Ana Sayfa Yürüyüş Seyir Defteri Meseleye Notlar III

Meseleye Notlar III

*Ol geçmiş zamandı. Ateş ateşle sınanırdı. Söz uçsuz bucaksız bir dünyada dolaşırdı. Her kim yanıbaşına baksa kalbi kalbine dokunur bir alem bulurdu. O alemdir ki içinde vefa, onur ve kanaat kuşları uçardı. Hamd bunun gök kubbesi idi. Haddimizi bilir böyle bildirir idik gölgesini kibirle gezdirene.

Çok seneler geçti elbet. Çoklukla sınanmak vaktine erdik. Öylesine çok olduk ki düşlerimizin prensesi bereket, Kaf Dağı’na sığınmak zorunda kaldı. Mürekkebini aziz bildiğimiz her cümlenin kelimesi kelimesine hesap soracağı demlere geldik.

*Konjonktürel vaaz: “Riske girme, sürüye katıl. Çünkü sürüden ayrı düşeni kurt kapar. Bir kurt masalında kurban olmak istemezsin.”

*Dedim ki Derviş’e; nedir bu hoca meselesi? Vallahi dedi, bu toprağın çocuklarının takip edeceği, sözüne uyup yol bulacağı, istikamet bilip yürüyeceği, sözlerinin gölgesinde oturup sükut edeceği tek bir hoca vardır: Nasreddin Hoca!

*Ben, dedi; “0’nun Allah olduğunu her istediğimi vermemesinden öğrendim.” Sonra Zülfikarının üzerinde doğruldu ve çölün sessizliğinde kayboldu.

*Sanıldığının aksine ne önceden iki kutuplu bir dünya ne de sonrası tek kutup bir dünya vardı. Mesele emperyalizm ve onun iktisadi organizasyonu olan kapitalizmin ikiyüz yıldır geçirdiği tarihsel aşamalardan ibaretti. Bu sürece maruz kalan halklar çok acı çekti. 21. Yüzyıl insanlık için tüm bu olup bitenlerle yüzleşme çağı olarak başladı. Ödenen bedeller bir kaç neslin şahitliğini yaptığı yeni bir zamanın başladığının ilk emareleri. Bundan sonra ne olacak? Olup bitenin farkında olarak büyüyen bir nesil; bu nesil ancak İslam’ın engin havzasında yeşerecek.

Geçirmiş olduğumuz aşama geçici ama oldukça sersemletici bir zaman aralığı… Bu duruma dayanıklılığımız hangi değere adanmışlığımız ve teslim olmuşluğumuzla yakından ilgili. Umut verici olan şu sorunun cevabında gizli; çeyrek yüzyıl boyunca hangi coğrafya Emperyalizmin toptan saldırısıyla karşı karşıya? Ve bu denli ağır travmaya maruz kalmalarına rağmen nasıl oluyor da bu coğrafyada doğan her çocuk gökyüzüne umutla bakabiliyor?

*Tarihi derinliği olan bir ülke Türkiye. Tecrübelerin inşa ettiği sağlam reflekslere sahip. Bunu anlamak için bölgedeki her hangi bir ülke insanı standartları dışından bakmak gerekiyor. Örneğin hafızamızı oluşturan tarihi, ideolojik tarafgirlik üzerinden değerlendirdiğimizde elimizde basit ve anlamsız gerekçeler kalır. Bu tür bir okumanın ürettiği saplantılar toplumun belleğini yaralayabilir. Oysa olumlu ya da olumsuz, altyapımızı kuran her bilinç kırıntısının bize kazandıracağı bakış açısını önemsemeliyiz. Tarih bizden en çok da sahici sorular bekliyor. Bunun için berrak ve takıntısız bir akla ihtiyacımız var.

*İstedikleri cihatsız, öfkesiz ve hayata ilgisiz bir İslam. Bunu başardıklarında, oluşturdukları kimliksiz, kişiliksiz ve mutlu/mesut bir dünyada yerimizi almamız için kapılar sonuna kadar açılacak. Vakıada “bu durum ya da davranış İslam’a uygun mu?” soru ve endişesi, “İslam’ı oluşan yeni duruma hangi gerekçeleri kullanarak adapte edebiliriz?” çabasına bırakıyor.

*Malumdur ki derginizin programları devam ediyor. Gençlerle olabildiğince temas kurup, halleşelim, helalleşelim istiyoruz. Kudüs demişken, Benim Adım Kudüs yürüyüşümüzden murad, kendimizi kurmak, okumak ve kurtarmaktır. Yoksa Kudüs’ün sahibi belli. Onu Allah korur *Kapitalist aklın ürettiği sentetik günler (doğum, sevgililer, anneler, babalar, kadınlar, öğretmenler vs. günleri) tek bir günü unutturmak için organize edilen tüketim köleliğinin süreğidir: Hesap Günü.

*Berkeley’de antropoloji profesörü olan Alexei Yurchak’tan ödünç aldığı kavramı etkileyici belgeselinin başlığı yapan yönetmen Adam Curtis, yaklaşık iki buçuk saat süren çalışmasında, yeni zamanların hangi kodlarla inşa edildiği üzerinde duruyor. HyperNormalisation (Hiper-normalizasyon), Sovyet sisteminin yıkılma sürecinde ülke insanlarının ve yönetimin içinde bulunduğu durumla ilintili. Kısaca şöyle, komünizm ütopyasına aşırı bağlı olan politbüro ve parti üyelerinin her şeyin yolunda gittiğine ve yakın gelecekte istendik sonuçlara ulaşacaklarına olan inançları ile, geniş halk kesimlerinin bu duruma inanıyormuş gibi yapmaları ve davranmalarının kavramlaştırılmasına HyperNormalisation adı veriliyor.

Gerçekten de sarsıcı ve dehşet verici bir yapım. 1975 yılının Şam’ı ve Newyork’u ile başlayan belgesel, kitlelerin nasıl manipüle edildiğini ve ondan önce bu manipülasyonun hangi saikler kullanılarak uygun/hazır algılar oluşturulduğunu örnekleriyle anlatıyor. İletişim şirketleri ve bu şirketlerin elinde bulunan araçları keşfeden finans kurumlarının ortak hedef doğrultusunda, bazen politik ve bazen de iktisadi olarak yaptıkları küresel çalışmaları göz önüne seriyor. Bu çalışmalarda zamanı gelince kimlerin diktatör olarak sunulacağı, kimlerin demokrasi havarisi olacağı algoritma yöntemleriyle ince ve sağmal biçimde ele alınıyor. Yani kitleler üzerinden ileri vadede ne tür bir çıkar oluşturmak isteniyorsa, duruma göre kendini yenileyen algoritmalar ile sosyal medya kapanları kuruluyor.

Bugün bir çok internet uygulamalarının önümüze cezbedici ve ücretsiz şekilde sunulmasının arka planında işleyen devasa yeni sömürü düzenine dikkati çekmeye çalışan Curtis, aslında zihinlerimizde şu cümleyi kurmaya çalışıyor; “bedava peynir ancak fare kapanında bulunur.” Bugün milyonlarca insanı içine hapseden sosyal medya platformları, her kişiye özel dünyalar oluşturarak bir nevi muhatabının kendi cennetini kurmalarını sağlıyor. Biyometrik olarak algı, davranış, tutum ve refleksleri kodlanan her bir insan için kurgulanan yapay bir cennet. Burada rahatsız edici bir tavır yok. Yani siz nasıl bir haleti ruhiyede iseniz haber akışlarından tutun da reklamlara kadar önünüze aynı özellikte görüntüler geliyor ve bu yapılandırılmış bu gerçeklik içerisinde sanrıların kozasında yaşamaya başlıyorsunuz.

Film The Human Bomb, Inside the Soviet Empire, Altered States, Truth is Out There, A World Without Power gibi bölümler halinde sunulmakta. Elbette ki bununla ilgili çok uzun değerlendirmeler yapılabilir ve makaleler yazılabilir. En kısa sürede bulun ve bu belgeseli dikkatle izleyin demeden önce dikkati çeken şu görüntüyü naklederek bitireyim: Rusya’nın hali hazırdaki lideri Putin’in seçim çalışmalarını organize eden ve algı operasyonlarının başındaki genç tiyatrocu Vladisyav Surkov. En önemli stratejisinin birinci ayağını, neyin gerçek neyin sahici olduğuna karar verilmeyecek bir ortamın oluşturulması üzerinden kitleleri yönlendirmek temelinde kuruyor. Ve dış ses şöyle devam ediyor: “O ve ekibi için gerçeklik istedikleri her şeyin şekline girebilen etkilenebilir bir şeydi. Surkov’un amacı yalnızca insanları manipüle etmek değil, daha derinlere girip oynamak ve dünya algılayışlarını zayıflatmaktı. Böylece olup biten hiçbir şeyden emin olamaz hale geldiler.”

Exit mobile version