan, Doğu ve Batı karşılaştırılmasında Batı uygarlığı lehine veriler elde etmeye çalışan bir akım olarak kendini gösterir. Latince bir kelime olan Orient göğün doğu kısmı-ışığın geldiği yer anlamındadır. Arapça karşılığı “İstişrak.” İs tişrak ile ilgilenen kişilere de Müsteşrik denilir. Bunun karşıtı olarak oksidantalizm ise Batıya olan bakışı ifade eder. Batının dil, kültür, sosyokültürel yapısı, edebiyatı, askeri ve siyasi tarihi, mimarisi hakkında her türlü bilgiyi tanımlamayı içerir.

     Oryantalizmin ile ilk uğraşanların Batı kiliselerine bağlı Doğu araştırmaları yapan ruhbanlar olduğu bilinmektedir. Bu insanlar ilk olarak Endülüs’e gelerek burada okumuşlar ve daha sonra, Kuran’ı ve birçok Arapça kitabı kendi dillerine çevirmişledir. İlk Doğu araştırmaları, dilleri araştırmaya ve materyal toplamaya yönelik bir çabaydı. Oryantalizmin ilk nüveleri Doğu kiliselerinin birleştirilmesi ile ilgilenen Roma’nın, Sâmî dilleri araştırmalarına dayanır. Daha sonraları Protestanlar ile Katolikler arasındaki tartışmanın başlıca konularından birisi olan İncil tefsirleri de Doğu dilleri çalışmasını teşvik etti.

     Oryantalizmin doğuşu olarak belirtilen tarih is e Napolyon’un 1798′ de Mısır Seferi. Napolyon Bonaparte, beraberinde üst düzey 167 bilim adamını götürmüştü. Napolyon bilim adamlarının, yerli halkla ilişkilerinde aracılık yapmasını, söylemlerini tercüme etmesini beklemekte ve Mısır’ı onlar vasıtasıyla idare etmeyi planlamaktadır. Bu büyük sefer, stratejik planda (yani İngilizleri, müttefikleri olan Osmanlılar’ı yenerek Hindistan’dan soyutlamak bağlamında) başarısız, ama ideolojik ve bilimsel planda başarılı oldu. Mısır seferi, Mısır bilimi ve İs la molojinin doğmasına vesile olmuş ve bu çerçevede 300 araştırmacı 25 yıl (1803-1828) boyunca çalışarak Mısır’ın Tasviri adlı büyük bir eser ortaya koymuştur. Bu akım Fransa’da büyük bir yankı yapmıştır.

      Oldukça eski bir maziye sahip olan oryantalizm kavramını bir bütünlük içinde dünya kamuoyuna sunan Edward Said, bu sistematiği tek bir cümle ile özetler;

 “Oryantalizm gerçek Doğuyu değil Şarkiyatçıların görmek istedikleri bir ‘Doğu’yu aksettirir.” Oryantalizmin basit tanımı, Doğuyu anlama, Doğuya olan merakı giderme çabasıdır. Said’e göre oryantalizm, Doğu ile uğraşan kurumların toplu ismidir; yani Doğu hakkında hükümlerde bulunur, Doğu hakkındaki kanaatleri onayından geçirir, Doğu’yu tasvir eder, tedris eder, is kân eder, yönetir; kısacası ‘Doğu’ya hâkim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için’ Batı’nın bulduğu bir yoldur. Bu bağlamda oryantalizm bir sömürge doktrini olarak karşımıza çıkar. Batı merkezli bakışla “biz” ve “onlar” düalizmine dayandığı söylenebilir. Oryantalist anlayışa göre Batı Doğu’dan güçlüdür ve ona tahakkümü öngören bir siyasi doktrin geliştirmek zorundadır ya da Batı güçlüdür ve Doğu’ya hükmetmek zorundadır. Başka bir ifade ile Oryantalizm, Avrupa’nın Doğu fikridir.

     Oryantalizmi bir tür “Doğu kültür ve medeniyetlerinin mühendisliği” olarak tanımlamak da mümkündür. Ya da “Oryantalizm, Doğu’yu işaretleyerek Batı’yı (işaretlenmemiş) merkez haline getiren bir ‘ötekileştirme’ işlemidir.” Bir oryantalist bu durumu şöyle ifade eder: “Oryantalistlere güven duyulmamasının sebeplerinden biri ‘n e yaptıkları’dır. Milletleri araştırır, ne olduğunu, nasıl konuştuğunu, tarihini, dilini ve dinini, her şeyini öğrenir ve size anlatırlar. İnsanlara bu milletlerle ilgili konularda nasıl düşünmeleri gerektiğini salık verirler. O zaman bu, bir çeşit siyasî kontrol aracı olabilmektedir. Çünkü eğer siz bir toplumu ne kadar tanıyorsanız, bu bilginizi onları kontrol etmek ve onlardan bir şeyler kazanmak için kullanabilirsiniz.”

     Oryantalist çıkarlarla Batı’nın ticari çıkarlarının 17. yy. sırasında çakışmaya başladı. İngiltere, Fransa, Almanya, Portekiz, Hollanda ve İspanyalı kişiler Müslüman ve gayrimüslim topraklarda ticarî şirketler kurmaya başladılar. Müslüman ülkeler ana ilgi odağını oluşturuyordu. Çünkü Hindistan’ın büyük bölümü Türk-Moğol, Ortadoğu ise Osmanlı yönetimi altındaydı. Avrupalı ticaret şirketlerinin siyasî boyutlar kazanması için uzun zaman geçmesi gerekmedi. Bu bölgelerdeki kullanılmamış hammaddelerin talan edilmesi işi, tekelleştirme ve kârın devamlılığı için siyasî kontrolü gerekli kılıyordu. Özellikle 19. asrın ortasından itibaren İs la m dünyasının maruz kaldığı işgallerin Avrupa’nın Doğu’ya olan bakış açısını belirlemede büyük rolü oldu. Sömürgecilik, oryantalist kültürden istifade etti. Batı’nın Doğu üzerindeki hakimiyeti, oryantalizmin durumunu güçlendirmiş, böylece oryantalizm, Avrupa’nın Doğu yayılmacılığı ile doğru orantılı olarak büyük ilerlemeler kaydetmiştir.

     Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hemen hemen İslam dünyasının tamamı, Batı sömürgesinin nüfuzuna boyun eğdi. Sömürgeciliğin, kendi amacına hizmet ettirmek, hedeflerini gerçekleştirip, Müslüman ülkelerde hâkimiyetini sağlamlaştırmak için kullandığı en önemli enstrüman oryantalizmdi.

     Oryantalizmin disiplin olarak belirdiği zamanlarda emperyalizmin de boy göstermiş olması dikkat çekici. Bu da oryantalizmin, emperyalizmin ihtiyacı olan bilgi desteğini sağladığını gösterir. Batı’nın sömürgeci devletleri oryantalizmin sunduğu zemini, Hindistan, Mısır veya Çin’in işgalinin adeta Tanrı buyruğu olduğunu kanıtlamak için kullanıyorlardı. 1910’da Avam Kamarasında, İn giliz dışişleri bakanı Arthur J. Balfour yukarıdaki tezi şöyle dile getiriyordu: “Her şeyden önce olgulara bakın. Batılı uluslar, tarihte ortaya çıkar çıkmaz, kendilerine özgü erdemler edinip, kendi kendini yönetme yetilerinin ilk ilkelerini sergilediler. Genel deyişle ‘Doğu’daki Şarklıların tüm tarihine bir göz atın, kendi kendini yönetmenin izine rastlayamazsınız.”

     Mısır’ı yirmi beş yıl yöneten Lord Cromer is e, Bağımlı Irkların Yönetimi adlı makalesinde ve Modern Mısır adlı kitabında “Doğulu halkların ya da ‘bağımlı ırkların’ kendileri için neyin iyi ya da kötü olacağını anlayacak bir zekâ düzeyinden yoksun olduklarını ileri sürüyordu. Bu sebeple Doğu’nun sömürgeleştirilmesi gayet olağandı ve hatta Şarklı ulusların istediği bir şeydi” Bu görüş öylesine yaygındı ki, İn giliz emperyalizmini aşıp Doğu’da sömürgeler elde etmek isteyen Fransız emperyalizminin kimi ideologları şunları yazabiliyordu: “Fransa’nın Şark’ta yapacağı çok şey var, çünkü Şark Fransa’dan çok şey bekliyor. Dahası Fransa’nın yapabileceğinden fazlasını istiyorlar Fransa’dan; mümkün olsa, bütün geleceklerini seve seve Fransa’nın ellerine bırakırdı.”

     Batı’nın İslam dünyası imajının en karakteristik özelliği özellikle bir Doğu inanç biçimi olarak tanımladığı İslâm’ı “Vahy’e dayalı din” olarak değil de, “tarihsel ve toplumsal bir fenomen” olarak görmesidir. Oryantalistlere göre Kur’an, Hz. Muhammed’in Arabistan’da yaşadığı hayatın etkisi altında yazdığı bir kitaptır. Ünlü oryantalist İ. Goldziher, Kur’anın Hz. Peygamber’in Yahudilik ve Hristiyanlık’tan rastgele derlediği bazı dökümanların yanı sıra olup biten olaylara karşı tavrını gösteren tarihi bir malzeme olduğunu iddia etmiştir.

    Yine bu konuda İngiliz oryantalist H. R. Gibb şunları söyler: “Kur’an, Araplar için tamamen yeni bir şey değildir. İçindeki ahiret inancı, cennet ve cehennemle ilgili ayrıntılar da tamamen Süryani Hıristiyanlığından alınmıştır… Muhammed’in kitabı da Mekke’deki hayatın bir yansıması yahut ifadesidir…”

 Sonuç olarak;
Oryantalizm, başlardaki hedeflerden en önemlisi olan metin çözümlemeleri sistematiğini aşarak batılıların Doğu için geliştirdikleri bir hegemonya unsuru haline aldı. Özellikle doğu toplumlarına- daha da özelde islam toplumlarına ait her türlü bilgiyi sistematik biçimde devşirerek kendi iktidarlarına taşıyan bir yöntemi benimseyen oryantalizm, Batı’nın Doğu’yu belirlemesi ve tayin etmesi bağlamında önemli görevler üstlendi. Tanımlanan doğu, az gelişmiş, kültürel reflekleri düşük, bir medeniyet oluşturmakta aciz, ancak Batının öngörüleri sayesinde kendisine bir rota belirleyecek halklar yığını olarak görülür. Batının, ‘biz ve öteki’ bağlamında kurguladığı ve ‘öteki’ olarak konumlandırdığı Doğu’nun yine batılı parametrelere göre dizayn edilmesi oryantalist çabalardır. Bu açıdan bakıldığında Doğu, adam edilmesi gereken toplumların yaşadığı birmekandır. Özellikle 19. Yüzyıl başında yetişmiş pek çok batılı düşünür için insanlık ya geniş bir yığındır ya da soyut genellemelerin bir araya gelişinden doğmuş anlamsız bir bütündür. Örneğin Batıda halkları anlayacak en duyarlı isimlerden K. Marks’ın Hindistan’ın İngilizler tarafından işgaline verdiği tepki ilginçtir. Marks işgali olumlar ve der ki “İngiltere’nin Hindistan’da yerine getirilecek iki görevi vardır. Biri yıkıcı, diğeri yapıcıdır. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak ve onun yerine Avrupa toplumunun temel kurallarını getirmek.”

     Batılı düşünce insanlarına göre, Doğu’lu toplumlar ve yapılar, medeniyetin kurucu unsurları olamazlar, ancak oluşturulmuş muhteşem Batı medeniyetine yakınlıkları ya da uzaklıkları bağlamında bir anlam ifade ederler. Bu sadece konjonktürel bir problem değildir; dünyanın her yerinde, özellikle Batı-dışı havzalar, Batı-dışı kültürler bugün aynı problemle karşı karşıya. Örneğin Türkiye özelinde siyasî düşünce tarihi okuyanlar bir Osmanlı düşünürünü görmeden, Makyavel’i çok iyi öğrenmek zorundadır. Öğrencilere aslında şu denmiş oluyor: “Siz tarihte yoksunuz. Tarihte olmayan, bugün de olamaz, yarın da olmayacak.” İnsanların zihinlerine yerleştirilen bilinç, “siz bugün yoksunuz, yarına da bir şey söyleyemeyeceksiniz” bilincidir. Bu durum oryantalist söylemin Türk akademyasına ve genelde Doğu akademyasına yansıması olarak belirir.

     Sözümüzün başına dönecek olursak; Edward Said’in deyişiyle “Doğuculuk Aydınlanma çağı sonrası Batı Avrupalı beyaz adamın Doğu hakları ve kültürüne yönelik dışarıdan, ötekileştirici, değilleyici ve önyargı dolu yorumlarına işaret etmektedir.” Yine ünlü sosyal bilimci Bryan Turner, oryantalist söylemin temel özelliği’ni ‘Batı’nın emsalsizliğini vurgulamak için Doğu’yla farklılığının altını çizmek’ olarak belirler. Üzerinde önemle durmak gerekir ki Oryantalizm Doğu hakkında oluşturulmuş bir Batı fantezisi olarak da görülmemelidir. Kuşaklar boyunca yaratılmış bir kuram ve eylem bütünüdür. Doğu; fikirleri, hayalleri, kişiliği ve deneyleri ile kontrastlar yaratarak Avrupa’nın (yahut Batı’nın) tarifini kolaylaştırmaktadır. Batının kafasındaki kurguladığı Doğu, oryantalist zeminde kendini ‘Doğuculuk’ olarak belirler. Bu anlamda Doğuculuk Aydınlanma çağı sonrası Batı Avrupalı beyaz adamın Doğu hakları ve kültürüne yönelik dışarıdan, ötekileştirici, değilleyici ve önyargı dolu yorumlarına iş aret etmektedir. Hasılı, yine Edward Said’in deyişiyle

    Orient, bütün Doğunun içine hapsedildiği ve Batının kurguladığı sahne olarak tasarlanmıştır. Bu sahnede Batı dışı toplumlara biçilen rol “Batı gibi” olmaktır. Ya da örneğin aydınlarımızın ön kabülüyle “Avrupalı” olmayı değil, “Avrupa gibi” olmayı ifade etmektedir. Batılılaşma sürecimize baktığımızda da bunu açıkça görebiliriz. Avrupalı olmak değil de Avrupalı gibi olmak kabülüne dayanan bu süreç, Avrupalı olmanın insan hakları, demokrasi ve sivil insiyatifle mümkün olabileceğini yoksa bir takım simgeler ve semboller bazında hareket edildiğinde ancak “Avrupa gibi olmak ” yanılsamasının içeriden oryantalistleşme sürecinden başka bir şey değil.

  KAYNAKLAR
*Edward Said, Oryantalizm: Sömürgeciliğin Keşif Kolu, Çev. Nezih Uzel, Pınar Yay., İstanbul 1982. *M.Mutman,“Şarkiyatçılık/Oryantalizm”, Modernleşme ve Batıcılık, İletişim Yay., İstanbul 2002. *B. S. Turner, Max Weber ve İslam, Çev. Yasin Aktay, Vadi Yay., Ankara1991. *Yücel Bulut, Oryantalizmin Eleştirel Kısa Tarihi, Yöneliş Yay., İstanbul 2002. *Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve Globalizm, Çev. İbrahim Kapaklıkaya, Anka Yay., İstanbul 2002. *Asaf Hüseyin, Batı’nın İslam’la Kavgası, Çev. Mesut Karasahan, Pınar Yay., 1994. *Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, Boyut Yay., 1998. *Ömer Baharoğlu, Oryantalizm, İslam ve Türkler, Toker Yayınları, 2006. *Recep Boztemur, “Marx, Doğu Sorunu ve Oryantalizm”, Doğu Batı, Yıl: 5 Sayı: 20

Exit mobile version