Herkes alışacak. Hepiniz alışacaksınız. Gençliğinizde idealize ettiğiniz her şeyin nasıl da dönüştürüldüğünü, basitleştirilerek piyasaya uygun hale getirildiğini göreceksiniz. Doğu’nun Yedinci Oğlu’nun artık Batı’ya gitmesine gerek yok. Her şey burada, bu toprakların üzerinde olup bitecek. Diğer hiç bir oğul Batı ile kendini denemeyecek. Burada söndürecekler kandilinizi. En kutsal neye tutunmuşsanız, o kutsal üzerinden vurulacaksınız. Sizden sonra gelenler size hayretler içinde bakacak, kızacak hatta umutları kırılacak ama siz onlara dönüp şöyle diyeceksiniz; biz de bir zamanlar sizin gibiydik, gökyüzünde güneşe, yeryüzünde toprağa yanı başımızda kavline tutunduğumuz yare sözler verip aydınlık bir gelecek umut ediyorduk. Döndük dolaştık, her şeyi dönüştürüp bulaştırdık bu vakıaya intibak ettik.
Şimdi rengarenk insanlarsınız. Nerede bir haksızlık görseniz içiniz ürperir, elinizle, olmazsa dilinizle, olmazsa son raddede kalbinizle karşı koyarsınız. Peygamber sevgilisi Mus’ab’ın harp meydanlarında salına salına cenk edişinin, Ali’nin Hayber önündeki heybetinin damarlarınızda dolaştırdığı kanın farkına bile varmazsınız. Öylesine doğal, öylesine adanmışsınız. Zeyneb’in zulüm karşısındaki duruşunu, Meryem’in ulu masumiyetini, Hatice’nin adanmış mahremiyetini gönüllerinizde gezdirir durursunuz. Kitaptan kitaba seker ruhunuz. Su gibi ekmek gibi tutunursunuz sayfalarına. Gece sabahlara kadar puslu bir lambanın altında vuruşturup düşüncelerinizi, yine de seherin er vaktine dingin çıkarsınız. Boğazınızda düğümlenen kelimeleri ilk karşılaştığınızla paylaşmak, ona tebliğ etmek ve yine ona içinizdeki cenneti açmak dilersiniz. Dünyanın neresinde olursu olsun bir mazlum çığlığı ile ürperen kalpleriniz meydanlara ateşli sloganlar olarak düşer. Oradan orada bir bayrak gibi akarak özgürlüğün soluğunu taşırsınız. Kenarı yanık bir mektubu bekler gibi beklersiniz sevdiğinizi. Sevgilim, dersiniz, sevgilim başını bağlayıp düş ardıma/düş ardıma… Seninle biraz daha yaklaştım muradıma.
Şimdi iyisiniz. Çok iyisiniz. Yerinde durmaz, çakmak çakmak gözleriniz, kınından çekilmiş kılıç gibi sözleriniz… Dava deyince durulan öz suyunuz. Şehirle kendini sınayan, varoşlarından başlayarak nerede bir kötü, art niyet, olmaz işler… yakacak kadar ateşi içinde taşıyan gönüldaşlığınız. Hepsini bitirecekler. Külünüzü göklere savurup sizden kalanlara nostalgia deyip gülüp geçecekler. Önünüzde yürüyenlerin nasıl çarpıldığını, eridiğini ve sonunda geçirmiş oldukları evrimle tanınmaz hale geldiğini hayretler içinde göreceksiniz. Bir türlü anlayamayacaksınız, anlamak, nasıl olduğunu bilmek için onların kemaline ermeniz
gerekecek. Ve bunu çok iyi bildiklerinden dolayı dönüp hin bir bakış atacaklar size. İşte orada gömüleceksiniz. Kaçıp da sığınacağımız her şey tuzla buz olacak. Toz bulutlarını tekmeleyeceksiniz. Hırsınız omuzlarınızı hareketsiz bırakacak ve sonunda uysallaşmış bir Kızılderili atı gibi etrafınızı kuşatan müptezelliğe yelelerinizi sallayacaksınız.
Önce gözlerinizi değiştirecekler. Artık onların gösterdiği yere bakmak zorundasınız. Onların tatlarını ile dünyayı anlayacaksınız. Onların akılları çelen simülasyonuna teslim olacaksınız. En kutsal gördüğünüz ne varsa kaf dağında sizi bekliyor olacak yine de. Ancak ona hiç bir zaman ulaşamayacaksınız. Öylesine bir yola koyulacaksınız ki gittiğiniz yere ulaşmak için içinizde taşıdığınız sır, sır olmaktan çıkıp piyasa malı olacak. Bu teslim alınmışlıkla önünüze her şeyin en iyisi serilecek. Öylesine nimetler içine düşeceksiniz ki, nimet olarak helal kazanç veya kanaat gibi erdemleri arkaik zamanlar gardolabına asmak zorunda kalacaksınız. Sonra benliğinizle oynayacaklar. Kodlarınız değiştirilip egonuzun tatmin edildiği müthiş bir dünyaya düşeceksiniz. Sevdiğinizin gözyaşına tutunup ulaşacağınız bir murad kalmayacak. Neyi istiyorsanız hazır, steril ve arzularınıza uygun biçimde önünüze serilecek. Tadın dünya nimetlerini. Tadın cennet de cehennem de bu dünyada. Haydi cennetin nimetleri ile sarhoş olun. Kırbaçladıkları hırslarınızı tatmin edeceğiniz alanlar bahşedilecek size. Gidin ve isteğiniz gibi oyalanın. Özgürlük sonsuza kadar biçemlenmiş özgürlük!
Sonra dönüp bohem bakışlarla geçmişinizdeki sizi inceleyeceksiniz. Yalanlarına fit olduğunuz bir yaşamı anlamlı kılmanın da reçetesi bahşedilecek size. İç inizde tâ derinlerde üzeri küllendirilmiş son közleri de söndürüp sizi tamamen insansızlaştırılmak için son raund bu. Burada düşerseniz artık mutlu çoğunluğun sorunsuz bireyi olacaksınız. Sizden inşa edecekleri birey açısından artık insan olmanın bir önemi ve hükmü kalmayacak.
Mütedeyyin-muhafazakar bir birey olarak kazandığınız bu yeni kimlik size dünya vatandaşı kapılarını açacak. Çevrenizde olup bitenleri değerlendirirken elinize verilecek intibak ölçüsü de zaten ‘birey’ kimliğine yüklenmiş durumda. Meydana gelen bu kadar haksızlığa, zulme, çaresizliğe yok ettikleri vicdanınız açısından değil de etik olarak bakıp geçeceksiniz. Yemek masanızdaki zeytin çekirdeği kadar gündeminizi oluşturmayacak hiç bir şey. Adaletsizlik diye bir gündeminiz olmayacak çünkü sizi içinde var ettikleri şey bu.
Sonra diyeceksiniz ki bu coğrafyada neler oluyor? Desem size inanır mısınız: Siz olmadığınız için, siz sizi kaybettiğiniz, siz sizi terkettiğiniz, sizi sizi dikkate almadığınız için bunlar oluyor
