Ana Sayfa Yürüyüş İstikamet İSTİKAMET | SAYI 20

İSTİKAMET | SAYI 20

YALNIZLIK SÖZLERİ
O “en büyük leke “ye takılıp kalmadım, dünyaya bulaşmadım. Öğretmenliği ve sessizliği seçtim, hale bakıp sözlere aldırmadım diye, Allah’a hamdediyorum; içim içime sığmıyor. Onlar altın topladılar, ben hazine buldum. Onlar saraylar inşa edip birkaç koltuk elde ettiler, ben tapınak inşa ettim ve iyilik tanrısının sonsuz iklimlerinde, saltanat tahtına kuruldum.
Onlar bağ bahçe aldılar, ben ise mucizelerin yeşil ülkesine sahibim. Onlar masa başlarında gururlandılar, ben aşk tapınağının minaresinde, gururumu ayaklar altına aldım. Onlar Kayserin köleleri oldular, ben ise “Hekim ın sahabesi oldum. Onlar yoldan saptılar, el ve avuçlarını doldurdular, ben ise kaldım ve elim avucum boş bir halde, inzivayı tercih ettim.
Onlar adlarını ekmeğe sattılar, ben adımı suya verdim. Hızır’dan daha çabuk, İskender’den daha önce hedefe ulaştım. Onlar lezzet ve zevk aldılar, ben ise gam ve keder. Onlar paraperest oldular, ben putperest. Onlar altın ve gümüş sergilediler, ben Mevlana gibi, Şemste açtım ve Şems’te yandım. Gönül sofrasını açtım, dert sergisini yaydım. Kandan şarap içtim. Onlar para babası oldular, ben dert babası. Onlar yaşamaya bağlandılar, ben yaşama. Onlar bakanlık elde ettiler, ben saltanat. Onları yalanla övüyorlarsa, birileri beni gerçek manada kutsuyorlar. Onları içlerinden düşman, beni ise kalben dost biliyorlar. Onlara işlerini rapor ederlerken, bana hallerini rapor ediyorlar. Onlar özgürlüğe ihanet ettiler, ben özgürlüğe vefalı kaldım. Onlar gece alemlerinde kotu kadınlarla dans ederken, ben tertemiz uzletimde, sufilerin temiz güllerim kokluyorum. Onlar elbiselerine sığmayacak kadar şişmanlarken, ben içim içime sığmayacak kadar âşık oldum. Onların memurları, benim dertlilerim var.

Onlar hasta ve zayıf develerini, zorla, saray kapılarında kurban ederken, ben İsmail’imi, şevkle Ka’be yolunda boğazladım. Onların içen ve gülenleri varsa, benim de yanan ve ağlayanlarım var. Onlar, kalabalıkta birbirlerine yabancıyken, biz yalnızlıkta birbirimizi tanıyoruz. Onların altını varsa, benim de aşkım var. Onların evi varsa, benim de mihrabım var.

Onlar yükselirken, ben Miraca çıkıyorum. Onlar yeryüzünde sürünürken, ben göklerde uçuyorum. Onlar biterken, ben daha yeni başladım. Onlar yaşlanırken, ben gençleşiyorum. Onlar vekil oldular, ben ise ma’bud. Onlar reis olmuşlarsa, ben de rehber oldum. Onların kapıkulları ve fedakâr uşakları varsa, benim de soylu bir önderim var. Onlar Nuşirevan’ın adalet zincirini boyunlarına vurdular ve ahırları bayındır kıldılar, ben ise sarayları terk ettim. Buda oldum, zincirleri kırdım, özgür oldum. Sanatçı oldum, üretici-yaratıcı oldum; nübüvvet ve risalet buldum, ebedileştim. Alem gazetesinde bekamı sağladım. Onlara, bir grup insan dalkavukluk ediyorsa, bu onları mesleği olduğu içindir. Bunların yerme başkaları geçse, onlar da dalkavukluk eder, yağcılık yapar; ama içlerinden nefret duyarlar. Beni ise, dünyaya asla teveccüh etmeyen bir kalp över. O, dünyayı bir çöplük olarak görür. Bu kalpte güzellikten, imandan ve sevgiden başka bir şey yoktur. Dünyadan hiçbir beklentisi yoktur. Öyle bir kalp ki, Allah’ı bile ısrarlarımla över. “Ben nerede onlar nerede, zarar ettim” diye yakınır.

Ali Şeriatı

Exit mobile version