SEVGİLİNİN BAHÇESİNDEN YÜKSELEN SES
Her an sevgiliye gidiyorsun a gönül, hem ne de gizli gidiyorsun gözlerden!
Ay gibi elbiseler paraladın da, parlak mı parlak güneşlin ardına düştün gidiyorsun sen!
A yeryüzünde arkadaşlarla oturmuş er, içyüzden yedi kat göğü aşmış gidiyorsun!
Görünüşte konukların önündesin amma, gerçekte ise konukluğa gidiyorsun sen!
Suya benziyorsun amma, örtü altında âbu hayatsın, bahçeye gidiyorsun sen!
Öylesine salına salına gidiyorsun ki, gözler görebilseydi seni; dünyada bir tek yaslı kalmazdı!
Ne olurdu şu halk seni görebilseydi, sen olur, seninle akar giderdi..
Amma ne mümkün, bütün halktan gizli gidiyorsun sen!
Madem ki padişaha gidiyorsun, ne olur halimizi gör, çaresizliğimizi, haberlerimizi, yakarışlarımızı bildir o’na.
Hiç olmazsa, benzersiz, bezeyici, nazarıyla lütfetsin de şu beden evi meyvolı bir bağa, bir gül bahçesine dönsün, dönsün de; gönül bucağı bir “cuma mescidi” haline gelsin.
İnşaallah, aşıklara şölen, tek gören yokyoksullara secdegâh olsun!
A gönül, “ne de güzel yatılacak yer seçmişsin” dedim de, güldü de dedi ki, “gül alıcı, gül bahçesinden gül alır elbetteki, o gül ayakların altındadır gerçi, amma insaf et, inkâr edenlerin meclisinde nasıl söylenebilir?”
Muhyiddin-i Arabi
